100 gün!..

11 Ocak 2019 Cuma

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, merhum gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda katledilişinin 100’üncü gününe denk geldi... Kaşıkçı, “Sözünü söyle ve git” diyordu, tıpkı dediği gibi yaptı; sözünü söyledi ve gitti.

Kaşıkçı, Hicazlı bir Suudi vatandaşı olarak devletine ve Kraliyet ailesine bağlıydı. Özellikle eski kral Abdullah bin Abdülaziz döneminde, gazete genel yayın yönetmenliğinin de aralarında bulunduğu önemli görevler ifa etti. Ancak taht değişikliği ve özellikle de Muhammed bin Selman’ın veliaht prensliği sonrası kraliyet rejimi; adeta kendisine yol verdi... Üstelik sebebi oldukça komikti; Kaşıkçı, bir Suud prensini ya da kralını değil, ülkesi ABD ve dünyada eleştirmeyenin adam yerine konmadığı Trump’ı eleştiriyordu.

KAŞIKÇI VE RASYONEL REALİST POLİTİKA

Kaşıkçı’yı dünya politikalarını takip eden pek çok gazeteci gibi twitleriyle tanıdım. Bazı demeçlerini oldukça cesur bulsam da yer yer halen kraliyet ailesinin bazı klikleriyle yakın ilişki içinde olduğuna dair veriler sunuyordu konuşmalarının satır arasında... Ancak nihayetinde makul ve realistti; Türkiye’ye yönelik bazı konularda batılılar gibi düşünse de derin bir muhabbet beslediği biliniyor ve ülkesinin siyaset yapıcılarını bir an önce Türkiye ile anlaşmaya davet ediyordu. İhvan ile bir bağı olmadığı açıkça anlaşılıyordu ama yine rasyonel politikalar kapsamında İhvan’ın da Suudi Arabistan dış politikasında bir partner olması gerektiği düşüncesindeydi...

Nitekim vefatından bir kaç ay önce İstanbul’da yaptığımız görüşmede de bu düşüncelerini Kaşıkçı, “Suudi Arabistan, Türkiye'ye karşı soğuk savaşa liderlik ediyor ama Türkiye, kendisiyle ittifak kurabileceği tek ülke... Suriye'den İran'ı ancak Türkiye ile birlikte çıkarabilir. Suudi Arabistan, Türkiye ile yakınlaşmalı ve Türkiye ile bir araya gelmeli. Ve kendisini başarısızlığa götüren proje ve planlarını acilen terk etmeli. Yalnızca Türkler, olumlu bir vizyona sahipler...” ifadeleriyle dile getirmişti.

TÜRKİYE’YE KURULAN BÜYÜK TUZAK

Ama Suud yöneticilerinin ufacık bir eleştiriye bile tahammüllerinin olmadığı bir sır değil. Nitekim Kaşıkçı’nın da kaleminin kırılmasına karar verildi. Kaşıkçı, aklına bir şekilde getirse de çok da ihtimal vermediği şekliyle konsoloslukta vahşice bir suikaste kurban gitti. Suud yöneticileri cinayeti kendilerince dahiyane bir şekilde planlamışlardı: Bir yandan muhalif bir gazeteciyi ortadan kaldıracak, diğer taraftan da bu ‘kayboluş’u Türkiye’ye ihale edecek, uluslararası arenada Ankara’yı zor durumda bırakacaklardı. Ancak cinayetin gerçekleşmesi sonrası hiç bir şey planlandığı gibi gitmedi. Türkiye, süreci oldukça iyi yönetti. Cinayet, tam da olması gerektiği gibi sahiplerinin üzerine kaldı. Bunda ‘adı açıklanmayan Türk yetkililer’in dünyaca ünlü medya kuruluşlarına yaptığı açıklamaların payı büyüktü… Reuters’e konsolosluktaki dolapları gösteren Başkonsolos Muhammed el-Uteybi’nin fotoğrafları ise cinayetin trajikomik hatırası olarak dünyanın hafızasına kazındı.

SALDIRIDAN SAVUNMAYA...

Cinayetin üzerinden geçen 100 günde Riyad yönetimi, ya da daha muşahhas haliyle Muhammed bin Selman inkârdan kabule geçmek dışında bir şey yapmadı. Kaşıkçı cinayeti öncesi kankası Muhammed bin Zayed ile Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için her türlü siyaseti izleyen Veliaht Prens, bir süredir savunmada... Koltuğunu rahata aldığına ikna olduğu gün, yeniden Türkiye karşıtı siyasetine tam gaz devam edecek. Çünkü daha şimdiden Suriye’de bunun sinyallerini veriyor.

SUUD USLANMAYACAK

Dış politikada bir süreliğine savunma pozisyonuna geçen mevcut Suud yönetimi, kendisini hızla ‘yok oluş’a götüren siyasetlerine tüm hızıyla devam ediyor. Washington’dan aykırı bir ses gelmediği müddetçe Yemen’deki saldırılarına devam edecek; Mısır’da Sisi, Libya’da Halife Hafter’e yönelik desteği, yanlarına şimdi de bir zamanlar hedefe koydukları Beşşar Esed’i ekleyerek aynen sürecek. İç politikada ise ülkede düşünen ne kadar insan varsa tutuklamaya yönelik güvenlik siyaseti olduğu gibi sürecek.

Son olarak dün Arap medyasında 2017’de tutuklanan davetçi Ali el-Ömeri’nin işkence sonucu bütün vücudunun yaralar içinde olduğu haberleri vardı. Yazdığı kitap yüzünden tutuklanan Arabistanlı Alim Sefer el-Havali için aynı durum geçerli... Benzer durum, tutuklanmadan önce yazdığı şiirle yürek dağlayan Selman el-Avde için geçerli...

Kaşıkçı’nın ölümünün üzerinden geçen yüz günde Suudi Arabistan’da değişen bir şey yok; yenileri açılan sinema salonlarını saymazsak tabii!

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Kunta KürdeKunta Kürde3 ay önce
    Bana kalırsa en kafa karıştırıcı açıklamalar Türkiye dengeliyor ! İnsan ister istemez bi düşünüyor ! Önce tepeleri sudi lere verdik dediler aradan 2 ay geçti ! Yok yaaaaa verelim de yok mu edesiniz açıklaması ! Bi de bu Kaşıkçı nın nişanlısı olan hanımefendi! Ne zaman nişanlamış? Haaa bu kadın AKP yönetimi ile nasıl bi ilişki içinde ? Bi de bu hanım neden 24 saat koruma tahsisi yapıldı ki ? Çok manidar ilişkiler var ! Teknik takip tamamlandı ! Olaydan önce adı geçen tüm şahısların teknik takibi var ! AKP den kimler sudi konsoloslar kontakta ! Bi de olay öncesi ses kayıtları var ki tam muamma
  • ademadem3 ay önce
    Marketlerde insanlar sürekli olarak reyonların önünde fiyat hesapları yapıyorlar. Artık havlu peçete ve tuvalet kağıdının iyisini almak lüks olarak görülüyor.Zamlanmayan ürün kalmadı. Vatandaşa sürekli olarak "tasarruf" önerisi yapılıyor. Yapılmasa bile bunu yapmaya mecbursunuz. Çünkü paranız yetmiyor, evinizi geçindiremiyorsunuz.Ekonomik anlamda darboğaz her geçen gün yayılırken, devletin en üst organlarında; bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı Sarayı gibi yerlerde buna ilişkin bir refleks görülmüyor.Dahası bu lüks ve şatafatlı yaşantı toplumdan saklanıyor.Kürsüde "fakirleşen" liderler, kürsüyü terk ettikleri an bambaşka bir hayata, zenginliğe geçiş yapıyorlar.İşte bunun sürdürülebilir bir yanı bulunmuyor.Geri kalmış demokrasilerin ürünü gibi Saray harcamalarının öne geçtiği, eşin dostun soy isme göre atandığı bir dönemi yaşıyoruz.Liyakat kısmına girmeye gerek yok.

Günün Özeti