Mehter ve Cihad-ı Ekber
Mehter ve Cihad-ı Ekber
Abdullah Yıldız
Geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesine katılan devlet başkanlarının ve başbakanlarının mehterle karşılanmaları içeride ve dışarıda çeşitli tepkilere ve yorumlara yol açtı. Özellikle içimizdeki bazı “gafil” ve “cahil” taifenin “Mehter” hakkındaki tahfif edici, negatif sözleri ve tavırları yıllardır ezberimde olan “Gafil Ne Bilir!” isimli muhteşem mehter marşını tekrar hatırlattı. Sözlerinin Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ya, bestesinin de Muallim İsmail Hakkı Bey’e ait olduğu bilinen söz konusu mehter marşı şöyledir:
Gâfil ne bilir neşve-i pür-şevk-i vegâyı / Meydân-ı celâdetteki envâr-ı sefâyı
Merdân-ı gazâ aşk ile tekbirler alınca / Titretti yine rûy-i zemîn arş-ı semâyı
Allâh yoluna ceng edelim şân alalım şân / Kur’ân’da zafer va‘d ediyor Hazret-i Yezdân.
Farz eyledi Hallâq-ı cihân harb ü cihâdı / Hep cenk ile yükselmede ecdâdımın adı
Dünyaları feth eyleyen ecdâdımız el-hak / Âdil idi hıfz eyler idi Hakk-ı ibâdı
Allâh yoluna ceng edelim şân alalım şân / Kur’ân’da zafer va‘d ediyor Hazret-i Yezdân.
Bu anlamlı mehter marşını anlamak için bazı açıklamalarda bulunmaya ihtiyaç var:
“Gâfil ne bilir neşve-i pür-şevk-i vegâyı”: (Allah yolunda) Savaşın coşku ve şevk dolu neşesini gafil (ilahî hakikatten / gerçeklikten habersiz olan cahil kişiler) ne bilir!?.. Osmanlıcada ‘vega” olarak bilinen kelime aslında “veğâ” şeklinde yazılır. Kelime ‘savaş, cenk ve kavga, gürültü’ anlamlarına gelir; savaş alanındaki kargaşayı, patırtıyı ve çatışma ortamını ifade etmek için kullanılır.
“Meydân-ı celâdetteki envâr-ı sefâyı”: kahramanlık meydanındaki (savaş alanındaki) huzur/mutluluk nurlarını, yani gaza eden (savaşan) yiğitlerin, Allah yolunda mücadele ederken aldıkları manevi haz ve huzuru da gafil (bu hakikatler ve güzelliklerden habersiz, cahil kişi) ne bilir!? Elbet bilemez, anlayamaz…
“Merdân-ı gazâ aşk ile tekbirler alınca”: Gazâ yiğitleri (er meydanında hep bir ağızdan) aşk ile tekbirler alınca (“Allah’u Ekber! Allah’u Ekber!” deyince);
“Titretti yine rûy-i zemîn arş-ı semâyı”: (O tekbir sesleri yeryüzünü ve gökyüzünü titretti/titretir.)
“Allâh yoluna cenk edelim şân alalım şân / Kur’ân’da zafer va‘d ediyor Hazret-i Yezdân”.
Nakarattaki Yezdân, Farsça kökenli bir kelime olup Allah, Yaratıcı ve Cenab-ı Hak anlamına gelir. Allah, Kur’ân’da, kendi yolunda cenk edip savaşanlara, şan ve şerefi geçici dünya çıkarlarında değil sadece Allah’ın dinini yeryüzüne egemen kılmak gibi yüce değerlerde arayanlara zafer vaat etmektedir.
“Farz eyledi Hallâq-ı cihân harb ü cihâdı”: Cihanı yaratan, kendi yolunda harp ve cihadı farz kılmıştır.
“Hep cenk ile yükselmede ecdâdımın adı”: Atalarımın adı, namı ve şanı hep cenk ile yükselmektedir.
“Dünyâları feth eyleyen ecdâdımız el-hak (gerçekten)”
“Âdil (adaletli) idi, hıfz eyler (korur) idi Hakk-ı ibâdı (kul haklarını)
“Allâh yoluna cenk edelim şân alalım şân / Kur’ân’da zafer va‘d ediyor Hazret-i Yezdân”.
Bu yüce amaçlar ve duygular ile savaş meydanlarına koşan ecdadımız, İslam ordularını coşturmak için Selçuklular ve özellikle Osmanlılar döneminde “mehter takımı” oluşturmuştur. Farsça’da “daha büyük, en büyük” anlamına gelen mih-ter kelimesinin Türkçeleşmiş şekli olan mehter (çoğulu mehterân), Osmanlı saray teşkilâtında mehterhâne de denilen mûsikî takımı için kullanılmıştır. Mehter teşkilâtının geçmişi Türk ve İslâm tarihinin en eski devirlerine kadar giderse de bunu ifade eden mehter ve mehterhâne terimlerine ancak XVI. yüzyıl Osmanlı belgelerinde rastlanır. Büyük Selçuklulardaki nevbet/mehter teşkilatı Anadolu Selçuklularına, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Mehterler, çarpışmalar başladığında askerin cesaretini arttırmak ve düşmana korku vermek için daha büyük bir coşkuyla çalarlar, özellikle kale kuşatmalarında düşmanı uykusuz bırakmak için çalmaya surların dibinde sabaha kadar devam ederlerdi.
Mehter takımının “Cihad-ı Ekber Marşı”, bu coşkulu “cihad” bilincini güzel ifade eder:
“Artar cihadla şanımız / Fahr-i resul Sultanımız
Şer’i bize ihsan-ı Hak (Şeriat kuralları bize Hakk’ın ihsanıdır) / Uğrunda aksın kanımız
Osmanlıyız Osmanlıyız / Ünvanlı namlı şanlıyız
Allah deyüp cenk ederiz / Var nusrete (Allah’ın yardımına) imanımız.”