Gazze: Anlaşmalara uyulmadığı, vicdanın askıya alındığı yer!
Gazze: Anlaşmalara uyulmadığı, vicdanın askıya alındığı yer!
ARZU ERDOĞRAL
Gazze’de yaşananlar artık “olağanüstü” bir durum değil. Olağanüstü olan, dünyanın bu insani yıkımı ne kadar hızlı normalleştirdiği!
Her yeni saldırı, her yeni sivil kaybı, her yeni açlık haberi birkaç gün konuşuluyor, ardından yerini başka bir “acil gündeme” bırakıyor. Oysa Gazze’de kriz geçici değil; kalıcılaştırılmış bir insani felaketle karşı karşıyayız.
Bu felaketin en çarpıcı yönü ise; ortada sayısız ateşkes çağrısı, müzakere başlığı ve anlaşma metni varken, sahada bunların neredeyse hiçbir karşılığının olmaması. Çünkü Gazze söz konusu olduğunda anlaşmalar bir bağlayıcılık taşımıyor. En azından işgalci İsrail için. İsrail hiç bir kural tanımıyor. İnsani yardımların girişlerine izin vermiyor. Yani soykırıma devam ediyor.
Terör Devleti İsrail neden anlaşmalara uymuyor?
Bu soruya verilecek yanıt, “güvenlik kaygıları” klişesinin çok ötesinde. İsrail’in Gazze politikası, kısa vadeli askerî hedeflerden ziyade uzun vadeli bir siyasal mühendislik içeriyor.
Gazze’yi yaşanmaz hale getirmek, nüfusu zorla yerinden etmek, direnişi yalnızca silahlı değil toplumsal ve psikolojik olarak da çökertmek istiyorlar.
Bu nedenle gerçekte işgalci İsrail açısından ateşkesler bir barış adımı değil operasyonel molalar niteliği taşıyor.
Bunlar uluslararası baskıyı azaltan, askeri yeniden konumlandırmaya zaman kazandıran ve sahada oluşturulan fiili durumu kalıcılaştıran araçlardır.
Gazze meselesinde her ne kadar göz ardı edilse de en belirleyici aktör ABD’dir.
Washington kendisini hâlâ “dengeleyici güç” ve “arabulucu” olarak sunsa da gerçek bu değil.
ABD, İsrail’in en büyük silah tedarikçisi, diplomatik olarak en güçlü koruyucusu ve Birleşmiş Milletler’de veto kalkanıdır.
Bir yandan insani ateşkes çağrıları yapıp, diğer yandan İsrail’e koşulsuz askeri destek sağlamak; ahlaki değil, stratejik bir tercihtir. Bu tercih, Gazze’de yaşananların önlenememesinin değil, yönetilebilmesinin önünü açıyor.
Bugün Gazze’de olan bitenlerin büyük kısmı, ABD’nin “sınır koymayan destek” politikasından bağımsız düşünülemez. Bu nedenle ABD yalnızca pasif bir izleyici değil; sürecin ortaklarından birisidir.
Birleşmiş Milletler kararları, uluslararası hukuk, savaş suçları tanımları… Tüm bu kavramlar Gazze söz konusu olduğunda askıya alınmıştır.
Sebebi açık:
Hukuk güçlüyü bağlamıyor
Normlar seçici uygulanıyor
Cezasızlık kalıcı hâle geliyor
Gazze’de yaşananlar, uluslararası sistemin yalnızca Filistinliler için değil, kendi meşruiyeti için de büyük bir sınav olduğunu gösteriyor. Ve bu sınav şimdilik başarısızlıkla sonuçlanıyor.
Peki bundan sonra ne olur?
Kesin konuşmak mümkün değil; ancak bazı olası senaryolar giderek belirginleşiyor.
Birinci senaryo: Kontrollü yıkımın sürmesi
Ne tam savaş ne gerçek ateşkes. Düşük yoğunluklu ama süreklilik arz eden saldırılar. İnsani yardımlar siyasi pazarlık unsuru haline getirilebilir.
İkinci senaryo: Bölgesel genişleme
Gazze, Lübnan’dan Kızıldeniz’e uzanan daha büyük bir çatışma zincirinin parçası haline gelir. Bu, kontrol edilemeyen bir tırmanma riskini de beraberinde getirir.
Üçüncü senaryo: Donmuş felaket
Peki bundan sonra ne olur?
Kesin konuşmak mümkün değil; ancak bazı olası senaryolar giderek belirginleşiyor.
Gazze ne yapacak?
Belki de en yanlış soru bu.
Gazze’nin ne yapacağı değil, Gazze’ye ne yapıldığı konuşulmalı. Çünkü Gazze bir özne değil, hedef haline getirilmiş durumda. Bombalar altında strateji üretmesi beklenen bir halktan söz ediyoruz.
“Direniyorlar” deniyor. Oysa çoğu zaman yapılan şey direnmek değil, hayatta kalmaya çalışmak.
Gazze bugün yalnızca fiziksel olarak değil, siyasi olarak da kuşatma altında. Ve bu kuşatma sürdükçe, anlaşmalar yalnızca kağıt üzerinde kalmaya devam edecek.
Bu yazı burada bitiyor, ama mesele burada bitmiyor.
İnsanlık onuru Gazze’de katil İsrail tarafından yerle bir ediliyor.