Söyleyin hanginiz?
Geçtiğimiz hafta, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında oynanan derbinin yarıda kesilmesinin ardından spor medyasını özellikle yakından takip ettim. Yakından takip etmemim sebebi ise, spor medyasının önde gelen isimlerinin bir ‘holigan’ gibi davranmalarına şahit olmak...
Şahit oldun mu peki diye sorarsanız?
‘Çooook’ der geçerim bu soruya...
O gece sahada yaşananların benzerlerini ve hatta belki daha kötülerini de yaşadık geçmişte. Ancak, her seferinde ‘Umarım bu son olur’ demekten başka bir şey de yapamadık. Ve bu maçlardan sonra ne verilen cezaları yeterli bulduk, ne de cezaların daha da ağırlaştırılmasına imkan tanıdık.
Şimdi gelelim derbi gecesi sahada yaşananlara ve o günden bugüne kadar nelere şahit olduğumuza.
Kornerlerde 1’i de Beşiktaş yedek kulübesinin önünde olmak üzere, 7 kez taraftarların sahaya müdahalesi ile durmuş ve yedek kulübesi önünde yaşananların bardağı taşıran son damla olduğu bir derbiden söz ediyoruz biliyorsunuz.
Öncesinde sahaya atılan yabancı maddeler, sonrasında ise Beşiktaşlı bazı oyuncuların tribündeki taraftarlar ile yaşadığı gerilimli atışma. En sonunda ise taraftarın sahaya müdahalesi ile Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş’in kafasına isabet eden yabancı madde. Ve daha da kötüsü, Beşiktaşlı oyuncular ile özel güvenlik personelleri arasında çıkan ve yumruklaşmaya kadar giden kavga...
Böyle bir derbinin hakemi ne yapabilir?
Ya böyle bir ortamda maça devam etme kararı verir. Ya da yönetmeliklere uyarak maçı tatil eder.
Nitekim hakem Mete Kalkavan da maçın ilerleyen dakikalarının daha da kötü olaylara gebe olduğu gerçeğini göz önünde bulundurup yönetmeliklere uyarak maçı tatil etme kararı aldı.
Kararı aldı almasına ama bu karardan sonra kendisini ‘linç’ edecekleri sanırım pek hesaplayamadı. Maç tatil olur olmaz birden üşüştüler, ‘vay sen bu maçı nasıl tatil edersin!’ diye…
Kimler peki bu üşüşenler?
Ne acıdır ki kimisi spor medyasının önde gelen isimleri, kimisi de sporu yöneten isimler...
Bu kişiler bir yorumcu, bir sporsever veya bir yönetici gibi değil, adeta formasını da sırtına geçirmiş bir 'holigan’ gibi başladılar konuşmaya…
Yok efendim neymiş?
Kafasına yabancı madde isabet eden Şenol Güneş’in kafası yarılmamış. Güneş’in kafasından ‘kan’ gelmemiş...
Neymiş?
Sahaya atılan yabancı maddeler kimseyi yaralamamış…
Neymiş?
Maçın tatil edilmesini gerektirecek bir ortam oluşmamış...
Şimdi ben de bunlara sormak istiyorum...
57 dakikada defalarca taraftarın sahaya müdahalesi sonucu duran maçın tatil edilmesi için kaç kez daha sahaya müdahale edilmeliydi?
Maçın tatil edilmesi için birilerinin kafası ortadan ikiye mi bölünmeliydi, yoksa gözü mü çıkmalıydı?
Hanginiz yedek kulübesi önünde ve koridorda yaşananlardan sonra gerilimin giderek tırmandığı maçta daha da büyük olayların çıkmayacağının garantisini verebilirdi?
Söyleyin hanginiz?