Memur Mustafa ve eşeği kadar tarihe iz bırakabilmek...!
Allah (c.c)’nin ilk emri oku...!
Peki neyi okuyalım?
Burada maksat Kosmoz yani kâinat kitabını okumak!
Yani Allah’ın yarattığı 124.000 çeşit hayvanat, nebatat ve diğer yaratıklarından ibret almak,
Hani ayette de buyuruyor ya: “Siz hiç akıl etmez misiniz?
Siz hiç düşünmez misiniz? Siz hiç ibret almaz mısınız?”
Peki, “Komşusunun rızasını almayana cenneti haram kıldım” diyen Allah Resul’ünün sözleri ne olacak?
Acaba ülkemizde komşusundan razı olan var mı? Tabi bu sadece fertler olarak değil, devletin de böyle vazifesi var!
Belki de bugünkü cumhur ittifakı hükümeti diyecek ki “Biz komşularımıza da kaygı duyduk ve onlar için bir şeyler yaptık mazlumlara sahip çıktık! Kısacası komşusu açken sıkıntıdayken bizler tok oturmadık, onlara yardım ettik...” diyen bir devlet bu işi yapmaya gayret ediyor ve edenleri tebrik ediyor ve destekliyoruz!
“Sizin en hayırlınız insanlara en faydalı işler göreninizdir”.
Çünkü bu devletin içindeki yerleşik düzenin yerli işbirlikçileri ile 1000 yıl, 100 yıl önce ve bugün de; bugünün Ahmetlerine ve Mustafalarına da halen zulümlerinin en büyüğünü yapıyorlar...!
Tarihten geçen gün bana gönderilen bir yazıyı sizlerle paylaşarak bugünkü halimizi ortaya koymak istiyorum!
Kısaca değişen hiçbir şey yok!
75 YIL ÖNCEKİ AYNI ZULÜMLER
BUGÜN DE DEVAM EDİYOR!
Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok.
Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:
“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.”
Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon otur oturduğun yerde...!
Böyle gerçekleri dinledikçe ağlamamak için gülerdim hep!
Bilimler doktoru olduğum ilk gün kapıma taktığım “Dr Ahmet Maranki” yazısının sabah müdürlerimce neden söküldüğünü sorunca “Yahu seni doktor sanacaklar Maranki onun için söktürdük!”
23 yaşındaki genç memur Mustafa da “Ne yapayım?” diye düşünür.
Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti var.
Mustafa iki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İdare Sandığı” yazar.
Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar...!
Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.
Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar eşekli kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. ...
Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar:
“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım” der.
Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar.
“Kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e “Eşekli Kütüphaneci” Mustafa Güzelgöz ve eşeği için heykel dikildi!.
Hikaye uzun ama bu kadarını aldık...!
BİR BİLİMADAMININ EN BÜYÜK ÖDÜLÜ TOPLUM TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLMEKTİR!
Tarafıma 2017 yılının en başarılı tamamlayıcı tıp alanındaki bilim adamı ödülü verilmesi beni ahirette kurtaracak bir eser olur!
İşin en acı yönü ise cumhuriyet tarihinden bugüne ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı ve bilim adamı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin bugün millet tarafından yapılmış ve her yıl hatırlanan ve güzel duygularla anılan ve gelecek nesillere anlatılan bir hikayesi var!
Rabbim bizlere de Allah’a kul, habibine ümmet, bu necip milletin torunlarına ve insanlığa güzel eserler bırakabilmeyi, haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmayan ve millet tarafından kıyamete kadar sadakayı cariyelerimizle hatırlananlardan olmamızı başımızdaki her kademedeki görevlilere ve insanlığa ve bizlere de nasip eyle âmin.
WhatsApp bilgi ihbar hattı: 0530 200 00 96







