BİR İLÂHÎ İLE YIKILANLAR VE YAPILANLAR
BİR İLÂHÎ İLE YIKILANLAR VE YAPILANLAR
AHMET TALİB ÇELEN
Bu Ramazan’ı öncekilerden ayıran iki mühim unsur Celâl Karatüre’nin “Kâbe’de hacılar hû der Allah” ilâhîsi ve millî eğitim bakanımız Yusuf Tekin’in okullara gönderdiği “Ramazan genelgesi” olmuş/olacak görünüyor.
Türkiye’de dindarlık hızla azalıyor, gençler dîni sevmiyor, bir yük ve özgürlüklerine engel görüyor, ateizm ve deizm yayılıyor.. vb. sızlanmalardan geçilmiyordu. Bunları tamâmen inkâr etmek de mümkün değil. Millet hayâtında bir çözülmenin, mânevî değerlerde bir gevşemenin olduğunu elbette herkes görüyordu. Eğitim sistemimiz yüz yıldan beri yeni nesilleri İslâm’dan uzaklaştırma üzerine kuruludur desek yanlış olmaz. Zaman zaman değişen iktidarların kısmî iyileştirme teşebbüslerine rağmen bu ana istikâmetinde hiçbir değişme olmamıştır. Eğitim sistemimiz materyalist/pozitivist, âhiret endîşesi olmayan, millî-dînî-vatanî âidiyet duygusu sıfırlanmış, ahlâkın karın doyurmayacağına inandırılmış, şahsî zevklerini hayâtın gâyesi gören bir nesil yetiştirme hedefini gütmüş ve bu yolda mühim mesâfeler de kat etmiştir. Bu gidişâta şahsen karşı olduğunu bildiğimiz birçok bakanlar gelip geçmiş, bâzılarının ciddî çabaları da olmuştur ama “Türkiye gerçekleri” dediğimiz tabu, istikâmet değişmesine fırsat vermemiştir. Millî eğitim üzerindeki bu mâlum baskı şu anda bile tam olarak kalkmış değildir.
İşte yüz yıllık böylesi bir tahrip faaliyetinden sonra mezkûr şikâyetler artık ayyûka çıkmıştı. Millî-mânevî değerler bakımından bittik-tükendik dediğimiz noktada hayret verici bir şey oldu: İsmini bugüne kadar kimsenin duymadığı kara kuru bir Anadolu çocuğu çıktı, biri bendir çalan, biri de kendine eşlik eden bir arkadaşıyla, mütevâzî giyimiyle, kalpleri ısıtan gülümsemesiyle bir ilâhî okudu, müesses nizâmın yüz yıldan beri yükselttiği yapıyı kökünden sarsıverdi. Bunu kimse beklemiyordu. Herkes mânevî yıkımı görüyordu ve buradan kurtuluşun pek mümkün olmadığını kabullenmiş gibiydi. Ama Müslümanın asıl gücü, zâhirî sebeplerin bitmiş gibi göründüğü noktadadır derler. Nusret-i ilâhî bir geldi mi sebeplerin feleği şaşar. Nusret-i ilâhî bu Ramazanda Celâl kardeşimizin gülümseyen yüzü ve yürekten gelip yüreklere giden sesiyle geldi gâlibâ. Bir bahar mevsiminde bütün tabiatın canlanıverdiği, ağaçların sessizce bir devrim yapar gibi çiçekler, yapraklar açıvermesi gibi bir patlama oldu. Celâl Karatüre kardeşimizin,
Kâbe’de hacılar hû der Allah
Yer gök inim inim iniler Allah
Melekler defteri yeniler Allah
İzin ver de Kâbe’ni görelim Allah
İzin ver de yolunda ölelim Allah
Göster cemâlini görelim Allah
…
ilâhîsi bütün yurda yayıldı. Bu millet ilâhîyi bilmez değildi. Severek de dinlerdik. İlâhî türünün büyük bir mâzisi vardır bizde. Çok kıymetli sözler üzerine çok değerli besteler yapılmıştır. 1990’larda büyük bir alâkaya da mazhar olmuştur ilâhîler. Şu anda hayatta olan birçok sanatçı o yıllarda tanınmıştır. Tasavvuf mûsikîsi alanında ciddî akademisyenler yetiştirmişizdir. Ama bugüne kadar hiçbir sanatçı veya grup, hiçbir ilâhî Celâl kardeşimizin grubu ve ilâhîsi gibi yayılmamış, milleti böylesine etkilememiştir. Bu ilâhî, kapılardan, pencerelerden girmiş, milyonların kulaklarına çarpmış ve kalplerini titretmiştir. Dijital imkânların da tesîrini unutmuyoruz elbette. Ama bu imkânlar bir ay önce de vardı. Celâl, o zaman da ilâhîlerini söylüyormuş. Hayır, bu başka bir şey. Ramazan ayının beden ve ruhlarda yaptığı büyük inkılâp Celâl’in ilâhîsini de zirveye taşıdı. Celâl’in ilâhîsi Türkiye sınırlarını aştı, bütün dünyâda dinlenme ve söylenme rekorları kırdı. Başka dillerde de söylendi. Şu anda bu dalga devâm ediyor.
Hepimiz şaşırdık kaldık. Cenâb-ı Hak murâd edince mütevâzî bir Müslüman’a nasıl bir tesir gücü veriyor, yaşayarak gördük. Celâl kendisinin bile ummadığı bir devrim yaptı âdetâ. 7’den 70’e diye bir kalıp ifâde var. Celâl Karatüre’nin ilâhîsi bu kalıbı da kırdı geçti. “Kundaktan bastona” herkes bu koroya katıldı. Yemeğini yiyemeyen, konuşmayı bilmeyen sabiler ve yerinden kalkamayan ihtiyarlar bir ilâhîde birleşti. Millet bir oldu. Başı açık, başı örtülü kardeşlerimiz, ilkokuldan üniversiteye kadar gençlerimiz, hiç ummadığımız genç kızlarımız… Bu ilâhî ile coştular. Bunlar nereden çıkıverdi böyle? Oysa biz bittik/tükendik, geleceğimiz yok artık diye hafakanlar geçiriyorduk. Allah dilerse her şey olur, dilemezse hiçbir şey olmazmış. İnanıyorduk, gördük daha çok inandık.
Bütün bu gelişmeler karşısında laikler büyük şok yaşadı. Bunca yıllık tahrîbât müfredâtının ve dinden uzaklaştırma çabalarının sonu bu mu olacaktı? Yâni bütün emekler bir garibanın ilâhîsi ile yıkılıp gidecek miydi? Şaşkınlıkları bir sunucunun ağzından şöyle ifâde hâline geldi:
İnanılır gibi değil. Aynen Z. de yazıyor bak, “Hiç eğlenceli bulmuyorum, ilahilerin de içini boşalttılar, tamamen katılıyorum. Yani böyle huşû duygusu falan olması beklenirken aynen mezdeke grubu gibi, evet efekt yapıyor “Ha, ha” bir şeyler yapıyor, ben böyle dehşet içinde dinledim. Yani nasıl bir Türkiye, nasıl bir dünya… Ne hale geldik arkadaş? Repertuar da çok dar, dön dolaş yine, böyle bir durum. Sizin anlayacağınız bir sığlıktır, bir şeydir yani…”
Ne kadar kötü durumda olduklarını görünüz.
Millî eğitim bakanımız Yusuf Tekin Hoca’nın okullara gönderdiği “Maârifimizin kalbinde Ramazan” faaliyetleri de ülkemizde patlama yaptı. Bâzı laiklerin panik atak geçirmelerine ve sert tepkilerine rağmen vatandaşlarımız bu faaliyetlere şevkle katıldı. Bütün bunlar bize yıllardan beri görmediğimiz ama çok özlediğimiz bir Ramazan iklîmi yaşattı. Sevgili Celâl kardeşim, değerli bakanım ve büyük milletim; Allah hepinizden râzı olsun.