Allah bu milleti, bu İP’linin, bu ABD’cinin eline düşürmesin
Allah bu milleti, bu İP’linin, bu ABD’cinin eline düşürmesin
Ali Karahasanoğlu
Kılavuzunuz; şehidin bacısına küfreden olursa, burnunuz pislikten kurtulmaz.
Deniz Zeyrek’e söylüyorum..
Nevşin Mengü’ye söylüyorum. Doğan Şentürk’e, Çiğdem Toker’e söylüyorum.. Murat Yetkin’e söylüyorum.
Toplanmışlar, mahalle kahvesinden daha düşük seviyede, laklak ediyorlar..
Aslında onlar da haklı.
Her biri, “SDG çok büyük güç. Güneyimizde devleti kurdular bile” diyen, “kaybedenler” takımından baylar, bayanlar.
Şimdi ne yapsınlar..
SDG’nin nasıl kaybettiğini mi anlatsınlar..
SDG’nin aslında kaybetmediğini, Trump’ın at değiştirdiğini söyleyecek kadar alçaklaşan bizim mahallenin ahmakları ile mi boy yarıştırsınlar..
“Bize düşen, o terör devletini orda kurdurmamak için gayret etmek. Gün ola harman ola. Bakalım, gün doğmadan neler olur” dediğimizde.
“Hah hah ha.. Günün ne zaman doğacağı belli. Harmanda ne olacağı şimdiden belli. Geçmiş ola, SDG devletini ilan etti bile” diyenlerin, “Tayyip Erdoğan yine haklı çıktı. Hepimizin pestilini çıkardı” demesini herhalde bekleyecek değiliz..
SDG’yi konuşamayınca..
Ne yapacaklar?
Eski mavallara sarılacaklar.
Doğan Şentürk ilk dillendiren..
Deniz Zeyrek de tasdikliyor..
Diğerleri de emme basma tulumba gibi kafayı sallıyorlar..
Bir tanesi çıkıp da, “Ne saçmalıyorsunuz arkadaş? Tamam eleştirelim, eleştirelim ama. Bu kadar sığ, bu kadar saçma, bu kadar ahmakça bir eleştiriyi, lütfen insanlara aktarıp, tribünlere oynamayalım. Bunun hesabını bir ilkokul mezunu çıkartır, yüzümüze tükürür” dememiş..
“İlkokul mezunu çıkarır” diyorum..
Abartmıyorum..
İddia bile demeyeceğim, saçmalığı ilk dillendiren, İyi Parti’nin Milletvekili Lütfü Türkkan olmuş..
Şehid askerin abisinin koluna girip, “senin bacını “ diye sinkaf küfreden, buna rağmen tekrar milletvekili adayı yapılan, ve maalesef Kocaeli’ndeki vatandaşların da oy verip, yeniden milletvekili yaptığı Lütfü Türkkan..
Değil SGK sistemi, değil Türkiye’nin yönetimi, iki tane tavuğu bile verip, ardından yumurta bekleyemeyeceğiniz zeka kıtlığı yaşayan bu İyi Parti’li vekil demiş ki:
“Çalışanlar ödedikleri 7.200 gün primi bankaya yatırsaydı bugün ayda 45 bin lira faiz geliri alırdı.”
Hesabını da çok akılcı, çok mantıklı yapıyormuş gibi, tane tane de anlatıyor..
“Bugün, bir çalışan adına SGK primi 6,900 TL.”
Bu rakam da doğru değil ama (İşçinin payı 2.900 TL)..
Es geçiyorum..
Aylık SGK primini, emeklilik maşı için olan işçi ve işveren payını toplayarak, aylık 6,900 TL olarak almış, 7200 gün üzerinden hesap yaparak.. 240 ay ile bu miktarı çarpmış, 1 milyon 656 bin TL’yi bulmuş, Lütfü bey..
“Bu parayı bankaya yatırdığınızda, ayda 45 bin TL faiz alırsınız” diyor..
Karslı kardeşim Deniz Zeyrek de, “Bir işçi, 20 yıl boyunca SGK’ya ödediği primi toplayıp bir bankaya faize yatırsa, bugün ayda 48 bin TL faiz geliri alırdı.” diye Lütfü beyden aktardığı rakamı biraz daha yükseltmiş.
Sorun 3 bin TL’de değil.
Sorun kafada..
Hesap bilmezlikte.
Hesap bilmediğini de bilememekte..
Gerçeğin ucunu gösterip, tüm hakikatin bundan ibaret olduğunu dayatmakta..
Onun içindir ki, programın devamında da muhabbet şöyle devam ediyor:
“Bu kadar uzun süre prim topluyorsunuz” diyor, Karslı gazeteci kardeşim..
Almanya’da 65 yaşından önce emeklilik olmadığı, Türkiye’de ise 45 yaşında bile emekli olan kardeşlerimizin bulunduğu gerçeğine rağmen, utanmadan, sıkılmadan, yüzünde küçücük bir kızarıklık oluşmadan, “bu kadar uzun süre prim topluyorsunuz” diyor.
Hesap da bilmediğini gösterircesine, aynı yorum içinde bir de, önceki “uzun süre” tanımlamasını çöpe atarcasına, “hem de emekli sayısı artıyor..” değerlendirmesinde bulunuyor..
Emekli sayısının artması ve uzun süre prim ödenmesi birbiri ile uyumlu değil, tam aksine; biri artarsa, diğerinin azalması gereken iki veri..
Uzun süre prim ödeniyorsa, emekli sayısı azalır..
Emekli sayısı çoğalırsa, prim günü azalır..
Zaten Türkiye’de olan da, emekli sayısının artması, prim gününün ise azalması..
Bizdeki sorun; Almanya’da, Fransa’da, Amerika’da emeklilik yaşının çok daha altındaki yaşlarda insanların, Türkiye’de emekli edilmesinde..
Batıda insanlar, nerede ise ölmeye yakın emekli olabiliyor..
Ama bizdeki utanmazlar, “45 yaşında emekliliği aldık.. Primleri de yatırmasaydık, bankaya yatırsaydık” diye oturup, hesap yapmaya kalkıyorlar..
Karslı gazetecinin, amerikancılığına değinmezsem..
Diğer eleştirilerim fındık kabuğunu dolduracak hacimde sayılmaz..
Diyor ki Deniz Zeyrek:
“S-400’e 107 milyar lira tık saymışsınız, düğmeye basmamışsın.. Emekliye verdiğin 67 milyarı konuşuyorsun. Bir hatalı S-400 alımı sebebi ile, 107 milyar TL zarara girmişiz..”
S-400’ün düğmesini basmak için mi almıştık acaba?
Çocuğuna verdiğin oyuncak mı sandın sen S-400’ü, Deniz.
İhtiyacın oldu da, o ihtiyacın karşılanmadı ise, onu söyle..
Ama Amerikancılık yapma bize..
Emperyalizm karşıtlığı mavalı okuyup, “S-400’ü niye aldık ki. Patriotları ABD vermese bile, gidip yalvarsaydık. Kapılarında yatsaydık. Özgür Özel’in yaptığı gibi, ‘beş dakika da mı bize ayıramıyorsunuz’ diyerek, kendimizi alçaltsaydık. Patriot’u onlar vermese bile biz ağlayıp, alsaydık” demeye getiriyor..
Yan konulara dalıp, ilkokul öğrencisinin bile yapacağı hesabı, tamamlamadan bitireceğimi düşünenler, yanılıyorlar..
Lütfü Türkkan’ın yaptığı hesaptaki yanlışlık, o sözde gazetecilerin de devamını getirdiği yanlış şu.
Daha doğrusu, yanlışlar şunlar:
Bugünkü primle, 20 yıl öncesinden bu yana primleri hesaplıyorsunuz..
“Canım paranın değeri düşüyor ya. Bugünün prim bedeli, enflasyon hesabını yaparsanız, 20 yıl öncesinin prim değeri” diyecekler..
Haydi buna da peki diyelim..
Peki, 20 yıllık primi topladınız, bugünkü değer üzerinden bankaya yatırıp, faizini almaya başladınız.
Evet, Lütfü bey faizcilik yaptığı için, hesabı doğru yapmış, ayda 45 bin TL bulmuş, gerçekten bu yıl bu miktarı alırsınız..
Ama hemen bu ay alamazsınız, bir yıl sonra almaya başlayacaksınız.
Faiz haramdır. Bunların kafasında bu hassasiyet yok, onlara göre söylüyorum: “Bir yıl boyunca ne yiyecek o arkadaş.”
Devam ediyorum..
Bir yıl sonra, 45 bin TL aylık üzerinden topluca 540 bin TL faiz aldınız.. Peki sonraki bir yılın sonunda ne alacaksınız?
Maaşınız (faiziniz) nereye gelecek yani?
İki yılın sonunda, eğer faiz aynı kalırsa, yine 45 bin alacaksınız. Oysa her şey, bugün öngörüldüğüne göre, % 25 artmış olacak.. Faizin büyük ihtimalle gelecek yıl % 10 daha düşeceği de cabası. Sizin alacağınız faiz geliri, 45 binden inecek, 39 bine..
Sonraki yıl mı? Her şeyin fiyatı % 18 daha artacak. Siz yine 39 bin TL alsanız, bayram edeceksiniz..
Çünkü faiz tekrar % 10 daha azalacak..
Siz de faiz geliri olarak 35 bin TL alacaksınız..
Bu arada ana paranızın alım gücü de, enflasyon oranında düşmeye devam ediyor.. En sonunda ne olacak biliyor musunuz? O faiz ile iş yapan arkadaşların aldıkları para, bankaya gidip tahsil etmeye değmeyen bir rakam haline inecek..
İtiraz edenlere hemen somut bir başka örnek vereyim..
Geçtiğimiz yıl emeklilik primi 6,900 yerine 5,200 idi. 2025 başında primleri bankaya yatırma hesabı yapsaydınız, 5,200 ile 240 ayı çarpacaktınız..
Sonuç, 1 milyon 248 bin (2026’nınki 1 milyon 656 bin çıkmıştı) çıkar..
2025 başında yatıracağınız bu paraya, şimdi 2026 başında yuvarlak hesap 450 bin TL yıllık faiz alırdınız. Türkkan’ın hesabına göre aylık maaşınız 37 bin 500 (Bugün ise 45 bin olarak hesaplıyor) olurdu.
Yani her yıl, artar gibi görünen o hesap, aslında bir yıl öncesine gitseniz, hemen gerçek yüzünü gösterir..
Bu kadar matematik hesabı, yeter sanırım..
Zorlandıklarında, Daron Acemoğlu’na sorsalar, bizi de böyle yormasalar, ne güzel olacak..