‘Açık Balkan’, gizli niyetler
Son dönemde isminden sıklıkla bahsedilen ‘Açık Balkan’, henüz çiçeği burnunda, bir bölgesel girişim. 29 Temmuz 2021 tarihinde ilan edilen bu girişimin temeli, ‘Mini Schengen’ olarak bilinen oluşumuna dayanıyor. Onun ilanı ise 10 Ekim 2019’da yapılmıştı.
Açık Balkan, Sırbistan, Bosna Hersek, Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Kosova arasında çeşitli alanlarda işbirliğini hedefliyor. Bu ülkelerin vatandaşları, mal, hizmet ve yatırımları için serbest dolaşım imkânı sağlamayı amaçlıyor. En azından kâğıt üzerinde, böyle ifade ediliyor.
Ne var ki…
Hedeflenenden bir hayli uzakta; sadece Sırbistan, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya’dan ibaret bir tablo var. 2023 yılında sınır ve gümrüklerin kaldırılmasının, sadece bu üç ülke arasında hedefleniyor olması da kısa vadede bir genişleme olmayacağını işaret ediyor.
Aslına bakılırsa, Mini Schengen’in ilanı da Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, dönemin Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev’den oluşan üçlü tarafından yapılmıştı.
Bosna Hersek, Kosova ve Karadağ, ilk ilan edildiğinde, bu girişime katılmayacaklarını dile getirdiler. Priştina yönetimi, kesin ve net bir şekilde bu duruşunu muhafaza ediyor. Karadağ’da Cumhurbaşkanı Milo Cukanoviç bu girişimin karşısında yer alırken, Başbakan Dritan Abazoviç tam aksi görüşe sahip. Bosna Hersek’te de benzer bir durum var. Cumhurbaşkanlığı Konseyi Sırp üyesi Milorad Dodik Açık Balkan’a katılma yanlısı iken, Boşnak üye Şefik Caferoviç ve Hırvat üye Jelyko Komşiç bunu istemiyor.
Her üç ülkenin, birbirinden farklılaşan gerekçeleri olsa da, ortak itiraz noktası: Sırbistan’ın varlığı.
Bosna Hersek, Kosova ve Karadağ, 1992-99 yılları arasında işlenen insanlık suçlarından dolayı özür dilemeyen Sırbistan’ın öncülüğünde kurulan ve onun hegemonyası altında ilerleyen, Neo-Yugoslavya emareleri taşıyan ve Sırp kasabı Miloşeviç’in propaganda bakanlığını yapmış olan Aleksander Vuçiç’in içerisinde yer aldığı bir çatı altında bulunmak istemiyor.
Haksızlar mı?
Bu soru burada dursun, ama biz devam edelim.
Açık Balkan girişimine şüpheyle bakan bir başka grup, bunun bir ‘Alman projesi’ olduğunu dile getiriyor. Bu tezi savunanların iki temel gerekçesi var: Açık Balkan girişiminin, Berlin süreci ile eş zamanlı olarak başlaması ve Merkel’in, görevden ayrılmadan önce çıktığı bölge turunda, tüm Batı Türkistan (Balkan) ülkelerinin bu girişimde yer almalarının altını çizmiş olması.
Bu girişime itiraz edenlerden bazıları ise Rusya’dan endişe duyuyor. Her ne kadar Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, “Burada Rus temsilciler yok” diyor, ama Sırbistan ziyaretini gerçekleştiremeyen Rusya Dışişleri Bakanı da “Bu projeye destek vereceğini ancak Avrupa’nın bunu engellediğini” ifade ediyor.
Bunlar, farklı kesimler tarafından, dile getirilen tezler. Bir de açıktan görüntü verenler var.
Açık Balkan girişiminin, her ne kadar bu aşamada kendi bünyesine katmak istemese bile; Türkiye, Rusya ve Çin eksenine kaymaların önüne geçmek ve ilerde bünyesine katacaklarını hazırlamak isteyen Avrupa Birliği’nin bir projesi olduğunu dile getirenlerin sayısı hiç de az değil.
Bu tezi savunlar, her geçen gün AB’ye desteğin azaldığı bölgede, Açık Balkan girişimi üzerinden yeni bir heyecan dalgası meydana getirilmek istendiğini söylüyorlar.
Her ne kadar Avrupa Birliği aksini söylese de bu girişimin, asıl amacı oyalama ve bölgenin tam kontrolünü sağlamak olan, taktik alternatif AB projesi olduğu aşikârdır. AB Genişleme ve Komşu Ülke İlişkilerinden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi’nin, Açık Balkan zirvesine katılımı da bunu işaret emektedir.
Bitmedi.
Açık Balkan toplantılarına katılanlardan bir diğeri de ABD Batı Balkanlar Özel Temsilcisi Gabriel Escobar oldu. Escobar’ın bu toplantıda yaptığı konuşmada, altını kalınca çizdiği iki husus var. İlki, altı Balkan ülkesinin tamamının mutlaka burada yer alması. İkincisi, Açık Balkan’ın, bir ekonomik proje olarak kalması gerektiği.
Hal böyle olunca, soru da şu oluyor: Endişeler yerinde mi? Yoksa bu projeyi, ekonomik işbirliğinin dışında, farklı sahalara taşımak isteyenler mi var?
Buraya dikkat: Ohri’de gerçekleştirilen Açık Balkan toplantısında masada, katılımcı ülke temsilcilerinin yanı sıra, ‘Açık Toplum Vakfı’ kurucusu George Soros’un oğlu Aleks Soros da bulunuyordu.
Ne alaka? Alaka şu…
George Soros, 5 Temmuz 1999’da yayımlanan, “Balkanları Açmak (Opening the Balkans)” isimli makalesinde, Balkanların nasıl açılacağını, yıllar evvel, tüm detayları ile anlatmıştı. Açık Balkan toplantısına katılan ülke temsilcilerinin birçoğu, zaten Soros tarafından desteklendi, destekleniyor.
Anlaşılan o ki, oğul Soros babası tarafından, Açık Toplum Vakfı aracılığı ile yıllardır STK, medya ve eğitim alanlarında verilen emeğin meyvelerini toplamak üzere oradaydı.
Bütün bunların üzerine, bizim (Türkiye’nin), kendi kendimize sormamız gereken bir soru var: Batı Türkistan’a (Balkanlar’a) dair, bölge ülkelerinin AB ve diğer Atlantik kurumlarıyla üyeliklerini desteklemek dışında, bir niyetimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, aynı zamanda, geleceğimize dair tehlikenin ne kadar farkında olduğumuzun da göstergesidir.