• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
C. Yakup Şimşek
C. Yakup Şimşek
TÜM YAZILARI

Mehmed Âkif, Kullan At

31 Aralık 2018


C. Yakup Şimşek İletişim:

Kullan at” tıraş bıçağı...

Kullan at” tabak, kaşık, kâse, bardak, çatal, bıçak; masa örtüsü, mendil, peçete, havlu...

Bugünlerde “kullan at parti setleri” revaçta: hepsi bir arada, takım hâlinde...

Hele yılbaşı gecesi bunlardan bol bol gerek...

Çünkü tıksırıncaya kadar yenilip içilecek.  

Marketten veyâ internetten dolu dolu alışveriş...

Sipâriş üstüne sipâriş...

Ayrıca, kârlı bir iş...

Tedârikçi veyâ îmâlâtçı firmalar talepleri karşılamak için harıl harıl çalışıyor olmalılar.

Ne kadar çalıştıklarını anlamak istiyorsanız 2019’un ilk günü çöplere bakın.

(İstîmal çöplerdedir...)

***

Bu yeni îcat “kullan at” tarzı eşyâ ve malzemeler tasarlayan-pazarlayan sevgili vatandaşlar!

Küçük, orta veyâ büyük işletmelerin çok değerli sâhipleri!

Hay aklınızla bin yaşayın!

Yâni, zekânızla ve insanların hizmetine sunduğunuz “kullan at” îcatlarıyla övünmeye hakkınız var...

Fakat çok da böbürlenmeyin.

Çünkü bu “kullan at” mesleğinin öyle bir şekli var ki “sanat” seviyesinde.

Ve sizinki, onun yanında “zanaat” olarak kalır ancak...

Bu “sanat”ın adı da “insan kullan at” sanatı...

Evet, -kusura bakmayın da- bu “insan kullan at” sanatı sizin o ıvır zıvır “kullan at”larınızı on kere cebinden çıkartır.

E, ne dersiniz, el elden üstündür, tâ arşa kadar...

***

Adam kullanma” sanatı çok eski...

Tepe tepe kullanılan” insanlar mı ararsınız, “maşa gibi kullanılan” adamlar mı?

Saymakla bitiremezsiniz...

Kitap kitap anlatsanız tamamlayamazsınız.

Teferruâtıyla yazacak olsanız ansiklopediler dolar...

***

Kullan at insan”ların Türkiye’de en meşhurlarından biri Mehmed Âkif...

Ülkemizin ve târihin en bedbaht “kullan at”larından...

Bundan tam 82 yıl önce bugünlerde kaybettiğimiz büyük şâirimiz...

Millî Mücadele’ye şâir, edip, hatip, din adamı, seyyah, gazeteci ve siyâsetçi olarak katıldı, destek oldu Mehmed Âkif.

Yalnızca “insan kullanmak”ta değil, aynı zamanda “ağız kullanmak”ta da becerikli adamlar, Âkif’i 1920 baharında Ankara’ya ve dolayısıyla Anadolu’ya çağırdılar.

İstanbul’da neşrettiği Sebîlü’r-Reşâd'ı artık Ankara'da çıkarması için bizzat Mustafa Kemal Paşa'dan dâvet alan Âkif, çoluk çocuğunu İstanbul’da bırakıp derhâl Ankara'ya doğru yollara düştü.

Arkadaşı Eşref Edib’i de Anadolu’ya kendisi çağırdı.  

İlk TBMM açıldıktan bir gün sonra (24 Nisan 1920) Ankara'daydı...  

***

Ankara’ya yerleşen Âkif, milletin kalp ve kafasına Millî Mücâdele Harekâtı’nı kabûl ettirmek uğruna şehir şehir dolaşmaya, vaazlar vermeye başladı:

Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Antalya, Afyon, Konya, Kastamonu...

Konya İsyânı’nı önlemek için oraya gitti.

Kastamonu'daki Nasrullah Câmisi'nde derin bir îman ve heyecanla verdiği vaaz, Diyarbekir’de basılarak bütün vilâyetlere ve cephelere dağıtıldı.

Sebîlü’r-Reşâd mecmuası bütün Anadolu’da elden ele dolaşıyor, halka ve askerlere müthiş bir dînî ve millî heyecan veriyordu.

Âkif, kendisine verilen bütün vazîfeleri büyük bir gayret, itaat ve sadâkatle yerine getiriyordu.  

Meclis kayıtlarında unvânı “Burdur Meb’ûsu ve İslâm Şâiri” olarak geçiyordu.

***

İstiklâl Marşı’nı yazdığı için kendisine mükâfât olarak verilen 500 lirayı almayan Âkif’in cebinde parası, sırtında paltosu yoktu.

Zâten hep parasızdı.

Hanımı ve beş evlâdıyla berâber yedi kişilik âile, ömür boyu kirâ evlerinde süründü...

Bundan dolayı sızlandığını, dert yandığını duyan olmadı.

Ama o, hayâtı boyunca bütün Anadolu’nun, Rumeli’nin, İslâm coğrafyasının, hattâ dünyânın çektiği sıkıntılara ağladı... 

***

Fakat Ankara’da siyâsî hava birdenbire değişmeye, işler tersine dönmeye başladı.

Devlet ve siyâset işlerinde “kullanılan dümenler” de çoğalmıştı.

Önceden tahmin edilemeyen bir şeyler olmuştu.

Bu arada, Âkif’in “son kullanma târihi” dolmuştu.   

Yakın dostlarından Ali Şükrü Bey de “son kullanma târihi” dolanlardan biriydi.

Nitekim bu adam, Mustafa Kemal'in Muhafız Alayı Kumandanı Topal Osman tarafından bir suikastla ortadan kaldırıldı. 

Mehmed Âkif, artık istenmiyordu.

***

O, artık “muhâlif” listesindeydi, mimlenmişti.

“İslâm Şâiri” unvânı yerine şimdi ona “rejim muhâlifi-mürtecî” diyorlardı. 

Üstelik maaşsız ve işsizdi.

Peşine polis hafiyesi takılıp adım adım tâkip ediliyordu.  

Bana, memlekete ihânet etmiş adam muâmelesi yapıyorlar. Buna tahammül edemiyorum.” diyordu.

Daha fazla dayanamadı, çok sevdiği vatanına vedâ etti.

Dostlarının da dâvet ve yardımıyla Mısır’a gitti.

Ömrünün son on yılı orada geçti.

Hastalandı, tedâvî için İstanbul’a geldi.

Onun Türkiye’ye dönüşü ve hastalığı hakkında haber yapmak bile cesâret isterdi.

Beyoğlu, Parmakkapı, Mısır Apartmanı'nda Fuat Şemsi yanında” misâfir olarak kaldı.

Beş altı ay sonra da öldü.

***

Âkif’in tabutu dört hamalın sırtında Beyazıt Câmii'ne getirildi.

Çıplak bir tabut: Üzerinde ne bir bayrak ne bir örtü var...

Kimsesiz bir fakir cenâzesi gibi...

İçindeki mevtânın Âkif olduğu tesâdüfen öğrenildi.

Resmî bir cenâze merâsimi yapılmadı.

Tek parti iktidârının Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya, İstanbul vâliliğine gönderdiği emirde, “cenâzeye sahip çıkılmaması ve resmî zevâtın cenâzeden uzak durması”nı istemişti.

Nitekim ne vâli göründü ortada ne belediye reisi...

Tek parti”nin idârî kadrosundan da hiç kimse yoktu.

Neyse ki millet vardı, gençler vardı.  

Birkaç üniversite talebesi sağa sola koşup bir yerlerden alelacele buldukları bayrağı tabutun üstüne örttü.

30.12.1936 günü yalnızca üniversite talebeleri ve halktan toplanan kalabalık bir cemaat, Âkif’in namazını kılıp cenâzesini toprağa verdi...

***

Devlet yalnız bu kadarına müsâmaha göstermişti.

Nitekim Âkif’in Edirnekapı’daki mezarı başında bir konuşma yapan Abdülkadir Karahan (sonradan Prof.), bir suç işlemiş gibi, Emniyet Müdürlüğüne sevk edildi.

Resmî makamların merâsime gerek görmediği bir şâirin kabri başında ne sıfatla konuştun?”

16.12.1971 târihli “Bâbıâlî’de Sabah” gazetesinde Dr. Neşet Adnan Zentürk’e ait bir yazı, Âkif’in cenâzesine katılan gençlere Mustafa Kemal’in nasıl öfkelendiğini anlatır:

Atatürk cenâzeye katılmamış, katılan gençleri de kınamıştır. Cenâzenin kaldırılmasına üniversite gençliğinin öncülük etmesi M. Kemal’i öfkelendirmişti. Cenâzeden sonra İstanbul’a geldiği bir gün Pera Palas’ta Yüksek Ticaret Okulu’nun yıllık balosunda kendisine gösteri yapan ‘Yaşa Gâzi’ diye tezâhürat yapan gençlere, ‘Ben size devrimlerimi emanet ettim. Siz ise benim devrimlerime karşı olan Mehmed Âkif’in cenâzesini büyük törenle kaldırdınız!’ diye sitemde bulunur ve ağır konuşur...”

Millî Mücâdele, devlet, millet, istiklâl, ümmet ve gençlik uğruna bütün ömrünü harcayan Âkif, o devrin devlet adamlarına bir türlü yaranamadı.

Kendisine, Türkiye Cumhûriyeti’nin millî marşı yazdırılan şâirin adı Mustafa Kemal’in Nutuk’unda bir kez olsun geçmiyor...

Gazetelerde de onu övmek yasaktı.

Ama meselâ şöyle haberler serbestti:

Kimseler yüzüne bakmadı, bitler içinde öldü..." 

***

Mehmed Âkif’in mağdûriyeti o zamanlar bu şekildeydi.

Peki, Âkif’e bugün haksızlık yapılmıyor mu?

Onun o zamanlar yerle bir edilen îtibârı bugün iâde edildi mi?

Bunun cevâbı, aşağıdaki suallerde gizli:

1. Bugünkü Türkçe ve edebiyat hocaları arasında Mehmed Âkif’in Safahat’ını, bırakın anlamayı, baştan sona doğru okuyabilecek kaç kişi çıkar: Yüzde bir mi, yoksa daha az mı?

2. Hayâtımızın merkezine oturtulup âdetâ kaderimizi tâyîn eder hâle getirilen ALS, OKS, SBS, TEOG, LGS, ÖSS, ÖYS, STS, YGS, LYS, DGS, ÜDS, YDS, TUS, DUS, YÖS, ALES, KPSS, YÇS, KPDS, TCS, JANA, EKPSS, KBYS, ÜGYS, YDUS, EUS, YKS gibi imtihanları başarabilmek için Safahat’ı okuyup anlamaya ihtiyaç duyan var mı?

3. Günümüzün gençleri, Mehmed Âkif’in şiirlerini okumadan, anlamadan, bırakın herhangi bir fakülteyi, Türk dili ve edebiyatı okuyup üniversiteden mêzun oluyorlar mı, olmuyorlar mı?

4. Yahya Kemal’in bile baş ucundan ayırmadığı Safahat’ın engin, zengin ve rengîn Türkçesine bizim de ihtiyâcımız var mı, yok mu?

5. Mehmed Âkif’in hayal ve idealindeki o Âsım’ın nesli” bu Maarif (MEB) sistemi içinde yetişiyor mu?

Sözün özü:

Bir zamanlar mendil gibi kullanıp atılan, bir pula satılan Âkif’in hiç olmazsa eserini mağdur ve mazlum olmaktan ne zaman kurtaracağız?

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23