• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Emrah Serbes dindar birisi olsa idi, neler olurdu?!

01 Ekim 2017
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Hemen itiraz etmekte haklısınız.

“Dindar birisi olsa idi, alkol almazdı.. Alkol kullanmayınca da, o kazanın oluşmaması için en önemli tedbiri almış olurdu..” diyeceksiniz.

Haklısınız.

Bu haklı itirazınızı ihtirazi kayıt olarak not edip, Gezi eylemlerinde elinde içki şişesi ile dolanan, sonrasında da sosyal medyada dindarlara hakaret eden dizi senaristi Emrah Serbes’in yerinde, bir dindar şoför aynı kazanın faili olsa idi, neler yaşanacağını tahminen size aktarayım..

Dindar şoför, kendisi varlıklı diye.. Yanındaki adamı, suçu üstlenerek cezaevine girse idi..

Suçu üstlenen kişi, Emrah Serbes olayındaki arkadaşı Kenan Doğru gibi, cezaevinden çıkamazdı..

Niçin?

Hem “başkasının işlediği suçu üstlenme”, hem de “delilleri karartma” suçlarından tutukluluğu sürdürülür, iki suçtan birden iddianame hazırlığı yapılırdı..

Somut olayımızda ise..

“Fail teslim oldu. Fail diye cezaevine gireni bırakın” basitliği ile hareket edildi..

Sanki “başkasının yerine cezaevine girme” suç değilmiş gibi hareket edildi..

Oysa, hem başkasının yerine cezaevine girmek suç..

Hem de, failin cezasını ağırlaştıracak alkollülük durumunun delillerinin ortadan kaldırılması tilkiliği var..

Eğer Emrah Serbes laikçi değil de, dindar birisi olsa idi..

Yamağı da..

Şu an bu sebeplerle cezaevinde idi.

Yaşanacaklardaki farklılıklar bitti mi?

Hayır!

Emrah Serbes, kaza sonrasında olay yerinden ayrılıp, İstanbul’a geliyor..

Onu İstanbul’a getirenler kimler ise..

Cep telefonlarının HTS kayıtlarından tespit edilir.. “Kanun kaçağını saklamak” suçundan sorgulanır, (İstanbul’a getirdikleri kişinin kaza yaptığını bilmediklerini iddia edecek olsalar bile) onlar da cezaevine tıkılırdı..

Bitti mi?

Hayır..

Emrah Serbes diyor ki, “Kaza sırasında şoka girdim.. Sonrasında İstanbul’daki Surp Pırgiç Hastanesi’nde psikolojik tedavi gördüm.”

 Emrah Serbes dindar birisi, o hastane de dindarlara yakın bir hastane olsa idi..

Şimdi o hastane de, çoktaaan kapatılmıştı..

“Suçluyu koruma, öğrendiği suçu polise bildirmeme” gerekçeleriyle, başhekim ile muayeneyi ve tedaviyi yapan doktorlar çoktan tutuklanmıştı. 

Var mı öyle, “yaralı olarak hastaneye müracaat eden kişinin durumunu, polise bildirmeme!..”

Var mı öyle, “Bir kaza yaptım.. Şok yaşıyorum” diyenin suçunu polise bildirmeme..

Adama sorarlardı: 

“Biz sana hastane çalışma ruhsatını, ‘yaralıları tedavi edin, bu sırada öğrendiğiniz suçların bilgisini polisle paylaşın’ diye mi veriyoruz, yoksa ‘suç şüphelilerini gizli gizli tedavi edin, yargıdan kaçmalarını sağlayın’ diye mi veriyoruz” denilirdi..

Hem sorumlular tutuklanır.

Hem de hastane hemen mühürlenirdi..

Olay kapandı mı?

Hayır..

Emrah Serbes’in olay sonrasındaki cep telefonunun tüm HTS kayıtları, çarşaf çarşaf medyada yayınlanır, “Bir haftalık süreçte kimlerle görüşmüş, kaç dakika görüşmüş” hepsi masaya yatırılırdı..

Böylece, görüştüğü kişiler de hedef tahtasına konulur, suçlu ilan edilirdi..

“Şimdi bitti işte” diyeceksiniz..

Hayır bitmedi..

Emrah Serbes dindar birisi olsa idi.. Onun savunmasını üstlenen avukatın yedi sülalesi araştırılır, geçmişte kimleri savunduğu sorgulanır, hepsi gazetelerde manşetlik haberlere konu olurdu..

“Vicdansız şoförü savunan avukat, falanca çıktı!” haberlerini..

Peşpeşe okur olurduk..

Adam davayı aldığına alacağına pişman edilirdi..

Bitti mi?

Bitmedi..

Araçta alkol şişeleri olduğu dün yayınlanan fotoğraflarla anlaşıldı..

İyi de, bu fotoğraflar olayın hemen sonrasında çekilmiş değil mi?

Öyle olmalı..

Peki bu fotoğraflar üzerine, olayı soruşturan polis ne yapmış?

Hiiiç..

O şişelerde, sadece cezaevindeki Kenan Doğru’nun DNA bulguları mı var, yoksa bir başkasının da tükürüğü, DNA’sı var mı diye araştırma yaptırılmış mı?

Yaptırılmamış..

Polisler de..

Karakol komiserinden, gece nöbetçisine kadar..

Tamamı, sürgünü yerdi..

Bitti mi?

Bitmedi..

Ya adli soruşturmayı yürüten savcı?

Polisin vazifesi olan bu araştırmayı yapmamasını görüp, kendisi niye o şişeleri Adli Tıp’a yollamamış?..

Savcıyı da sürün, sınır ilçelerden birisine..

Sormadan söyleyeyim.. 

Bitmedi..

Polisin bu eksikliğini ve savcının vazifedeki ihmalini sorgulamayan başsavcı da, kendisine, sınır ilçeleri olmasa da, sınır illerinden birisinde yer bulsun artık..

Daha onlarca suç isnadı yapılır, olayın direkt veya dolaylı olarak içinde olan herkes bir şekilde cezalandırılırdı..

Amaaa..

Şoför laikçi Emrah Serbes olunca..

Yamağı serbest kaldı..

Hastane ve hastanenin yetkilileri ile ilgili başlatılmış hiçbir işlem yok..

 Olay yerindeki suç delillerini hemen o gün Adli Tıp’a yollamayan polislerle ilgili tek bir işlem yok..

Olayın gerçek sorumlusunun cezaevine girmesini, failin vicdanına bırakan savcı ile ilgili bir işlem yok..

Vicdansız şoförün avukatlığını üstlenen avukat ile ilgili tek bir haber yok..

O avukatın, utanmadan, bir spor klübünün taraftarını arkasına almak için sarfettiği, “Ben şu grubun avukatıyım” açıklamasını öne çıkarıp “Atın şu avukatı, kulüpten” haberleri yok..

İşte böyle sayın seyirciler..

Laikçi kesimin hali bu..

Laikçi medyanın hali bu..

Şunu diyebilirsiniz..

“Gerçek bir hukuk devletinde, zaten sizin söylediğiniz şeylerin yapılması gerekir..”

Doğrudur..

Fail dindar mı, değil mi bakmaksızın..

Her olayda, bu hassasiyet gösterilmeli, suç işleyenlerin kimliklerine, sosyal statülerine bakılmaksızın, kanunların gereği yapılmalı..

Ama ne yazık ki Türkiye’de..

Kanunların gereği.. Biraz da abartılarak.. Sadece dindarlar ve dindarlarla yakın duran kişiler için uygulanır..

Ateistler için.. Sarhoşlar, laikçiler için..

Kanunların emri, ya hiç yerine getirilmez..

Ya da..

Yüzde biri yerine getirilir..

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23