• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

Kimlikler ve metinler

18 Mart 2026
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

Kimlikler ve metinler
ALİ OSMAN AYDIN 

-Ali Şeriati okudun mu? 

-Hayır okumadım? 

-Okur musun? 

-Neden olmasın? 

-Ama Ali Şeriati sahabeden bazılarıyla ilgili iyi şeyler söylemeyen bir Şii! 

-Kant da bir Hristiyan! Hz. Muhammed’in Risalet’ine inanmıyor. Kant okuyorum. Koyu Hristiyan Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Hugo’yu, Berdyaev’i döne döne okuyorum. Okuyacağım da… Ama mesele bu değil. Mesele senin muhatabının kimliği üzerinden okumayı konumlandırıyor olman. 



Ben Hugo’yu, koyu bir Hristiyan olduğu için okumuyorum. Hristiyanlığı öğrenmek için de okumuyorum. Ben Hugo’yu insanoğlunun hemen tüm coğrafyalarda ve tarihlerde değişmeyen yazgısıyla ilgili aldığı tutumu ve teklif ettiği şeyi anlamak için okuyorum. İnsanın kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkinin ahlaki krizlerle sınandığında nereye evrileceğine tanık olmak için bu kitapları okuyorum. 

Dostoyevski koyu bir Hristiyan olabilir. Hatta İstanbul’un Ruslara ait olduğunu düşünen bir Türk düşmanı da olabilir.  

Dostoyevski’yi dinsel ve etnik aidiyetine bakarak tercih etmem daha doğruysa, onu okumamam lazım. (Bu onun sunduğu engin estetik dünyadan mahrum kalmam anlamına gelir.) Ama ben hakikatin peşinde olan biri olarak kimden ne alabiliyorsam onu almaya bakarım. 

Dostoyevski’nin iyisini alır, kötüsünü bırakırım. 



Kant’ın iyisini alır kötüsünü bırakırım. 

Kant’ı okumam, onu yüzde yüz olumladığım anlamına gelmez. 

Ama Kant’ın, “çocuklara, Tanrı’nın adını ağızlarına alırken çok büyük bir dikkat ve saygıyla hareket etmeleri gerektiği öğretilmeli” sözünü başımın üstünde taşırım. 

Bu sözü kim söylerse söylesin yine saygı duyarım.   

Çünkü bu söz apaçık bir doğruyu işaret ediyor. 


Bunu söyleyenin Hz. Muhammed’in Risalet’ini tanımayan bir Hristiyan olması bir şeyi değiştirmez. 


Ne demişti Gazzai El-Munkiz minad-Dalâl da: 

“Elbette ki Hristiyanların küfre girmelerinin sebebi Resulullah’ın (s.a.v.) peygamberliğini inkâr etmeleridir. Öyleyse, Hristiyanların küfrünü gerektirmeyen ve kendine göre de hakkı ifade ettikleri konularda, sırf bunu Hristiyanlar söylüyor diye onlara muhalefet etmek gerekmez. Böyle davranmak zayıf akıllı kimselerin tuttuğu yoldur. 

Bu zavallılar bir kimsenin doğruluğunu söylediği söze göre değerlendirme yerine, sözün doğruluğunu söyleyen kişiye göre belirlerler. 

Sağlam akıllı kimseler ise, Müslümanların halifesi Hz. Ali’nin (r.a.) şu sözüne uyarlar: "Bir sözün hak olup olmadığını, söyleyen kişiye göre değerlendirmekten sakın! Sen önce hakkın ne olduğunu tanı, sonra hakka uyanların kimler olduğunu zaten ayırt edersin!"

Akıllı kişi önce hakkı tanır, sonra söylenen söze bakar; söylenen söz hakka uygun ise onu kabul eder. Hak sözü söyleyen kişinin, hak veya bâtıl yanlısı olması onun yanında eşittir, eşit olmalıdır.


Hatta daha da öteye giderek, sapıklık yolunu tutmuş olanların sözleri arasındaki hak sözleri bulup ortaya çıkarma hususunda özel gayret gösterir, göstermelidir. Çünkü altın madeninin toprak ile karışık vaziyette bulunduğunu bilir.” 

Buna göre Şeriati’nin eserlerinde kabul edemeyeceğimiz şeyler olsa bile okunabilir. Çünkü aynı kitaplarda sosyal düzenin işleyişi ve adalet talebi ile ilgili ciddi tartışmalar da var. 

Mesela benzer bir konuda Friedrich Engels, İngiliz işçilerinin kötü yaşam ve çalışma koşullarını sosyolojik ve ekonomik analizlerle 1845’te yayınladığı “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” adlı eserinde ayrıntılı biçimde tasvir etmişti. 

Mesela Engels “dini yapan insandır” diyerek dinin doğaüstü bir temeli olmadığını düşünen ve dini egemen sınıfların çıkarlarını koruyan bir araç olarak gören biriydi. 

“İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” adlı keskin gözlemlerle dolu eserini onun kabul etmeyeceğimiz dini görüşlerinden dolayı bir kenara bırakamayız. 


Dini görüşlerini ayırır, sosyolojik açıdan ortaya koyduğu görüşlerini dikkatle inceleriz. 

Genel olarak ilmi ve sanatsal üretimlerin tümüne böyle bakarız, bakmalıyız.   

Elbette herkes aynı ayıklama kabiliyetine sahip değildir.


Ancak çözüm metinleri aidiyetlerine göre düşmanlaştırmak ya da tahkir etmek değil, okuma bilincini geliştirmek, yükseltmektir.

Zira hakikate ulaşmanın yolu, insanları metinlerden uzaklaştırmak değil; onları hak ile bâtılı ayırt edebilecek bir seviyeye ulaştırmaktır. 

Metinleri kendi ideolojik ajandanıza göre aidiyetleriyle ilgili etiketlemeye ve etiketleri de şeytanlaştırmaya başlarsanız, günün sonunda toplumu menfi bir dönüşümün içine hapsedersiniz. 

Bu seçmeci dikkatle yarın Mehmet Akif’i Safahat’ındaki bazı ifadelerinden dolayı yargılar, ertesi gün Necip Fazıl’ı, sonra Aliya İzzetbegoviç’i hedefe koyarsınız. Ve bir gün dönüp baktığınızda, elinizde ne okuyacak bir metin ne de inanacak bir hakikat kalır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23