• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
TÜM YAZILARI
09 Ağustos 2020

Dava dilekçesinde görürüz; Kim AK Partili, kim AKP’li!

Abdurrahman Dilipak Ağabey “papatyalar”ı anlattı da, eksik söyledi, bir de “prens”leri vardı Özal’ların...

Daha doğrusu varmış, ben yetişemedim...

Gerçi bunlar Özal olmadan da yapacaklarını yapmış, Özal uyanık adam, bunları “hazır” almış...

Şimdikiler bunlar kadar becerikli değil, onun için “Teşkilatta pişiririz” denilerek alındılar...

Kendilerini kurtardılar ama mesela sınıf değiştirmeyi ya da bağımsız bir karakter geliştirmeyi daha beceremediler, hâlâ babalarının ismiyle yaşar çoğu...

“Ortadoğu uzmanlığı”nın para kazandırmayacağını anlayınca “sosyal medya uzmanlığı”na geçmek kolay da, kifayet olmayınca ihtiras bela... Kendini de, kapağı attığı teşkilatı da rezil eden çok oldu...

En büyük örneği Tayyip Erdoğan ile merhum Necmettin Erbakan arasında görülen “üzmeden, ezmeden geçme” pratiğini bile kavrayamadılar...

Bunlar hiçbir zaman AK Partili olamadı, hep AKP’liydiler...

Şimdi “AK Parti içindeki AKP’liler”e yönelik bir ifadesi sebebiyle, Dilipak Ağabey’e dava açılıyormuş... Neyse, dava dilekçesinden öğrenmiş olacağız, “AK Parti içindeki AKP’liler” kimmiş...

“AK Parti - AKP” tartışmasını, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bizim partimizin kısaltılmış adı AK Parti’dir, AKP değil.. AKP diyenler bunu edep dışı söylemektedirler, bu kadar açık ve ağır söylüyorum” diyerek kestirip attığını ben bilirim, Dilipak ağabey bilir, AK Parti içinde olup bilmeyenleri de suç duyurularından öğrenmiş oluruz...

Geçelim asıl soruya: Bahsettiğimiz kompleksli ekibin, kendilerini var eden bütün değerleri reddetmedikleri sürece sekülerler tarafından sevilmeyeceklerini anlamaları için, illa hayatlarını kaydıracak kadar büyük bir darbe yemeleri mi lazım?

2010’ların başında Cezayir Restoran’da yapılan toplantılara sırf yenilen haltlara meşruiyet kazandırmak için çağırıldığını fark etmeyip, “Aha beni de adam yerine koydular” gazıyla “çıktığı yumurtanın kabuğuna laf edenler”in şimdi nerede ne yaptığına baksanız yeter...

Onlardan olacağız ya, bizi sevecekler ya, illa da Batı’nın düzenlemesini alacağız...

İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkanlar mesela, buyursun söylesinler, bu sözleşmeden çıksak, sadece kadına ve çocuğa da değil, bütün canlılara şiddeti engellemeye matuf, daha kapsamlı ve bize uygun düzenlemeleri kendimiz yapsak ne olur?

“Şöyle bir yanlış sonucu olur” deyin...

“Karısına, çocuğuna şiddet uygulayacak adam kendi yaptığımız kanunu umursamaz ama uluslararası sözleşmeden korkar” gibi bir mantıkta olamazsınız herhalde?

Sözleşme sayesinde (o da bir ihtimal) kazanıp da kanunla düzenleyemeyeceğimiz tek şey “yabancı ülkeye iltica” hakkı olur, ona mı niyetleniyoruz yoksa?

“Böyle ufak ufak ifadelerle türlü çeşit sapkınlığı normalleştirmeye çalışıyorlar” diyoruz, bunun nesi anlaşılmıyor?

Niye ısrarla “toplumsal cinsiyet” ve benzeri kavramları mevzuata sokmaya çalışıyorsunuz? 

Toplumsal cinsiyet kavramını esas kabul etmek, yaşayışı ve dış görünüşü itibariyle karşı cinse benzetilen ve bu yolla toplumsal cinsiyeti değiştirilmiş olan bir kişinin, bu durumunu, kendisiyle medeni birliktelik kurmayı planlayan kişilerden gizleme hakkını da kabul etmek anlamına gelmeyecek mi?

Karışık oldu, açık sorayım, “Oğlun; ‘Gelinin’ diye elini öptürmeye bilmeden bir transseksüel getirse ne yapacaksın” ablacım?

Başkası der, mantığında yeri de var ama, sen buna “Olabilir, insanın başına gelebilir” dedikten sonra, arkasından nasıl “Ben muhafazakarım” diyeceksin?

Hadi kavram yorumlamayı da geçtik...

“Sadece bir maddede eşcinsellik var” deniyor ya, mesela kaç maddede eşcinsellik kavramının yer alması lazım bu sözleşmeye karşı çıkmanız için?

Ya da mesela kaç tane “muhafazakar aile”nin çocuğunun, sadece çevresel değişkenlerin etkisiyle “cinsel kimlik” anlayışında sapma olması sizin için kabul edilebilir?

Hele bir de “Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır” ifadesi var ki sözleşmede, savunanın yüzünü kızartır...

Elbette “kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesi”nin kökünü kazıyalım, hem dinen hem de örf ve adetlerimiz açısından da bizim için sorun yok ama, “klişeleşmiş roller” niye sorun mesela?

Kökü kazınacaklara “fedakar anne”, “müşfik baba”, “sevgi dolu eş” gibi klişeler de dahil olmak zorunda, sizin için bu sıkıntı değil mi?

Madem erkeğin klişeleşen rolünün kökünü kazıyacağız, hukukumuzda “hamile kadını terk etme” diye bir suç var, onun da kaldırılması taraftarı mısınız?

Ya da bir babanın, “Ben erkeğe yüklenen klişeleşmiş rolleri kabul etmiyorum, evin geçimini de çocukların bakımını da karım üstlensin, ben başka rol seçeceğim” demesi, normal mi kabul edilsin istiyorsunuz?

Hadi hepsi bir tarafa... Nafaka meselesini ne yapacağız? “Süresiz nafaka”yı bırakın, bu maddeye göre aslında bir ay bile nafaka verilmemesi lazım değil mi? “Erkek hem kendini, hem yeni kuracağı aileyi, hem de eski karısını geçindirebilecek kapasitededir ama kadın sadece kocasından boşanmakla yoksulluğa düşer” demek olmuyor mu mevcut durum? E nerede kaldı “Kadının daha aşağı olduğu düşüncesi”nin kökünü kazımak?

Sırf siz “Batılı dostlarınıza” izah edemeyeceksiniz diye, kusura bakmayın, biz bu saçmalığa muhatap olmak zorunda değiliz...

Türk aile yapısı nihayetinde “kusursuz” değildir ama, Batı’nın kendi bencilliğine diktiği kılıfla örtülecek bir kusuru da yoktur...

Yıldık sizin bu komplekslerinizden...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

vatandaş

Umarım sana da dava açılmaz.
  • Yanıtla

Şaban Abacı

KADEM ve diğer dernekler bu sözleşmeyi savunmakla ne kadar fonlardan yararlanıyor? Araştırılsın. Ya da şimdiye kadar aldıkları fonların tutarı açıklansın. Bilen varsa bekliyoruz. Bu kadar savunmanın arkasında bu fonlar olabilir mi?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı