--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yeni Türkiye’nin Habitat’ına; misyonsuzların vizyonsuz bakışı!

Ahmet Maranki
Ahmet Maranki

Hayırlı Cumalar kıymetli dostlar. Bu yazımızda hayata farklı bir pencere ve mefkûreden bakalım. 

Misyonu olmayan insanların vizyonu sonucu ülkemizdeki felaket halinden bir paragraf açalım belki etkili ve yetkililer duyar diye...!

Sorulması gerekeni soralım: “Vizyonsuz bir neslin misyonu ne olmalı veya misyonu olmayanın vizyonu olur mu??!!”

Bize sunulan vizyon-gelecek, nasıl bir gelecek ve GELECEK mi?? Görecek miyiz güzel günleri?.. Tabiatın, çevrenin, havanın, suyun ve dahi insanların kirlendiği-kirletildiği bir dünyada gelecek beklentimiz nasıl olmalı?!..

…

“Karagözlüm efkârlanma; gül gayrı,

İbibikler, öter ötmez ordayım.

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı, 

İki aşık senelerdir bekleşti... 

Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı; 

Vatan borcu biter bitmez ordayım!” demiş şair…

Artık şehirde ne börtü kaldı ne böcek, yani artık bu şiirleri söylemek mümkün değil çünkü hepsinin epterleri yetiştirildi!

“Hayvanları sevmeyen, insanları sevemez !!!..”

…

Allah (c.c) kainatta 124.000 çeşit nebatat yarattı ki istifade edesiniz; ta ki ibret alasınız akıl edersiniz düşünesiniz fikir edesiniz diye Allah iki canlıya vahyetmiştir; biri “arı”, diğeri de ‘düşünen hayvan’ denen “insan”!.. Bu bariz lûtfun bir tarafı olan ‘bereket’ ehlini tefekküre davet ediyoruz…

Günümüz toplumu ne yapıyor, 124.000 çeşit nebatatın ve hayvanatın ürettiklerini ‘katletmek’le, onların hayat ortamlarını yok etmekle meşgul!..

Hocam tabiattan bahsederken “bört-böcek” derdi, “hocam bört-böcek nedir ?” dediğimizde “Kendisine vahyedilen “arı” nesli yok olursa insan nesli birkaç yıl içinde yok olur !!!” derken doğru ya, 124.000 çeşit nebatâtın döllenmesini yapacak, çiçeklerindeki polenleri taşıyacak “vazifeli”lere ihtiyaç var. Bunu bilen, ‘şeytanın gör dediği göz’ havalardaki bulutların içine verdikleri alüminyum türevli ağır metallerle, güya küresel ısınmayı engellemek için verilen gazlar zamanla dünyamıza inerek büyük zehirlenme ve tahribatlar yapmaktadır. Hayvanlardan bitkilere ve insanlara kadar her habitat ve yaşam alanı talan edilmektedir.

…

3 yıldır organik tarım ve 4 yıldır organik sertifikalı kestane balı üretimi yaptığım Kastamonu İnebolu’da, 300 km’lik alanda “hiçbir kimyasal tesis ve çevre kirliliği bulunmamasına rağmen” kimyasallardan uzak bir alanda yetiştirdiğimiz arılarımıza ait 30 kovandan 6 kovan kalmış, arıların % 80’i telef olmuş, kalanlar da ancak birinci katları doldurup ikinci katlarında kesinlikle bal vermedikleri görülmüştür!

Bu bir dehşet tablosudur! Kendisine vahyedilen iki canlıdan biri olan “arı” nesli yok ediliyor! Çevre şartlarıyla, doğaya atılan zararlı böcek öldürücüler, zararlı bitkileri yok etmek için atılan kimyasallar, üçüncü olarak da fazla kazanabilmek adına bindiğimiz dalı kestiğimiz sentetik gübreler! 

Yağan yağmurlarla bu zehirler denizlere akmış, oradan tabi sirkülasyonla buharlaşarak bulutlar ve yağmurlar asidik hale gelmiş, “rahmet olan yağmurlar bir felâket” hâlini almıştır. Bu son şiddetli Karadeniz yağmurlarında yağmur suyunu alarak asistanlarımla beraber birkaç ölçüm yaptık. Yağmur tamamen alkali olması gerekir. Hocam derdi ki: “1 hektar alanın üzerinde 80 ton azot var oğlum, onun için kar suyu ve yağmur suyu bitkilere olağanüstü bir şifadır!” Bir de baktık ki bu 10 derece alkali (yumuşak-içilebilir düzeyde) olması gereken sular maalesef 2-3 asit derecesinde ve tamamen toprağı zehirleyen bir hale dönüştürülmüş!!! İşte vahyin muhatabı insanoğlunun geldiği hâl!

Sadece birkaç sefer haber olsa da Karadeniz’de felâket durumu süreklilik arz ediyor. Yağmurlar önünde ne varsa alıp götürüyor; aslında doğayı temizlemeye çalışıyor! Asitli suları, yiyeceklerimizi temizlerken, mikroplardan arınmak için kullandığımızı düşünerek, her şeyi bilen ev her şeye kadir olan Allah (c.c)’nin büyük bir dönüşüme, temizliğe ve arınmaya vesile kıldığını idrâk ediyoruz.

Diyoruz ki acaba toprak, sürekli atılan bu böcek öldürücülere direnç kazanmış ve artık böcekler ve tırtıllar ölmüyor??!! Şu an Karadeniz’de tırtıl bütün sebzeleri meyveleri yok ediyor, ikincisi meyvalı ağaçları, üçüncüsü en büyük gelir kaynağı olan “çay ve fındık”! Boyut olarak küçülmüş çaydaki büyük şifalı ‘kateşin’ etken maddesi minimuma inmiştir! Tabii, babasının mezarındaki “Hüvel Baki” yazısını okuyamayan bu nesle “kateşin”i anlatsak ne olur ?.. Neyi anlamış ki bunu anlasın?.. “Atasını bilmeyen tarihini bilmeyen kendini ne bilir?!” demiş şair… Türk çayının, tüm meyvelerin, fındığın boyutları-kalibresi düşmüştür! Tombul fındık dediğimiz Karadeniz fındığı maalesef şimdi nohut haline dönmüştür!

Bört-böcekle, arılarla birlikte neslimizde yok edilmektedir! Koca devletimizin Tarım Bakanlığı’ndan, 200 üniversiteden, kitapsız profesörlerden, dünyada yayını olmayıp kategoriye giremeyen üniversitelerimizin, bilimsel bir alt yapıyla dünya sıralamasında yeri olmayan, hiçbir araştırması ürettiği patentli bir markası bulunmayan “garip” bir ülke hâline geldik! Peki, üretenlere ne yapılıyor, cezalar, mahkemeler!.. Son zamanlardaki bazı atılımlarda devlet başkanımızla hükümetin açıkladığı “Üreteni sırtımızda taşıyoruz, taşıyacağız, destek veriyoruz..” gibi söylemlerin askıda kalmamasını umuyoruz. Yoksa üretenlerin gücü tüketenlere yetemeyecek! Tarım da, dolaylı olarak sanayi de bitecek!..

…

Misyonu emre itaat olan insanlardan vizyon beklemek hayaldir!

Herkes sahasında konuşsun, ben de size tarım sahasından tarafıma gelen bilgi ve belgeler ışığında bir vizyon sunmak istedim. Işığı görüp de aydınlanmak isteyenlere selâm olsun.

Vesselâm.

WhatsApp bilgi hattı: 0530 200 0096

 

Ahmet Maranki Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle