Fikirden Fiile: Bir Milletin Zihniyet Haritası
Fikirden Fiile: Bir Milletin Zihniyet Haritası
HÜSEYİN DEMİR
Zihniyet Meselesi: Aynı Toprakta İki Dünya
Bir milletin geleceğini, sadece partiler ya da liderler değil, onların ardında yatan zihniyetler belirler.
Zihniyet, bir düşünme biçimidir; insanın dünyayı nasıl gördüğünü, hakikati nereye koyduğunu, varoluşuna hangi anlamı yüklediğini gösterir.
Türkiye’de iki ana çizgi tarih boyunca birbirine bakarak değil, birbirinden uzaklaşarak gelişmiştir:
Biri, hakikati Batı’nın aklında ve seküler rasyonalizminde arayan çizgi; diğeri, kendi köklerinde ve inancında yeniden keşfetmeye çalışan çizgi.
Bu iki farklı yolun bugünkü temsilinde, CHP zihniyeti ile AK Parti zihniyeti, sadece siyasî değil, medeniyet yönelimleri bakımından da iki ayrı dünyayı yansıtır.
CHP Zihniyeti: Akıl ile Ruhu Ayıran Modernlik
CHP zihniyeti, modernleşmeyi bir tür kurtuluş reçetesi olarak görür.
Bu anlayışta kalkınma, teknik ilerleme ve Batılılaşma eş anlamlıdır. Ruhu değil, düzeni tamir etmeye yönelir.
Ancak bu modernlik, çoğu zaman kendi halkına yabancılaşmanın bedeliyle gelir.
Milletin içinden çıkan değerleri değil, dışarıdan ithal edilen normları merkeze koyar.
Bu zihniyet, medeniyeti makineye, ilerlemeyi taklide, özgürlüğü ise dinden uzaklaşmaya indirger.
Oysa bir milletin kalkınması, ancak kendi ruh köklerine sadakatle mümkündür.
Ruhu yok sayan her düzen, er ya da geç kendi gölgesinde boğulur.
AK Parti Zihniyeti: İnşa ile Diriliş Arasında
AK Parti’nin doğuşu, sadece bir siyasi hareketin değil, bir medeniyet arayışının ifadesidir.
Cumhuriyetin ilk yüzyılında dışlanan değerleri, yeniden kamusal alana taşıma iradesidir bu.
“Yeniden büyük Türkiye” vurgusu, bir slogandan çok daha fazlasıdır; bu, yitik ruhun yeniden dirilişi anlamına gelir.
Bu anlayış, Necip Fazıl’ın fikirlerinde mayalanmış, Sezai Karakoç’un “Diriliş” çağrısında derinleşmiş ve Erdoğan’ın fiilinde somutlaşmıştır.
Fikrî miras, artık sahaya inmiş; kelimeler, yol, köprü, şehir, okul olarak vücut bulmuştur.
Bir milletin yeniden ayağa kalkışı, önce bir inanç, sonra bir inşa meselesidir.
Necip Fazıl: Fikir Devriminin Mimarı
Necip Fazıl Kısakürek, bir şairden çok daha fazlasıdır; o, bir çağın ruh haritasını çizen mütefekkirdir.
“Büyük Doğu” ideali, sadece siyasî bir yönelim değil, bir hakikat çağrısıdır.
Ona göre millet, ancak imanla, ahlakla ve fikirle ayağa kalkabilir.
Necip Fazıl, Türk aydınının en büyük açmazını teşhis etmişti: “Düşünce var ama istikamet yok.”
O, istikameti imanın merkezine oturttu; medeniyeti, teknolojide değil, ruhta aradı.
Bu nedenle onun devrimi silahla değil, kelimeyle yapılmış bir devrimdir.
Sezai Karakoç: Diriliş Neslinin Mütefekkiri
Necip Fazıl’ın açtığı yol, Sezai Karakoç’ta metafizik bir derinlik kazanmıştır.
Karakoç, “Diriliş” kavramıyla sadece geçmişi değil, geleceği de inşa eden bir iman estetiği kurdu.
Ona göre toplum, ancak yeniden ruhunu bulduğunda medeniyet doğurabilir.
Karakoç’un medeniyet tasavvuru, bir “nostalji” değil, yeni bir ufuktu.
Batı’yı suçlamadan, Doğu’yu putlaştırmadan; ama kendi hakikatini yeniden keşfetmeye çağıran bir duruştu bu.
O, “Diriliş Nesli” diyerek yeni bir insan tipinden söz etti:
Kalbiyle düşünen, aklıyla inanan, adaletle inşa eden bir insan.
Erdoğan: Fiilî Devrimin Mühendisi
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset felsefesi, işte bu iki düşünce damarının fiile dönüşmüş hâlidir.
O, Necip Fazıl’ın idealini almış, Karakoç’un diriliş anlayışını toplumsal ölçekte icraata dökmüştür.
Bu yüzden onun mücadelesi sadece siyasi değil, medeniyet temellidir.
Erdoğan’ın dilinde “millet”, bir seçmen kitlesi değil, bir irade metafiziğidir.
“Yeniden diriliş”, “Türkiye Yüzyılı”, “yerli ve millî duruş” gibi kavramlar, bir ideolojinin değil, bir hafızanın çağrısıdır.
Fiilî devrim, fikir devriminin toprağında büyümüştür.
Yani önce fikir yeşermiş, sonra o fikirden şehirler, kurumlar, yollar doğmuştur.
Sözün Sonu: Fikir, Fiil ve Hakikat
Bir millet, ancak fikrini fiile dönüştürdüğünde tarih sahnesinde kalıcı olur.
Necip Fazıl düşüncenin tohumunu ekti,
Sezai Karakoç o tohumu diriliş inancıyla suladı,
Erdoğan ise o ağacı toprağa kök salmış bir gerçeğe dönüştürdü.
CHP zihniyeti, modernliğin aklıyla inşa etmeye çalıştı ama ruhtan koptu.
AK Parti zihniyeti, aklı ruha bağladı, maddeyi mânânın hizmetine verdi.
Bugün Türkiye, bu iki yolun kavşağında duruyor:
Biri geçmişi inkâr eden bir “taklit medeniyet”,
Diğeri köklerinden güç alan bir “diriliş medeniyeti.”
Ve tarih, her defasında aynı hakikati fısıldıyor:
“Fikir olmadan fiil olmaz.
Fiil olmadan fikir yaşatılmaz.”
Selam ve dua ile.