Geçici dünya, kalıcı hasar
Zorluk derecesi yüksek, birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç olan zamanlardayız. Fakat bereket ve huzur azalıyor. Yorgunluk ve usanç artıyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, emanet bahsidir.
Emanet, sadece bir kimseye teslim edilen mal veya para demek değildir. Mevkiler ve yaptığımız işler de bizlere emanettir. Emanet ehli olmayanlara teslim etmenin neticesi, ne yazık ki, ziyan olan zaman, emek ve hayatlardır.
Kendi adıma söyleyecek olursam: Bu köşe, şahsıma verilmiş bir emanettir. Dikkatli olmalıyım. Hem kul hakkı yememeye, hem de hakkı yenenleri savunmaya gayret etmeliyim. Allah’a şükür ki, bunun bilincindeyim.
Yirmi yılı aşkın süredir genelde Batı Türkistan (Balkanlar), özelde Bosna Hersek üzerine kalem oynatıyorum. Sofya’dan İşkodra’ya, Selanik’ten Novi Pazar’a, Üsküp’ten Prizren’e, Yanya’dan Saraybosna’ya. Adım adım, karış karış.
Saraybosna ile ayrı bir bağım var. Bu şehirde, yolcu değil, hancıyım. Ailemizin bir ayağı burada. Bu şehre gelince, otelde değil, evimizde kalıyorum. Bazen Stari Grad’da, bazen Novo Sarajevo.
Bilen bilir: Devletin, imkânlarına değil, hizmetine talibim. Organizasyonlardan, davetlerden olabildiğince uzağım. Ajansım ve akçeli işlerim yok.
FETÖ’nün Balkan yapılanmasıyla ilgili onlarca yazı yazdım. Birçoğu 17/25 Aralık ile 15 Temmuz arası. Zor zamanlarda. Masa başında değil, olay mahallinde.
15 Temmuz gecesinde evimde değil, tankın önündeydim. Elhamdülillah.
Bütün bunları niye anlatıyorum?
Saraybosna Büyükelçiliği’nin Cumhuriyet Bayramı davetine katılmak istedim. Birkaç kanepe atıştırmak veya meyve suyu yudumlamak için değil, “havayı koklamak” adına.
Başvurumuzu yaptık, günlerce cevap alamadık. Bir daha, bir daha…
En sonunda gelen cevap: “Cumhuriyet Bayramı daveti konusunda gelen bilgi taleplerini topluca cevaplamak için yazıyoruz. Görev bölgemizde ikamet eden Büyükelçiliğimiz Konsolosluk Şubesinde kayıtlı vatandaş sayımızın dokuz bine yakın olması nedeniyle maalesef bir faaliyette tüm vatandaşlarımızı topluca ağırlama imkânımız bulunmamaktadır. Davetler, Konsolosluk Şubemizde Bosna-Hersek adres beyanı bulunan vatandaşlarımıza öncelik verilerek yapılmıştır.”
Büyükelçilikler, milletin evidir. Milletin evini, millete kapatmak doğru değildir.
Bitmedi.
Gelen “toplu cevabın” ardından, Büyükelçiliği aradım ve randevu talep ettim. Halen cevap yok.
Hal böyle olunca, bize de hatırlatmak düşüyor.
Elimizdeki imkânlar, bize teslim edilmiş bir emanettir. Bize emanet edilen imkânlar, milletin malıdır. Bu emaneti, tıpkı can gibi, en iyi şekilde taşımak zorundayız.
Dünyanın bütün mevki ve makamları geçicidir. Emanet, bir gün mutlaka elimizden alınacak. Herkesin yerine bir başkası gelecek. O mevkiden ayrılacaksın, bu köşeden çekileceğim. İsimlerimiz unutulacak. Kimse hatırlamayacak. Toprağın altında, üstündekilerden kat kat fazlası var.
Esas mesele: Makam ve mevkiden ayrıldıktan sonra elimizin temiz kalıp kalmadığıdır. Bu yüzden, bize emanet edilen imkânları şahsi hırsımız, kişisel ihtirasımız ve birilerine olan öfkemiz için seferber edemeyiz, etmemeliyiz.
Bu makamlar, insanları üzelim, gönülleri yıpratalım diye bize verilmiyor. Mevkiimizi yumruk olarak kullanmamalıyız. Bu davranış, telafisi imkânsız sonuçlara yol açabiliyor. Makam ve mevkiler geçici, ama verilen hasar kalıcıdır.
Uzun sözün kısası: Geçici bir hayat için kalıcı hasarlar veremeyiz, vermemeliyiz. Hasar vererek imtihanı kazanamayız. Hep birlikte kaybederiz.
Gönül almak, gönül kırmaktan iyidir. Kırgınlıkları onarmak, haksızlıkları düzeltmek, günümüzü ve ömrümüzü ziyadesiyle kıymetli yapar. Hep birlikte kazanırız.