Türkçenin Hâli Duman

11 Mart 2019 Pazartesi

Kadın, “kadın” gibi; erkek, “erkek” gibi olunca güzel...

Yâni her şey “kendisi gibi, kendi tabiatında” olmalı...

Dil” de öyle...

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vâsıta, kendisine mahsus kaanunları olan ve ancak bu kaanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimâî bir müessesedir...”

Prof. Muharrem Ergin’in o meşhur târifi bu...

***
Mâdemki dilin kendisine mahsus kaanunları” var, o hâlde onu “resmî kaanunlar”la değiştirmemeli.

Devlet gücünü kullanan “resmî ideoloji” dilin kelimelerini kaldırıp atmamalı...

Atmamalıydı...

Ne yazık ki Türkçede bu yapıldı.

Binlerce kelime dilden atıldı...

50-60 yıl öncesinin metinlerini bile anlamıyoruz...

***

Kafanızda ve gönlünüzde resmî ideoloji kök saldıysa Türkçenin bugünkü hâli de sizin gözünüzde olağandır.

Gramerci, dilci, lügatçi veyâ etimolog da olsanız...

Dil, artık size göre “tabiî” değil, resmî bir vâsıtadır; “kendisine mahsus kaanunları olan ve ancak bu kaanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık” değil, resmî ideolojiye mahsus kaanunları olan ve ancak bu kaanunlar çerçevesinde gelişen ideolojik bir varlık”tır; “içtimâî” değil, resmî bir müessesedir...”

***

Bunun böyle olduğunu anlatmak için Türkçenin “hâl” kelimesiyle TDK’nın “durum” sözünü masaya yatırmak yeter.

(Bakalım TDK’nin değil de TDK’nın şeklinde yazmama takılıp bundan kocaman hükümler veren çıkacak mı?)

TDK’nın 1935’te “Osmanlıcadan Türkçeye (?)” geçmek için çıkardığı “Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu - Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzuisimlikitaplarında “vaziyet, hâl, ahval” kelimeleri yerine “durum” lakırtısını ikaame ettiğini görüyoruz.

Yine TDK tarafından1942’de hazırlanan “Felsefe ve Gramer Terimleri adlı kitapta ise “durum” kelimesi hiç geçmez.

(“Atâlet” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak yaptığı “süredurum” hâriç...)

Fakat TDK bu kitapta  “hâl" kelimesiyle kurduğu birkaç ıstılahın yanına (*) işâreti koymuş. Bu da “Türkçede henüz uygun bir karşılığı bulunmadığından eski hâlinde bırakılan terim” demekmiş.

(Orada “halk” kelimesi için de yıldız (*) işâreti var. Yâni “halk” da ilk fırsatta kovulacakmış.)

Daha sonraki yıllarda TDK, kendi ikaamesi olan bu “durum”a bağlı kaldı.

Kısacası, TDK ve resmî metinler için “vaziyet, hâl, ahval” kelimeleri TDK’nın kendi ifâdeleriyle, “Türkçe karşılığının bulunması gereken, Osmanlıca artığı, yabancı...” sözlerdendi.

TDK’nın tercih ve ikaame ettiği “durum” ise öz Türkçe olarak saltanat sürecekti.

***

Fâlih Rıfkı Atay 1930’larda “durum” kelimesinin lügatlere konma hikâyesini şöyle anlatır:

Vaziyet sözünün Türkçeye yerleştiği inancında olduğumuzdan lügatte bu kelimeye iki karşılık koymuştuk: 'Position' manasında 'vaziyet' kalacaktı. 'Situation' karşılığı 'durum' kullanacaktık. Siz şu işe bakın: Önceleri alay sözü olarak yazılan ve söylenen 'durum' Türkçeden hiçbir zaman çıkmayacağını sandığımız 'vaziyet'i bütün mânâları ile dilden kovdu...”

Burada Necip Fâzıl’ın “Durum diye bir lâf var, buyurunuz size durum / Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum...” mısrâlarını hatırladım. Bu şiir de “durum” kelimesinin henüz yadırgandığı ve alay sözü olarak yazılıp söylendiği yıllarda, 1940’larda yazıldı. 

***

Bu “durum”un saltanatı hâlâ sürüyor.

TDK lügatlerine bakarsanız görürsünüz ki kelime îzahlarında “hâl” kelimesi nerdeyse hiç tercih edilmez.

Lâkin “durum”dan geçilmiyor...

TDK’nın “Büyük Türkçe Sözlük”ünde, içinde “hâl” geçen sözlerin sayısı 88; buna karşılık “durum”lu 245 söz var.

Şunu da hatırdan çıkarmamak lâzım:

Durum”lu sözlerin tamâmı 1935 sonrasına âit, yâni TDK îmâlâtı...

Hâl”lilerin ise yüzde doksanı 1935 öncesinde de zâten vardı...

Yine TDK’nın Atasözleri ve Deyimler Sözlüğüsözleriîzâh ederken “durum” kelimesini 1060 kere kullanmış.

Peki, orada “hâl” var mı?

Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü”nde îzâh cümlelerinde “hâl” kelimesi mücerret olarak hiç yok; “hâli” şeklinde iki (2) kez; “hâline, hâlinde” biçiminde on üç (13) kere kullanılmış.

1060 “durum” karşısında yalnızca 15 “hâl” var...

Yâni TDK’mız yeni sözler yaparken hep “durum”u tercih ediyor.

1930’ların kafasında gidiyor...
***

Hâlbuki Türkçenin bin yıllık “hâl” kelimesi okuryazar olmayan halkın bile sevip kullandığı ve birçok sözlerle çoğalttığı bir kelime...

TDK’nın 1930’lardaki çarpık zihniyeti işte böylesine yerli ve millî olmuş bir kelimeyi dahi atmak istedi.

Bu çarpık zihniyet hâlâ devâm ediyor ki “hâl” kelimesi bugünkü TDK lügatlerinde üvey evlat muâmelesine bile lâyık görülmüyor... 

***

Peyâmî Safâ’nın 1958’de Milliyet gazetesinde çıkan bir yazısı “öz Türkçecilik” hareketinin ne kadar sakat bir zihniyet taşıdığını gözler önüne seriyor:

“Bir dilin benliği (özelliği, kendi kendisi oluşu) kelimelerle değildir. Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca ve daha birçok Avrupa dilleri arasında müşterek kelimeler pek fazladır. Bu yabancı sözler Fransızcanın Fransızca veyâ Almancanın Almanca olmasına engel değildir.

Her dilin benliği, kelimeler arasındaki münâsebette, bağlantı şekillerinde, gramer ve sentaks özelliklerinde, yabancı sözlere verdiği millî anlamların zenginliğindedir...”

***

Peyâmî Safâ, o yazısında “hâl” kelimesinin Arapçadan fazla Türkçe olduğunu da isbât eder.

Şimdi onun şu tesbitlerine bir bakalım:

Hâl kelimesi Arapçadır. Fakat Türkçede aldığı mânâ çeşitliliği ve zenginliği Arapçada yoktur. Cümle içindeki durumuna göre bu kelimenin kazandığı çeşitli mânâlara birkaç misal hatırlayalım: 

1. Hâdise, vak’a, olay mânâsına ‘Ahval-i âlem= Dünya halleri’;

2. Hiçbir dilde karşılığı olmayan mânâda: ‘İnsan hâli, olur bu.’

3. Güç ve kuvvet, derman mânâsına ‘Hâlim yok. Halsizim.’

4. Kader, dilek ilh... mânâsına: ‘Ne hâlin varsa, gör!’

5. Durum, görünüş ilh... mânâsına: ‘Bu ne hâl, nedir bu hâl?’

6. Meçhul dert mânâsına: ‘Bana bir hâl oldu, hâlimi sorma!’

7. Huy mânâsına: ‘Kendi hâlinde.’

8. Malî varlık mânâsına: ‘Hâli, vakti yerinde.’

9. Şimdiki zaman mânâsına: ‘Gramerde hâl çekimi = Hâl sîgası.’

Bunlardan başka kelimenin edebî dilde ve şiir dilinde kazandığı bâzı nüanslar daha vardır...”

***

Peyâmî Safâ’nın tesbitleri bunlarla bitmiyor.

TDK zihniyetinde olanların bir türlü anlamadığı veyâ anlamak istemediği hakîkati söylüyor:

“Artık ‘hâl’ kelimesi Arapça olmaktan çıkmış, dilimizdeki mânâ zenginliğiyle öz Türkçe birçok kelimelerden fazla Türkçe olmuştur. Ona bu Türklüğü kazandıran şey, cümle yapısı içinde, öteki kelimelerle münâsebetinden doğan mânâ çeşitleridir.”

Aynı güçteki tesbitler devâm eder:

“Bu Arapça kelime yerine konacak herhangi bir Türkçe karşılık o kelimeden daha yabancı hâline gelir.

Türkçe, kelimeleriyle değil, yapısı ve rûhiyle Türk’tür.

Sevgili’ yerine Farsça ‘yâr’ kelimesini kullanan halk edebiyatı bu gerçeğin sayısız misalleriyle dolup taşmaktadır...”

***

Velhâsıl, Türkçenin hâli perîşan...

Maârif (MEB) ve topyekûn devletimiz bu işe el atmazsa bu dilin hâli hiç kalmayacak...

Kemalistlerin ideolojik müdâhaleleriyle “kendisi olmaktan çıkan” Türkçeyi sıhhatli, zengin ve disiplinli hâline yeniden kavuşturmak için resmî bir hareket başlatılmalıdır.

Bu, Türkçeye yeniden bir “resmî müdâhale” değil, zamânında yapılan “resmî müdâhale”nin kaldırılmasından ibâret olacaktır.

Türkçenin hâlinden anlayan devlet adamlarına bu dâveti yapmak da bizim boynumuzun borcudur...     

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Harun Özgen Harun Özgen 3 ay önce
    Durum sözcüğü "uydurma" değildir. Öbür Türk lehçelerinin çoğunda durum, duruş ve yağday sözleri yüzyıllardan beri kullanılıyor..Bu Türkçe sözler varken,Arapça "hâl" sözcüğünün dilimize girmesi Osmanlı'nın ayıbıdır..
  • AHMETAHMET3 ay önce
    Ben de "aşağıda yukarıdaki yazıya güzelleme yazanlar"dan olduğum için söz hakkımız vardır sanıyorum. Evet, Türk'üm ve köy kökenliyim. Bu bir ayıp mı? Türklük bilinci taşımadığımız nasıl anlaşıldı, hayret ettim. Bir Türk, binlerce yıllık tarihinin tamamına sahip çıkıyorsa bu Türklük şuuru değil midir? 1936'dan önceki de dahil bütün dil varlığımızı kucaklamak Türklük şuuruna aykırı bir şey midir? Mesela Yunus Emre'nin, Karacaoğlan'ın, Fuzulî'nin, Yahya Kemal'in, Mehmet Akif'in, Necip Fazıl'ın...vb. kelime hazinesine tekrar kavuşalım demenin sakıncası nedir? Aşağıda bu yazıya yergi yazan kardeşimiz bizim burada mevzu etmediğimiz hususlara yer vermiş. Her Hıristiyan kavim İncil'i kendi dilinde okuyor dediğine göre Türklerin de Kur'an'ı kendi dilleriyle okumalarını istiyor olsa gerek. Yüzlerce meal var; buna bir mani yok. Alırsın düzgün birini okursun. Ama Kur'an muharref İncil gibi bir kitap değildir. Bir noktası bile değişmemiştir, değişmez. Lafzı da mukaddestir. Dolayısıyla Türkçesi de okunsa bile aslı da kıyamete kadar öğrenilecek ve okunacaktır. Menderes'ten bu tarafa dinle yattık dinle kalktık öyle mi? Güldürmeyiniz insanı... Oradan adalete atlamış kardeşimiz, ne alâka? Mevzua dönelim: Bir milleti millet yapan ana unsur dildir. Türkçe binlerce yıldan beri yaşayan bir dildir. Türkler İslam'a girdikten sonra dilleri de Müslümanlaşmıştır. Türkçe, Türk tarihi gibi belli bir tarihten sonra başlatılıp daha önceki varlığı çöpe atılamaz. Buna zorlanırsa milletin mazi-hâl irtibatı kopar. Böyle bir millet, millet olmaktan çıkar. Zaten dilimiz üzerinde oynanan oyunun maksadı da budur: Müslüman Türk milletini tarih sahnesinden kazımak...
  • ErkinErkin3 ay önce
    Yazar da içinde olmak üzere, aşağıda yukarıdaki yazıya güzelleme yazanların hepsi Türk ve köylü. Türklük bilinci taşımıyorlar. Allah'ı ve Kur'an'ı yerelleştiriyorlar. Anadillerini bilmiyorlar, anlamıyorlar. Dini, siyasallaştırıyorlar, din din olmaktan çıkıyor, siyasetin yakıtı durumuna dönüşüyor. Bundan da rahatsızlık duymuyorlar. Acaba neden? Yürürlükteki dini kullanmak becerisi ağır basıyor, yoksa konuyu mu anlamıyorlar? Milyonlarca imam hatipli ve ilahiyatçı var, bunların akıcı Arapça konuştuklarını ve bunları harfiyen anlayan milyonlarca adam olduğunu gördünüz mü? Menderes'ten bu yana dinle yatıp dinle kalktık, siz hiç gündelik hayatta, böyle olduğumuz halde herkes için bir adalet sağlandığını gördünüz mü? 1750 yıldı Ermenilerin bu topraklarda İncil'i kendi dillerinde okuduklarını biliyor musunuz? Ve hiç Aramice bilmediklerini? Ve de bütün Batılı ülkelerin İncil'i kendi dillerinde okuduklarını biliyor musunuz? Akıl ekmek değil, peki siz dene bu soyut kavramı yemek (aklı) istiyorsunuz?
  • AHMETAHMET3 ay önce
    Yakup hocam, en büyük yaramızı teşhis etmişsiniz. Dilimiz kayboluyor. Böyle söyleyince bazı kişiler "İşte konuştuğumuz-yazdığımız bir dil var ya, nasıl kayboluyor dilimiz?" şeklinde düşünebiliyor. Dil, bir milletin hâfıza kartıdır. Milletin tarihi ile aynileşmiştir. Bir milletin mazisinin şifrelerini dilini inceleyerek çözebilirsiniz. İngilizler kelime hazinelerinin zenginliği ile iftihar ederler. Kelime varlıklarının yaklaşık yüzde 70'i temas kurdukları milletlerin dillerinden alınmadır. Dillerine bakarak bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorluk kurduklarını hatırlar ve bununla gurur duyarlar. İmparatorluk kurmuş milletlerin dilleri böyledir. İşte bir gün bir sam yeli eser ve bu binlerce yıllık dil varlığının büyük bir kısımını kavurursa milletin hafıza kartı silinmiş olur. Artık o millet maziyi bugüne bağlayamaz. Atalarının deyimlerini, atasözlerini, şiirlerini anlayamaz hâle gelir. Giden kelimeler yerine gelenler bir anda dile tutunamaz; dolayısıyla eski zenginlikte ve kifayette anlaşma imkânı kaybolur. İşte "dilimiz kayboluyor" sözüyle kastımız budur. Bu zengin varlığımız hâlâ yeni nesillerin zihninden bile silinmedi. Henüz tam unutulmamış kelimelerden başlayarak o zengin dile yeniden kavuşmamız gerekmektedir. Kökü mazide olan âtî olarak yaşayacaksak başka çaremiz yok. Kökünü unutmuş bir topluluk millet olma haysiyetini kaybeder; o artık sadece bir sürüdür. Sürü olmamak, millet olmak için zengin, hâtıralı ve mûsikîli dilimizi yeniden canlandırmalıyız.
  • dimitrizâdedimitrizâde3 ay önce
    hocam verdiğiniz anlamların hepsi de aynı :))
  • dimitrizâdedimitrizâde3 ay önce
    osmanlı dönemi Kur'an çevirilerinde Allah lafzı ısrarla Tanrı diye çevrilmiş ama bugün Tanrı kelimesi yadırganıyor bu konuda ne diyorsunuz sayın hocam?
  • dimitrizâdedimitrizâde3 ay önce
    @bozeren : "yanıt" kelimesi uydurukça değildir arkadaşım, Kutadgubilig'de geçer. zamanla arapça ve farsça etkisiyle unutulmuş olması ve az kullanılmış olması onu uydurukça yapmaz. Türkçe köklü bir dildir, kuralları vardır, kökleri vardır ekleri vardır. Bu kurallar çerçevesinde istediğiniz kelimeyi türetirsiniz kimse de gıkını çıkaramaz, sadece cahiller ve art niyetli Türkçe düşmanları sesini çıkarır.
  • FeritFerit3 ay önce
    Kuresel emperyalizm bu hizda devam ederse 50 - 100 yil sonra Adem babanın tum evlatları birbirinin konuşmasını anlayacak.
  • Cengiz Selçuk Cengiz Selçuk 3 ay önce
    Eline diline sağlık öğretmenim
  • NihalNihal3 ay önce
    Hem İşimiz gereği hem de eğitimlerimizde hep İngilizce mecburen artık İngilizceye öyle alıştık kibazen konuşmalarımda farkında olmadan ingilizce kelimeler söylüyorum çünkü türkçe karşılığını tam olarak bilmiyorum sürekli yabancı dil ile yaşıyoruz.Türkçe için bir şey yapamam hem türkçeyi iyi bilsende ne olacak İşsiz kalırız.
  • zevk meselesizevk meselesi3 ay önce
    haci dil bu, isteyen istedigi kelimeyi kullanir, kimse kimseyo zorlayamaz, sen istedin diye onlar senin begendigin kelimeyi kullanmak zorunda degil, onlar istedi diye sende onlarin uydurdugu kelimeyi kullanmak zorunda degilsin, ama her halukarda Turkce'nin kelime dagarcigi zenginlesiyor, yaterki millet tembel olup kelimeleri kullanmamazlik yapmasin
  • Mustafa kemalMustafa kemal3 ay önce
    türk dil kurumu bu ülkenin başına bela geleceğine bent olmayacak olsa idi m.kamal mirasını bu kuruma bırakmazdı.
  • bozerenbozeren3 ay önce
    uydurukça yanıt kelimesi Akpartili bürokratların ve muhafazakar(!) medyanın diline iyice yerleşmiş durumda. siz neyin kafasındasınız?

Günün Özeti