Balkanlar kime emanet?

11 Eylül 2019 Çarşamba

Bu köşede, kendi adıma yapmaya çalıştığım şey, sağlam bir duruş ve yüksek bir tarih şuuru kazandırmak oldu, oluyor.

Tarihini bilen insanlar, yaşadıkları topluma ve topraklara derin bir bağlılık duyarlar. Vatan ve millet sevgisinin ne demek olduğunu bilirler. Vefa duyguları gelişir.

Bugüne kadar, bazı şeylerin hakkını tam anlamıyla verdiğimizi söyleyemeyiz. Mesela, şehirlerin caddelerine, parklarına, kültür merkezlerine Aliya İzetbegoviç ismini veriyoruz ama Balkan edebiyatı ile ilgili yayınlara gereken ilgiyi göstermiyoruz. 

Neredeyse her şehirde bir meydana Başçarşı’daki sebilin bir kopyasını inşa ediyoruz ama Balkan tarihine, siyasetine ve bu ülkelerdeki gelişmelere gereken ilgiyi göstermiyoruz.

Sadece heyecanın yeterli olmadığı, bu heyecanın bilgiyle takviye edilmedikçe geçici olduğu, bilinen bir gerçektir.

Bir de bu: Emek israfı hayli yaygın. Liyakat ve ehliyet gibi değerler, ilişkilerin gerisinde kalıyor. Artık, yapılan işlere değil, kurulan ilişkilere dikkat ediliyor. İlişkileriniz sağlamsa, işinizi iyi yapıp yapmadığınızla ilgilenen pek yok. Durum bu olunca, işinin hakkını verenler, hakkını alamaz oluyor.

İsmet Özel’in “titizlik, ahlakın ta kendisidir” sözünü ilke edinip işinizi özenle ve ahlakla yapmak istediğiniz vakit, şanslıysanız “yavaş olmakla” değilseniz “abartmakla” itham ediliyorsunuz.

Malum: Bıçak, cerrahta şifa, katilde ölüm dağıtır. Cerrahlar, dikkatli ve rikkatli çalışmak zorundadır. Katillerin böyle bir mecburiyeti yoktur.

Gördüğümüz: Söz, yerli düşünürlerin, milli zihinlerin elinden alınıp yersiz ve yeteneksiz ama ilişkileri kuvvetli kişilere verilmiştir. 

İthal isimlerden, yerli fikir çıkmaz. Bu tür kişilerden sağlıklı fikirler, parlak çözümler, merhem olacak çareler beklemek, yaz ortasında kar yağmasını beklemek gibidir.

Mesela, “Türkiye’nin Suriye ile ilgili politikası ne olmalıdır” sorusunun cevabını almak için, mikrofonlar bu toprakların önemini ve neye karşılık geldiğini bilen isimlere değil; Amerika’ya, İngiltere’ye, Rusya’ya özel bir muhabbet besleyen kişilere uzatılıyor.

Balkanlarla ilgili bir mesele söz konusu olduğunda da benzer bir durum söz konusu oluyor. Kameralar, Balkanları Amerika’nın Sesi, Deutsche Welle, BBC, Sputnik üzerinden okuyan isimlere odaklanıyor. 

Bu adamların görevi de belli: İstikameti saptırmak, ciddiyeti kundaklamak, meseleyi sulandırmak. 

Yerli ve milli isimlerin geri planda kalması, aslında Türkiye’nin geri çekilmesi anlamına geliyor. Ortalık, Batının sözlerini çoğaltan fotokopi makinelerinden geçilmiyor.

Bildiğimiz yerden bahsedelim.

Balkan ülkelerinin anahtarları teslim edilenlerin ve sözlerine itibar edilenlerin birçoğunun, sadece kendilerine dikkat kesilen, emanet bahsini hafife alan kimseler olduğunu görüyoruz. 

Sormadan edemiyoruz: Millet ve memleket kimlere emanet edilmiş?

Yazmayacaktım ama yazayım: Falanca Balkan ülkesi kendisine emanet edilen filanca kişi FETÖ yayın organında yazarlık yapmış, Gezi olayları esnasında şunu söylemiş: “Başbakanın (Erdoğan’ın) son konuşması yine yanlış... Polisin yaptıklarından özür dilemek çok zor olmamalı...”

Bir başka Balkan ülkesinde sözüne itibar edilen bir başka kişi çocuk çoluğu ile FETÖ’ye destek vermeye devam ediyor, torunu torbası hâlâ FETÖ okullarına devam ediyor.

Öteki Balkan ülkesinde itibar edilen öteki kişi, bulunduğu Türkiye’nin çıkarlarını korumak üzere elini taşın altına koyacağına, kişisel çıkarlarını korumak adına, Türkiye’yi önünde tutmak için çabalıyor. Mesela, Türkiye sınırından geçiremediği kuru et (pastırma) için devlet büyüklerimizi rahatsız etmekten çekinmiyorlar.

Türkiye’den Balkanlara taşınan isimlerin birçoğu da yetenekleri, liyakati ve şahsiyeti ile değil, ilişkileriyle bunu başarıyorlar. Prizren, Saraybosna, Deliroman, Yeni Pazar, Tiran veya Gümülcine’yi devlet imkanlarıyla bir kez görenler, geri döndüklerinde bir uzman edasıyla hazırladıkları raporlar üzerinden, bu ülkelerdeki siyasetimizi şekillendirmeye girişiyor.

İsmet Özel, “ancak içinden aydınlanan dışına ışık verir” diyor. Daha ne desin? Daha ne söyleyelim?

Uzun sözün kısası: Yorgunuz, üzgünüz fakat ümitsiz değiliz. Yerli düşüncenin ve milli bir duruşun derdini taşıyanlar, “bir iç kanama gibi sessiz ve derinden” ilerliyor. Onlar, her şeye rağmen, güzel ve önemli işler yapıyor.

Biliyoruz ve inanıyoruz ki, güzelliğin üstünü hiçbir kimse örtemez. Tam aksine, güzellik her tür kötülüğün ve çirkinliğin üzerini örter. Şimdi olmasa bile, bir gün mutlaka.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti