• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
C. Yakup Şimşek
C. Yakup Şimşek
TÜM YAZILARI
05 Kasım 2018

Mustafa Kemal mi Yahya Kemal mi

Mustafa Kemal ve Yahya Kemal... 

"Kemal"de buluşmuş olan bu iki zirve arasında uçurumlar vardı.

İnandıkları, hissettikleri, düşündükleri ve söyledikleri çoğu zaman taban tabana zıttı.

Bilhassa din, dil, târih, medeniyet ve kültür üstüne...

Tercihler de farklıydı.  

Daha "Kemal" isminde başlıyordu ayrılık. 

Mustafa Kemal, isminin Arapça olmasından rahatsızlık duyduğu için "Kemal"i reddedip yerine "Kamal" diye bir ismi tercîh etti...

Zaten Mustafa ismini de sevmiyordu.

Yahya Kemal’se ne "Yahya"dan rahatsızdı ne "Kemal"den... 

***

İkisinin ölüm günleri de on birinci ayın ilk on günü içinde: 1945'e kadar adı "kânûnusânî" olan ve kaanunla "kasım" yapılan ay... 

(Doğru imlâsına TDK'nın ve yeni alfabenin çâre olamadığı-bulamadığı iki kelime: kânun ve kaanunTDK ilkinde "a"yı şapkalı kullanıyor; ikincisinde tek “a” ve şapkasız. Fakat yine olmuyor: İlkinde şapkayı gören vatandaş ilk heceyi mi uzatacak, "k"yi ince mi okuyacak, yoksa hem uzun hem ince mi söyleyecek? İkincisinde şapka yok; peki, vatandaş burada "k"yı kalın mı telâffuz edecek, ilk heceyi kısa mı okuyacak? Tam bir muammâ... 

Hele şu "katil" kelimesi... Ben "kaf" sesiyle başlayan uzun hecelerde "k" harfinden sonraki "a" ve "u"ları çift kullanarak bu engeli aşmaya çalışıyorum. 

N. Sâmi Banarlı'nın yaptığı gibi: kaanun, kaatil, ikaamet... 

Şimdiki nesil nerden bilsin ki bütün bunlar elifbâdaki "kef" ile "kaf" seslerinin şimdiki alfabede tek bir harfle karşılanması yüzünden oluyor... Gıcırı bükme ve mantığı dökme bir alfabe...)

Biri 80, diğeri 60 yıl önce bugünlerde öldü: Yahya Kemal'in ölüm yıl dönümü tam beş gün önceydi; Mustafa Kemal'inki tam beş gün sonra... 

*** 

Yahya Kemal'e göre milletimizi "Türk" yapan unsurlar câmi, ezan, tekbir, namaz, besmele, Kur'an, ramazan, oruç, mübârek günler, kandil geceleri, dînî bayramlar, yâni topyekûn İslâmiyet'tir.

Kendisi bunları başta Aziz İstanbul kitabında ve daha birçok eserinde dile getirir: 

"Bugünkü Türk babaları, hava­sı ve toprağı Müslümanlık rûyâsı ile dolu semtlerde doğdular, do­ğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübârek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'ân'ın sesini işittiler; bir raf üze­rinde duran Kitâbullâh'ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gül yağı gibi bir rûh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak bes­meleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazan­ların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, câmiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler, dînin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler. Türk oldular..." 

"Bu devletin iki mânevî temeli vardır: Fâtih’in Ayasofya minâresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Selim’in Hırka-i Saâdet önünde okuttuğu Kur’an ki hâlâ okunuyor!

Eskişehir’in, Afyonkarahisar’ın, Kars’ın genç askerleri, siz bu kadar güzel iki şey için döğüştünüz!.."

"Din Arap dîni değil, biz onu kendimize uydurmuşuz." 

*** 

Mustafa Kemal'e göre ise İslâmiyet bizi Araplaştırdı ve millî bağlarımızı gevşetti. 

Bu yüzden dînimiz hakkında "Arapların dîni - Arap dîni - Muhammed’in dîni" gibi tâbirler kullandı. 

Diyordu ki: 

Türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insânî hisle yan yana düşünmekten zevk alır." 

TürklerArapların dînini kabûl etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dînini kabûl ettikten sonra millî râbıtalarını gevşetti, millî hislerini uyuşturdu.”

Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifâde olundu. Muhammed’in dînini kabûl edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar...”

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhûriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz...” 

Türk milleti birçok asırlar, bir kelimesinin mânâsını bilmediği hâlde Kur'ân’ı ezberlemekten beyni sulanmış hâfızlara döndü...” 

*** 

Yahya Kemal de Mustafa Kemal de hem Şark (Doğu) hem Garp (Batı) medeniyetini biliyordu. 

Yahya Kemal diyordu ki: 

"Avrupa medeniyetinin en feyizli menbaı Yunan ve Roma; bizim ise en feyizli menbaımız Arap ve Acem..." 

Mustafa Kemal ise şunları söylüyordu: 

“Medeniyete girmek arzu edip de Garb’a teveccüh etmemiş devlet hangisidir?” 

“Memleketimizi asrîleştirmek istiyoruz. Bütün mesâîmiz Türkiye’de asrî, binâenaleyh Garbî bir hükûmet vücûda getirmektir." 

"Şapka da giyeceğiz, Garb'ın her türlü âsâr-ı medenîsini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmaya mahkûmdur..." 

*** 

Yahya Kemal'in en sevdiği şehir İstanbul'du. 

Kendisine "Üstad, Ankara'nın en çok nesini seviyorsunuz?" diye soranlara verdiği karşılık bile bu aşkı îlân eder: 

"İstanbul'a dönüşünü…"

Mustafa Kemal ise tercîhini Ankara'dan yana kullanmıştır.  

*** 

İki "Kemal"in birçok şeyde olduğu gibi Türkçeye bakışları da çok farklıydı. 

1932'de Mustafa Kemal'in emriyle kurulan TDK'nın o yıllarda Türkçeyi tasfiye çalışmalarına Yahya Kemal de -bizzat Atatürk tarafından- dâvet edildi. 

Yahya Kemal'e göre dilin sâhibi devlet değil milletti.

"Kelimeleri fertler değil, cemiyetler yapar." diye düşünüyordu. 

"Türkçeye röntgen şuâları ile bakmak mümkün olsaydı, Türkçeye girmiş bir kelimenin hangi ve ne gibi mecbûriyetle girmiş olduğunu görürdük." diyordu. Böyle bir insanın "Dil İnkılâbı"nı benimsemesi, hele hele Türkçenin tasfiye edileceği bir hareket ve faâliyete katılması imkânsızdı.

Nitekim bu cereyâna katılmadı, kapılmadı. 

Mustafa Kemal'in Türkçeye müdâhale teklîfini reddetti.

***

İki “Kemal”in farklı ve zıt tarafları kısa bir yazıyla değil ancak kitaplarla anlatılabilir.

İki “Kemal”in de doğru anlatılıp öğretilmesi dileğiyle...

Kemâl”e ermek için...

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23