Yani demem o ki; Gazze tüm mazlumların kurtuluşu için Türkler aynaya bakacak
Yani demem o ki; Gazze tüm mazlumların kurtuluşu için Türkler aynaya bakacak
ERTUĞRUL AKAR
Barış, yalnızca savaşsızlık değildir. Barış; bir milletin kendi kimliğini, kendi değerlerini ve kendi istikametini yeniden inşa etmesidir. Bugün dünyada bize “barış” adı altında dayatılan şey, çoğu zaman teslimiyetin, köksüzleşmenin ve kendi kültürel benliğinden kopuşun maskesidir. Gerçek barış, ancak millî şuurla yoğrulmuş bir eğitim sistemiyle mümkündür.
Türk milleti tarih boyunca savaş meydanlarında kazandığı kadar, mektep sıralarında da zafer kazanmıştır. Çanakkale’de süngüyle vatan savunan ruh, Sivas’ta kara tahtanın önünde harfleri şekillendiren öğretmenle aynı ruhtur. Biri silahla, diğeri kalemle aynı inancı taşır: “Bu vatan bizimdir.”
Bugün çocuklarımıza bilgi öğretiyoruz ama kimlik kazandıramıyoruz. Müfredatlar değişiyor, sistemler yenileniyor; fakat bu değişimler, millî şuuru derinleştirmek yerine yüzeyselleştiriyor. Kendi tarihini yabancı kaynaklardan öğrenen, kendi kahramanını tanımayan, kendi diline öz güvenle bakamayan bir nesil, geleceğin barışını inşa edemez.
Bir milletin eğitimi sadece bilgi aktarımı değil, karakter inşasıdır. Avrupa’nın eğitim modeli aklı yüceltir ama ruhu ihmal eder. Bizim medeniyetimiz ise aklı kalple, bilgiyi imanla, bilimi adaletle birleştirir. Bu farkı kaybettiğimiz anda, sadece eğitimde değil, barışta da yeniliriz.
Millî şuur, bir halkın kendi kaderini eline alabilmesidir. Bugün Türk milletine dayatılan “evrensel barış” kavramı, çoğu zaman kimliksizleşmiş toplumların sessizliği anlamına geliyor. Oysa bizim barış anlayışımız, haksızlık karşısında susmayan, zulme rıza göstermeyen, adaletle güç bulan bir anlayıştır.
Barış, güçlü bir orduyla, sağlam bir ekonomiyle ve adaletli bir hukuk sistemiyle desteklenmelidir. Ama bunların temeli eğitimle atılır. Çünkü bir milletin ordusunu da, ekonomisini de, adaletini de yetiştiren yine öğretmendir. Eğitim sisteminin ruhu millî değilse, o milletin barışı da dışa bağımlı olur.
Batı’nın barışı çıkar merkezlidir. Kendi huzurunu başkalarının yıkımı üzerine inşa eder. “Dünya barışı” derken aslında kendi çıkar sistemini evrenselleştirir. Türk barışı ise adalet temellidir. Mazlumu korur, zalime karşı durur. Bu farkın bilincinde olmayan bir gençlik, küresel propagandanın en kolay kurbanı olur.
Bu yüzden, millî şuur sadece tarih kitaplarında değil, eğitim felsefesinde yer etmelidir. Çocuklarımızı dünyaya kapalı değil ama kimliğine açık yetiştirmeliyiz. Çünkü kim olduğunu bilen bir genç, başkasının barış masalına kanmaz.
Bugün yapılması gereken şey, sadece müfredat değiştirmek değil, bir millî eğitim seferberliği başlatmaktır. Her okul, bir kale gibi; her öğretmen, bir nefer gibi görülmelidir. Türkçeyi, tarihi, hukuku, ahlakı ve medeniyetimizi merkeze alan yeni bir anlayış doğmalıdır.
Bu anlayışın adı “millî eğitim”dir. Bu eğitim, Batı’yı körü körüne taklit etmez; kendi irfanını, kendi tecrübesini esas alır. Çünkü bir milleti ayakta tutan şey, bilgiyle yoğrulmuş iman ve imanla yoğrulmuş bilgidir.
Barış, tankla değil; öğretmenle, anneyle, hukukla ve vicdanla sağlanır.
Bugün Türk milleti olarak yeniden bir dönüm noktasındayız. Teknoloji çağında hızla ilerliyoruz ama aynı hızla kimliğimizi yitiriyoruz. Eğer eğitimimizi millî şuurla yeniden inşa etmezsek, bilgi toplumuna dönüşsek bile ruh olarak sömürgeleşiriz.
Barış, savaşsızlıkla değil; şuurla, kimlikle, eğitimle kazanılır. Gerçek barış, ancak kendi tarihinden, kendi dilinden ve kendi inancından güç alan bir milletin eseridir.
Unutmayalım:
Barış, millî şuuru yüksek nesillerin omzunda yükselecek.
YANİ DEMEM O Kİ; GAZZE TÜM MAZLUMLARIN KURTULUŞU İÇİN TÜRKLER AYNAYA BAKACAK