Batı Trakya’da neler oluyor?
Batı Trakya’da neler oluyor?
AYHAN DEMİR
Batı Trakya Türk Azınlığının tüm hakları, İstanbul Antlaşması, Atina Antlaşması, Sevr Anlaşması (Yunan Sevr’i) ve Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmıştır. Avrupa Birliği ile İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri de bunlara eklenebilir.
Yunanistan, en azından kâğıt üzerinde, taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde yer alan her türlü hak ve özgürlüğü sağlamayı vaat ediyor. Söz konusu Batı Trakya Türk Azınlığının sosyal, kültürel ve politik hakları olunca, Atina yönetimi, tüm hak ve özgürlük vaatlerini rafa kaldırıyor.
Bugün, Yunanistan’da yaşayan, Batı Trakya Türk Azınlığın birçok sorunu var. Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığını, birçok insan hakkı ihlaline maruz bırakıyor. Her şeyden önce: Yunanlılar, Osmanlı’dan kalan, vakıf mallarını korumuyor. Bu vakıf mallarını, Batı Trakya Türk Azınlığına da iade etmiyor. Vakıf malları, beyanda bulunmamak ve vergi borçlarını ödememek gibi bahanelerle, haciz ve ipotek altına alınıyor. Vergi borçlarını ödeme talepleri de kabul edilmiyor. Vakıf malları için atanan idare heyetleri ise Atina yönetiminin belirlediği kişilerden oluşturuluyor.
Şimdi bunun üzerine, Atina’nın, Avrupa’nın minaresiz tek başkenti olduğu gerçeğini de ilave edin. Atinalı Müslümanlar, apartmanların zemin veya bodrum katlarındaki mescitlerde ibadet ediyor. Bayram namazları, meydanlarda veya spor salonlarında kılınıyor. Atina yönetimi, sudan bahanelerle, mescidleri kapatıyor. Açık olanlar ise Yunan polisi ve ırkçılarının baskısı altında bulunuyor.
Tüm dünyaya ‘demokrasinin beşiği’ olduklarını söyleyenlerin, Batı Trakya Türk Azınlığını Yunan Parlamentosu’na sokmamak için getirdikleri, ülke genelinde yüzde 3’lük seçim barajından hiç bahsetmiyorum bile.
Dahası var.
Atina yönetimi, etnik anlamda, Türk kimliğini ve kültürünü de inkâr ediyor. Örneğin, “Türk” veya “Batı Trakya” ifadesi bulunan, İskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Fenerbahçeliler Derneği gibi STK’ları kapatıyor, okul tabelalarını indiriyor.
Batı Trakya Türk Azınlığı, eğitim hak ve imkânlarından da yeterli ölçüde faydalanamıyor. İlk ve orta dereceli azınlık okullarının sayısı oldukça az ve eğitim kaliteleri çok düşük. Okullarda, Türkiye’de eğitim almış öğretmenler yerine, Selanik Özel Pedagoji Akademisi’nden mezun öğretmenler görevlendiriliyor. Mevcut okullar, ihtiyacı karşılayamıyor. Çocuklarının iyi bir eğitim almasını isteyen veliler, mecburen, diğer devlet okullarına yöneliyor. Bu durum, azınlık okullarının varlık sebebini tehdit ediyor.
Bitmedi, bitmiyor.
Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilmiş olan müftülere karşı kendi atadığı müftüleri dayatarak, dini hayata yönelik baskı uyguluyor. Bir yanda, hukuki ve yargısal yetkilerini kullanamayan; yalnızca dini lider olarak görev yapabilen, cemaat tarafından seçilmiş müftüler var. Diğer tarafta ise devlet memuru statüsünde olan Atina yönetimi tarafından atanmış müftüler.
Atina yönetiminin Dimetoka’ya müftü atanmasının ardından Gümülcine ve İskeçe için de benzer bir süreci başlatması, bu husustaki hak ihlallerini yeniden gündeme getirdi.
Yunanistan’ın Batı Trakya’daki müftülük uygulamaları, uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ediyor. 1913 Atina ve 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, eğitim ve din alanında özerk kılındı. Bu doğrultuda, Yunan iç hukukunda yasa da çıkarıldı.
1985 yılına kadar müftüler, Batı Trakya Türk Azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Bugün, bu hak, fiilen ortadan kaldırıldı. Fakat Lozan’da müftülerin seçimi hakkında bir hüküm bulunmadığını söylemek; hukuk devleti ilkesi temelinde, “herkes için eşitlik” ilkesiyle bağdaşmıyor. Yunan makamlarının, müftülük meselesindeki tutum ve açıklamaları uluslararası hukuku hiçe saymaktadır.
Hukuk devleti olduğunu iddia eden ve hukukun önünde eşitlik ve dini özgürlükleri herkes için güvence altına aldığını iddia eden Yunanistan’a hatırlatmak isteriz: Yunan anayasasında hâkim din Ortodoks Hristiyanlık olmasına rağmen kilisenin din adamları devlet tarafından belirlenmiyor. Aynı şekilde diğer dinlere mensup olanlar da özerktir, özerk olmalıdır. Ne var ki Yunan devleti, yalnızca Trakya Türk Azınlığına müftü atama yoluna gidiyor.
Son çıkan yasa ile müftülükler kamu dairesi ve atanmış müftüler ise kamu genel müdürü seviyesinde memurlar olarak tanımlandı. Böylelikle Atina yönetimi, 1990 yılından beri, göstermelik bir seçim adı altında, fiilen müftü ataması yapıyor. Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğini engelliyor, ihlal ediyor.
Müftülük makamı, Batı Trakya Türk Azınlığının kimlik ve birliğinin kilit taşıdır. Bu makama yönelik her türlü müdahale, Türk Azınlığın iradesine ve toplumsal huzura zarar vermektedir.
Tam da bu noktada sorulması gereken soru şudur: Lozan Antlaşması ile tanımlanmış azınlık “Müslüman azınlık” ise neden Yunanistan, aynı antlaşma ile statüsü ve hakları belirlenmiş olan Türkiye’deki Rumlar için dini değil, etnik temele dayalı “Rumlar” ifadesini kullanıyor?
Yunan tezinden yola çıkarsak: Türk Dışişleri’nin de Türkiye’deki Yunan ve Rum azınlıktan bahsederken, “gayri-Müslimler” demesi gerekiyor!
Türkiye, Yunan yönetiminin hak ettiğini değil, kendisine yakışanı yapıyor. Fakat bu yaklaşım Ankara’nın sabrının sonsuz olduğu anlamına gelmiyor. Demem o ki, bizi, sizin seviyenize inmeye zorlamayın. Kendinize gelin, seviyemize çıkın. Batı Trakya Türk Azınlığının, kimlik ve inançlarını özgürce yaşamasına müsaade edin.