• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
14 Mart 2019

Moda belası…

İsteniliyor ki kadınlar, temel insan hakları güvencesine yaslanarak (İlahi mahrecine değil), arzu ettikleri gibi giyinip kuşansınlar ve üyesi oldukları toplumda kendilerini iyi hissetmeleri için hemcinsleri arasında ayrıcalık sahibi olsunlar… 

Kalabalıklar arasında farklı kişilik sahibi olabilmenin başta gelen ilk şartı da, kadının kendisini tanıması. Bu bilgeliğe ulaşabilmesi içinse, kadın evvela bir sitil sahibi olacak ve hayatının iplerini de kendi eline alacak…

Kimseye eyvallahı olmayacak!…

Moda akımı, kadını bu amaca doğru erginleştiren etkin bir eğitim alanı olup, Moda Kadın da, muhafazakâr kadını “dişiledikten sonra” bu alanda laikleştirerek hayatın ipini eline almasını sağlayacak…

Çevreye bakarsanız, sağlamış bile…

Osmanlı döneminde, genel çerçevesi itibarıyla inanç dünyasının mutlu ömür tüketen muhafazakar aile yapısında kadın yokmuş!!!. Cumhuriyet’in aydınlık ortamında feminizan söylemler, fırsatını yakaladıkları her vesileyle dişileştirmeye çalıştıkları fiziken kadınları, şöyle hicvediyor; 

Yavru kuşum, bu sendeki güzellik,

Başlık mıdır harçlık mıdır babana,

Değerini biçen biçmiş, kız evlatsın eğeceksin boynunu,

Şerbetini içen içmiş. Davul zurna, gideceksin yabana.

Ardından da, ipini eline aldırmaya çalışılan kadının fiziki varlığı üzerinde, BİLİMSEL şüphelere cevap aranılıyor!…         

Kadın, insanın gölgesi midir gövdesi mi”?...

Osmanlı’da yapılan nüfus sayımlarında kadın yokmuş. Erkekler, hayvanlar, atlar ve eşeklerin sayılmasına karşın, insandan sayılmadığı için, kadınlara nüfus istatistikleri içinde yer verilmemiş!..

Oysa 2. Mahmut zamanında ve o da bir kez olmuştur. Askere alınacak erkek sayısını tesbit amacıyla yapılan sayımda kadınlar es geçilmiştir.

Kemalizm’in yorumlarında ortaçağ karanlığını bir güneş gibi delerek aydınlığa çıkarılan Cumhuriyet Türkiye’sinde de cephe açan toplumsal cinsiyet eşitliğinin hak savaşı niteliğini taşımasından ötürü, kadının fiziki varlığı da elbet, ana faktör olarak cephede kendi yerini alacaktı…

Ve temsilcileri eliyle almış da…       

Moda Kadın…

Ne var ki Moda Kadın, Allah’ın kullarını cinsiyette klasik yapısından koparıp tek cinste toparlayıp yok edilmesine çalışılan aile hukukunu, küffar dilince yeniden inşa edici REİNCARNATE haline getirmekten ziyade, kadının dişilikteki cezbesini yükseltmeye odaklanmış…

Belki hususan, öyle düşünülerek planlanmış da olabilir…

Bu savaşın getirisi, “ticari kazancı bana, faydası da sana ortaklığıyla niye paylaşılmasındı?.

Mesela, İslam dininin terminolojisini kullanarak… Sureler, ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler…

Farkındalık yaratıcı araç olması isteğiyle piyasaya sürülen ürünlerin üzerine marka motif olarak işlenerek… Yasin işlemeli kadın donu, ikizler için besmeleli sütyenler, bugün yarın Osmanbey’de!… 

Oysa görev ve etkisi bakımından toplumsal cinsiyette eşitlik adına ateşlenen aile kurumunu çürütme savaşında her iki cinsiyeti de kapsamına alanlar, çift ağızlı pala bıçaklarını Moda Kadın’dan yıllar öncesi kullanmaya başlamıştı.       

Haşema

Lakin haşemacı, yaptığı işin bu amaca yönelik netice vereceğini bilmiyordu. Onun gayesi, Müslümanlar da denize girsin ve bu arada ben de kazanayım… Hem de kadına da erkeğe de özel maksat tek uniform olarak…

Denizde kırık dökük hizmet gören haşema, bilahare pantolona evrilip karaya aktarılınca, kadın kadınlığından erkek de erkekliğinden soyulup tek kalıba döküldüler. Ve şimdi, çıkın bakın sokağa, herkesin kıçında daracık sıkıcık tülden ince bir pantolon. Erkeğinin kimisi küpeli ve saçları da topuzlu. Türbanlı kızların da tırnakları cilalı…

Korkarız, hükümetlerin ya da devletin aile başı üç-dört çocuk politikası duvara çarpacak yakında… Kim doğuracak ki!...

Beka sorununu yanlış yerde arıyoruz…

Moda Kadın, küffar nezdinde İslam modası olarak Türk ve dünya piyasalarında yıldız gibi parlayarak, boom yapmış…

İyi de, Moda Kadın’a, pazarda bomba etkisini sağlayan araç/gereç ve tasarım silahları anlamında dinamik gücü nereden? 

Batılı kadınının sırtındaki stili ne ise, madde ve manasında modern Batı modasının da fevkinde stilografisiyle muhafazakâr kadının arzularını coşturucu tarz ve tasarımlar.. 

Ecdadının ilahi tesettür üslubunu, ilahlarıyla savaş halindeki Batı kadınının üzerindeki şeytaniliğe kurban etme hırs ve ihtirası…

                       

Kemalizm’in yozlaştıramadığı muhafazakâr kadın, kendi çevresinin satıhta kendine benzer hemcinsleri tarafından tereyağından kıl çeker gibi ruhundan çekilip götürülüyor…

Çıkın sokağa ve çevrenize bir göz atın ve on yıl evveliyle kıyaslayın… Kadın, modadan aldığı zehir ile kendini dünyevi saygınlık değerlerinden koparırken, beri yandan da öte tarafın karanlıklarına aptalcasına sürükleniyor…

Elleri eldivenli hacı annelerinin yanında kafası Moda Kadın tarafından türbanlanmış olup, kıçındaki sosyetik münhanileriyle, sohbet sonunda ayrılık anında dostlarına bye bye çeken muhafazakâr küçük hanımlar…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan, “Ezana sahip çıkamayanlar, bu ülkeye de sahip çıkamazlar” derken, bir salt gerçeği daha belirgin kıldı…

Doğru söze can kurban. Lakin ezan protestosu dışarıdan gelen bir küstahlıktır ve aynı zamanda açıktan ve aleni…

Giyim kuşam ve tesettürdeki kirlenme ise, iç kaynaklardan. Bizlerden yani.

Sultanlar için anlatırlar, hatta Dört Halifeye de tarihin kütüklerinde bu konuda epeyi sayfa ayrılmıştır…

İLK ELDEN, ARACISIZ DOĞRUDAN 

GÖRÜP, TEDBİR ALMAK…

Yetki sahibi sorumlu görevliler öyle yaparmışlar, bir zamanlar…

Polisler bu işi iyi bilir. Bazı yerde kestane kebapçısıdır, bir bakmışsın, sıradan vasıfsız bir vatandaş gibi, duraklarda otobüs bekliyorlar…

Cumhuriyetle yönetilen diyarlarda, tebdil-i kıyafete pek itibar edilmiyor, büyüklükten midir, dersiniz?…

Aslında büyük bir eksiklik… 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı