CHP’de yaşanan tuhaflıklara bir de bu açıdan bakmak lazım…
CHP’de yaşanan tuhaflıklara bir de bu açıdan bakmak lazım…
MUHAMMET KUTLU
Ana muhalefet partisi CHP’de yaşananlar, hepimizi derinden etkileyen ve istenmeyen görüntülerin, gürültülerin oluştuğu bir atmosfere neden oldu.
Şaibeli 38’inci Kurultay’da pavyon köşelerinde delege satın alınmasıyla başlayan sürece mahkemece verilen “Mutlak butlan” kararıyla dur denildi.
Sonrasında olanları biliyorsunuz, şaibeli kurultayla, kendisine büyük sermaye ve emperyalist çevreler tarafından sözde cumhurbaşkanlığı için yol verilen Ekrem İmamoğlu’nun vekili olarak partinin başına getirilen Özgür Özel, o kadar da koşturmasına rağmen bir türlü vaziyete hakim olamadı ve CHP Genel Merkezi’nden polis marifetiyle kapı dışarı edildi.
Kurban Bayramının son günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partililerle genel merkezde bayramlaşma yaptığı sırada, Özgür Özel de Güvenpark’ta alternatif bayramlaşma toplantısı düzenledi.
Her iki isim yaptıkları konuşmalarla karşı tarafa göndermelerde bulundu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel ve ekibine yönelttiği “FETÖ’cüler” suçlaması oldukça manidardı.
Bu suçlamayla eli ayağı dolanan Özel, soluğu Anıtkabir’de alarak Atatürk’ün huzuruna çıktı. Genel başkan olmadığı için mozoleye çelenk koyamayacağı bildirilince çelengin üzerindeki “CHP Genel Başkanı” yazısını cebine koyan Özel, tam çelenk mozoleye konulurken cebinden çıkardığı yazıyı çiçeklerin üzerine iliştirmeye çalıştı.
Anıtkabir görevlileri yazıyı çiçeklerin üzerinden alınca yanındaki taraftarları askerlerin üzerine yürüyüp yumruklamaya kalktı.
Üzücü görüntüler, sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı. Herkes yaşanan görüntüleri yadırgadı. Kınadı.
Şimdi herkes “Bütün bunlar CHP’de neden yaşanıyor” diye düşünüyor, yazıyor, çiziyor, yorum yapıyor.
Elimden geldiğince CHP’de yaşananlara, özünde de ülkemizde yaşanan akıl almaz olaylara okumalarımdan edindiğim bilgiler ışığında açıklık getirmeye çalışayım ki yaşanan tuhaflıklar insanlarımızın aklını boş yere meşgul etmesin…
Biliyorsunuz dünyanın en güzel şehri İstanbul, 29 Mayıs 1453’de cennetmekân atamız Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilerek bizlere miras bırakıldı.
Üç gün önce de İstanbul’un fethinin yıldönümünü büyük bir mutlulukla kutladık.
Allah atamız Fatih Sultan Mehmet, onun silah arkadaşları ve fetihte emeği geçen tüm atalarımızdan razı olsun.
Dünyanın en güzel şehrini fethedip Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V) müjdesine nail olurken, bizlere de bu kutlu mirası bıraktılar.
İşte dünyanın en güzel şehri İstanbul’da boğazın her iki yakasında yerleşik bulunan İspanya’daki soykırımdan kaçan Sefarad Yahudiler ve çeşitli dönemlerde Osmanlı’ya sığınan Doğu Avrupa Yahudileri denilen Aşkenaz sülaleleri mukimdir.
Bunlar yüzyıllar içinde boğaza öyle bir hakim olmuşlardır ki, kendileri dışında başka bir zümreden kimsenin boğazda yalı almasının imkanı yoktur.
Çok zengin ve güçlü bir Müslüman, boğazdan bir yalı alacak olsa birden bire işleri ters gitmeye başlar, şirketleri iflas eder ve yine boğazın hakimi konumundaki bu Sefarad ya da Aşkenazlardan birine satıp çıkmak zorunda kalır.
Kuzey Afrika’da çok büyük işler yapan bir müteahhitin, elindeki büyük paralarla boğazdan üç yalı aldıktan kısa süre sonra, binlerce konut yaptığı ülkeden alacaklarını tahsil edemeyip iflas ettiğini ve elinde kalan son mallar olan üç yalıyı yok pahasına boğazdaki bu ailelere satmak zorunda kaldığını söyleyerek bir örnek vermiş olayım…
Gelelim sadede… Boğazdaki bu aileler, “İstanbul Dükalığı” denilen derin sermaye klanını oluşturmuşlardır. Bu aileler her zaman devletten daha zengin olmuştur. Şimdi bile cirolarını toplasanız, Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılasının büyük bölümünü oluşturduklarını görürsünüz.
İşte bu aileler, Osmanlı kendilerine sahip çıkıp hayatlarını kurtardığı için minnet hissiyle dolu bir şekilde kendi işlerine bakmazlar.
Hem kendi yapıları öyledir, hem de distribütörleri oldukları küresel sermaye de Türkiye’den elini çekmediği için, onların Türkiye’ye yönelik türlü entrikalarını, siyasi ve toplumsal oyunlarını yurt içinde hayata geçirmek de her zaman onlara düşer.
Bunlar kah Atlantik ötesinden gelen darbe emirlerini, kah muhtıra talimatlarını, kah da siyasi hayatı dizayn etme görevini ellerindeki bitmez tükenmez milyar dolarlarla yerine getirirler.
Türkiye’nin zaman ve para kaybetmesi için gereken her şeyi buldukları kullanışlı aparatlar marifetiyle yaparlar.
CHP’de yaşanan tuhaflıklara da bu açıdan bakmak gerekir. Hal hareketlerine, söylemlerine, oturup kalkışlarına baksanız kesinlikle liderlik vasfı olmayan isimler gelir koskoca ana muhalefet partisinin başına geçiverir.
Sonra hem parti karışır, hem yolsuzluklar, usulsüzlükler yüzünden halk kaybeder, hem “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” diyen siyonist İsrail rejimi tüm merkez coğrafyayı kana ve ateşe boğduğu bir dönemde ülkemiz iç cephesini bir türlü tam manasıyla tahkim edemez.
Koca ülke pavyon köşelerinde delege devşirerek ana muhalefet partisini ele geçiren bir grup pervasızın adeta esiri haline gelir.
Bu tür entrikalarda, içeriden bulunan aparatlar eğer başarılı olursa, ülke yönetimi birkaç dönem küresel baronların eline geçer.
Eğer buldukları aparatlar kifayetsiz çıkarsa, en azından kargaşa ve istikrarsızlığa neden olarak ülkemize zaman ve kaynak kaybettirirler.
Her iki durumda da küresel baronlar kazanır.
CHP’de yaşananlara bir de bu açıdan bakmak lazım.