Kurumsal Yalanlar
Kurumsal Yalanlar
ALİ OSMAN AYDIN
ABD tarafı İran yönetimine müzakere çağrısında bulunmuş. İran Dışişleri Bakanı A. Arakçi taşı gediğine koyan bir cevap vermiş:
“Ne hakkında pazarlık yapmamız gerekiyor ki!? Liderliğimiz yok, nükleer programımız yok, füze stoğumuz yok, silah üretim hatlarımız yok… Donanmamız yok edildi ve haritadan silindik.”
Bakan Arakçi klas bir şekilde dalga geçerek saldırgan tarafın sahadaki gerçekleri nasıl çarpıttığını ortaya koymuş. Bu cevap sadece bir diplomatik çıkış değil, egemen söylemin nasıl kurulduğunu ifşa eden bir ironi.
Öyle ya, madem galipsiniz ve İran’ın tüm savaş kabiliyetini yok ettiniz, o halde müzakereye ne hacet! Dilediğinizi yapın! Fakat sahadaki gerçeğin ABD’de farkında. Ancak kamuoyu mevcut gerçekle ilgili bilmesi gerekenden fazlasını öğrenmemeli.
Saldırgan taraf savaşın başından beri kendi üstünlüğünü ve İran’ın – sözde- hezimetini bir anlatıya dönüştürdüğü haberlerle kamuoyunu etkilemeye çalışıyor. Kitleler için söylem gerçeklerden daha etkili olabiliyor.
*
Sahadaki gerçekler kadar bunları anlatırken geliştirdiğiniz söylemin ne kadar önemli olduğu açık.
Karşımızda, söylemi siyasal amaçlarla organize etmeyi yüzyıllar önce başarmış ustalıklı bir yapı var.
Emperyalizm dediğimiz şey bir ölçüde kurgulanmış söylemin kitleler üzerindeki egemenliğidir.
Emperyalizmin egemen söylemine göre Batı: akıl, bilim, disiplin, insan hakları, ilerleme ve düzendir.
Doğu ise: duygu, geri kalmışlık, cehalet ve kaos demektir.
Bu kategorileri bir kere kabul ettiğinizde olup bitenlerin gerçekliğini anlamanız zorlaşır.
Fransız felsefeci M. Fuko, güç ve bilginin toplumu kontrol etme ve yönlendirmede nasıl etkili bir şekilde kullanıldığını anlatmıştı.
Bir örnek vereyim:
Canlı yayınlanan bir basın toplantısında bir gazeteci Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan’a, “İsrailli yerleşimciler” meselesi ile ilgili bir soru sordu. Bakan beyin cevabı gerçekten aydınlatıcıydı ve konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyordu:
“Uzun yıllardır hegemonik güçlerin elinde bulundurdukları medya gücüyle, oluşturdukları algıyla hem kendilerine hem de dünyanın geri kalanına büyük bir yalan söyledikleri ve bu yalanı da kurumsallaştırdıklarını görmekteyiz.
Başta bu tanımlamaların değişmesi lazım… Birisinin toprağını işgal ediyorsunuz. İşgal etmekle kalmayıp evine el koyuyorsunuz, yıkıyorsunuz, dışarı atıyorsunuz, sonra bir başkasını getirip oraya koyuyorsunuz… Sonra buna da bir terim uydurup ‘yerleşimci’ diyorsunuz. Bunun adı hırsızlıktır.”
Açıkça hırsızlık olan bir eylemin hırsızlık kısmı haberler verilirken kamufle ediliyor.
Çünkü hırsızın hırsız olduğunun bilinmesi istenmiyor. Haberler hırsıza “yerleşimci” diyerek suçu ve suçluyu görünmez hale getiriyor.
Gazze ile ilgili bunu televizyonlardan canlı olarak izledik. Mesela İsrail yöneticileri “7 Ekim yeni bir 11 Eylül’dür, savaş 7 Ekim’de başladı” dediler.
Bunu söyleyerek Nekbe’yi, İsrail’in kuruluş sürecinden önceki köy katliamlarını, intifada’ya sebebiyet veren sistematik devlet şiddetini kamufle ediyorlar.
Hâlbuki 7 Ekim, yüzyıllık şiddet, tehcir, baskı ve zulüm döneminin bir safhasıdır.
7 Ekim’i savaşın başladığı eşik kabul ettiğinizde yaptığınız şeyi “meşru müdafaa” kılıfına sokabiliyorsunuz.
Geçtiğimiz hafta sonu İran’ın bombaladığı bir yerleşim biriminden gazetecilere hitap eden Netanyahu:
“İran’ın neden medeniyetin düşmanı ve tüm dünya için bir tehlike olduğuna dair hâlâ bir açıklamaya ihtiyaç duyan varsa, son 48 saatte olanlara baksınlar. İran sivillere, çocuklara teröristçe ateş açtı!” dedi.
Aynı kişi Gazze Şeridi’ni uçaklarla bombalayarak bazı uluslararası kuruluşlara göre 50.000 çocuk öldürdü, sivillerin kaldığı çadırları bombaladı, kuşatma altındaki bebeklerin donarak ölmesine sebep oldu ve olmaya devam ediyor. En son 28 Şubat’ta ilk iş olarak İran’da bir okulu vurarak 12 yaşın altındaki 175 çocuğu katletti.
Fakat medya mecraları ellerinde olduğu ve bu mecraları kitleleri kontrol etmek için zekice kullandıkları için bu canavar ruhlu insanlar medeniyet düşmanı olanın saldırdıkları insanlar olduğunu kamuoyuna anlatmaya çalışıyorlar.
Müthiş bir ironi… Bakan Fidan’ın söylediği gibi yalan bunlarda kurumsal bir yapı. Çünkü söylemi oluşturan basın emperyalist hükümetlerinin bir organı. Dolayısıyla savaşları kazanmak için silah geliştirmeye ne kadar ihtiyacımız varsa söylemi inşa etmeye de o kadar ihtiyacımız var.