• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Petrol kokusunu almış emperyalistler kan kokusunu almış köpekbalıklarından daha tehlikelidirler

06 Mayıs 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Petrol kokusunu almış emperyalistler kan kokusunu almış köpekbalıklarından daha tehlikelidirler

MUSTAFA ÇELİK

Petrolün izini süren emperyalistler, kan kokusuna gelen köpekbalıklarını bile utandıracak bir vahşet taşırlar. Başka bir ifadeyle petrol kokusuyla kudurmuş emperyalistler, kan kokusuna koşan köpekbalıklarından daha tehlikeli, daha doyumsuzdurlar.

Petrolün kokusu, modern dünyanın en keskin pusulasıdır. Bu koku bir kez alındı mı, yönler şaşmaz; haritalar yeniden çizilir, sınırlar yeniden yorumlanır, insan hayatı ise çoğu zaman bu hesapların en değersiz kalemi olur. Emperyal akıl, petrolün izini sürerken sadece yeraltındaki zenginliği değil, o zenginliğin üzerinde yaşayan hayatları da bir maliyet unsuru olarak görür. İşte tam burada, medeniyet iddiası ile gerçek niyet arasındaki derin uçurum açığa çıkar.


Tarihin en karanlık sayfalarına bakıldığında aynı yöntem, farklı yüzlerle tekrar eder: Önce parçalamak, sonra yutmak. Bu, sadece bir strateji değil; bir zihniyetin, bir karakterin dışa vurumudur. Firavun’un tavrı da buydu: Hakikati bölmek, insanları ayrıştırmak, zayıflatmak ve nihayetinde hepsini kendi tahakkümünün içinde eritmek. Bugün değişen yalnızca araçlar; yöntem, hâlâ aynı köklerden besleniyor.

“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış  ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.” (Kasas Sûresi/ 4)

Parçalamak, bir gücün en eski silahıdır. Bir toplumu kendi içinde ayrıştırdığınızda, artık onunla savaşmanıza bile gerek kalmaz. Kendi iç çelişkileri, sizin yerinize yıkım üretir. 


Köpekbalıkları kan kokusunu aldıklarında içgüdüleriyle hareket ederler; doğaları gereği saldırırlar. Fakat emperyalist zihniyet, içgüdüyle değil, hesapla, stratejiyle ve soğukkanlılıkla ilerler. Onun tehlikesi de buradan doğar. Çünkü bu akıl, ne yaptığını bilir; attığı her adımın, dökülen her damla kanın farkındadır. Buna rağmen durmaz. Zira onun için petrol, çoğu zaman insan hayatından daha ağır basar.

Bu yüzden petrol kokusunu almış emperyalistler, kan kokusuna gelen köpekbalıklarından daha tehlikelidirler. Çünkü köpekbalığı doyduğunda geri çekilir; oysa emperyal iştahın doyduğu pek görülmemiştir. Bir coğrafyada elde edilen kazanç, başka bir coğrafyada yeni bir müdahalenin gerekçesi hâline gelir. Savaşlar, krizler, darbeler; hepsi bu doyumsuzluğun farklı tezahürleridir.

Bu çağın çatışmaları bir tesadüf değildir. Bu savaşlar, yoksulun boş tenceresinden değil; zenginin doymayan hırsından doğuyor.


Yeryüzünde ekmek yetmediği için değil, ekmek adil bölüşülmediği için kavga vardır. Birileri açlıktan ölürken, birileri servetine servet katmanın hesabını yapıyorsa; orada kader değil, düzen suçludur. Kapitalist akıl; insanı rakama, emeği maliyete, hayatı pazara indirger. Ve bu akıl büyüdükçe, merhamet küçülür.


Unutulmasın:

Savaşları başlatanlar çoğu zaman tok olanlardır, ama ölenler hep aç olanlar. Bu düzen; yoksulu suçlu, zengini masum gösteren bir illüzyondur. Oysa gerçek açıktır:

Açlık bir sonuçtur, doyumsuzluk ise sebeptir. Artık teşhisi doğru koyma vaktidir: Sorun, dünyanın kaynaklarının azlığı değil; adaletin yokluğudur. Ve bilinmelidir ki; Adalet olmadan barış, paylaşım olmadan huzur, sınır tanımayan hırs varken insanlık mümkün değildir.

Dünyadaki kavgalar fakirlerin açlığından değil, zenginlerin kapitalistlerin doyumsuzluğundandır.

Evet, kapitalist sistemin içindeki birikim hırsı, kâr maksimizasyonu ve güç yoğunlaşması; gelir eşitsizliğini derinleştirir ve birçok çatışmanın zeminini hazırlar. Özellikle doğal kaynaklar, enerji hatları ve stratejik bölgeler söz konusu olduğunda, “doyumsuzluk” dediğin dinamik gerçekten belirleyici olabilir. Ancak dünyadaki çatışmaları yalnızca buna bağlamak eksik kalır. Tarih bize şunu gösterir:

-Kimlik çatışmaları (din, mezhep, etnisite),



-Siyasi iktidar mücadeleleri,

-Jeopolitik rekabet,

Tarihsel travmalar ve intikam döngüleri en az ekonomik çıkarlar kadar etkili olmuştur. Öte yandan, fakirlik ve açlık da pasif bir durum değildir. Aşırı yoksulluk:

-Toplumsal huzursuzluğu artırır,

-Radikalleşmeyi kolaylaştırır,

-Çatışma için “insan kaynağı” üretir.

Daha dengeli bir ifade şöyle olabilir: Dünyadaki kavgalar çoğu zaman yoksulların çaresizliği ile güçlülerin doyumsuzluğu arasında sıkışmış bir gerçeğin ürünüdür.

Sonuçta geriye kalan, parçalanmış ülkeler, yıkılmış şehirler ve unutulmaya yüz tutmuş insan hikâyeleridir. Petrolün kokusu bir süre sonra dağılır; fakat dökülen kanın izi, nesiller boyu silinmez. Bu da bize şunu gösterir: Asıl tehlike, vahşi olanın içgüdüsü değil; kendini medeni gösteren aklın sınır tanımayan hırsıdır. Asrımızda Amerika ve avaneleri petrol kokusu almış emperyalistlerdir. Bu emperyalistlerin akıtmayacakları kan, yıkmayacakları ülke yoktur. Altını çizerek diyorum ki; İran’dan dolayı İran’ı gerekçe yaparak Amerika ve İsrail düşmanlığından vazgeçiyorsan bil ki sen İsrail ve Amerika’dan daha kötüsün.  Şehid Seyyid Kutub (rh.a)’in şu isabetli tesbitine canü gönülden katılıyorum: “Amerika’dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23