Çifte bayram günü olan bugün, bize neyi hatırlattı?.
Çifte bayram günü olan bugün, bize neyi hatırlattı?.
AHMET GÜLÜMSEYEN
Bugün günlerden Cuma, aynı zamanda Ramazan Bayramı. Müslümanlar için çifte bayram. Kaç yılda bir yaşanır böylesi günler. Kim bilir belki de hayatımızda son kez. Biz bilemeyiz Allah (cc) bilir. En içten duygularımla Kur’an’ı kendisine rehber, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (S.A.V) kendisine önder edinen ümmetin çifte bayramını tebrik ederiz. Rabbim, böylesi anlamlı günlerde silkinip kendimize gelmeyi, yaşananlardan gerekli dersleri çıkarıp, iki günü eşit olmayan kullarından eylesin bizleri, inşallah…
‘Böyle mi olacaktık?’ sorusu artık daha net karşılık buluyor; ‘Evet olduk?’ Çünkü ‘İnandığımızı yaşamadığımız için, yaşadığımız gibi inanmaya başladık.’ Önceden karakterlerimiz davranışlarımızı belirliyordu, kendimizi kaptırdığımız çarpık düzenin çarkıyla birlikte, şimdi davranışlarımız karakterlerimizi belirlemeye başladı. Ne o, ağır söz oldu değil mi? Hesap, mahşer günü bizleri nelerin beklediğini Peygamberimiz müjdeliyor; “Her kul öldüğü hal (amel) üzere diriltilir”. Aynı güne denk gelen Cuma ve Ramazan Bayramı gibi bizleri yoktan var eden Allah (c.c), Kur’an’da ‘Allah affedici ve her şeye gücü yetendir’ (Nisa-149) buyurduğu gibi inşallah, affedilenlerden oluruz. Onun için ise akıp giden zaman sürecinin içerisinde ‘Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir.’ (Enam-6/32) ayet-i kerimesinden gerekli dersleri çıkarır, dünyanın heveslerinden bir an önce kurtulma hidayetine kavuşuruz, inşallah…
Bugün Ramazan Bayramı. ABD-İsrail’in İran’da sivil yerleşim yerlerine gerçekleştirdiği bombalı son saldırılarda 12 kişi hayatını kaybetti. İsrail’in İran’ın yanı sıra Lübnan’a yönelik saldırılarında 968 kişi hayatını kaybederken, yerlerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçmiş durumda. Aynı saatlerde İran’ın Körfez ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırıları sürüyordu. Yine siyonist İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sayısı 7 bin 253 oldu. İslam coğrafyasında bunlar yaşanırken, ülkemizde asrın davası olan “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütüne” ilişkin 107’si tutuklu, 5’i “müşteki sanık” olmak üzere 400 sanığın yargılandığı devanın yedincisi geride kaldı.
İddianamede Ekrem İmamoğlu’nun “suç işleme amacıyla örgüt kurma”, “kamu malına zarar verme”, “rüşvet”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gibi çok sayıda eyleme ilişkin suçlardan toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bunlar yaşanırken, İmamoğlu ve avanelerine ‘destek’ amacıyla Saraçhane’de gösteri vardı. Bir yıldır tutuklu bulunan sanıklara bu neyin desteğiyse! Böylesi çelişkilerle dolu, ciddi şekilde sorgulanıp, dersler çıkarılması gereken bir dünya/süreç…
(*) Hayat, âdeta bir bardağı dolduran damlalar gibidir. Son nefes de, bardağı taşıran son damladır. Bardaktaki suyun berraklığı, damlaların berraklığına bağlıdır. “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” buyrulmuştur,Şu hâdise bu hakîkati ne güzel îzah eder: Behlül Dânâ Hazretleri, yol üzerindeki bir vîrânenin yıkılmak üzere olan iyice eğilmiş duvarına bakıp âkıbetini tefekküre dalardı. Yine bir gün endişe ile bakarken duvar birden çöküverdi. Behlül Dânâ Hazretleri’nin yüzünü bir sürur ifâdesi kapladı. Onun bu sevincine mânâ veremeyen insanlar merakla sebebini sorduklarında:
“−Görmediniz mi, duvar meyilli olduğu tarafa yıkıldı!” dedi.
“−Peki bunda şaşılacak ne var?” dediklerinde ise şu hikmetli cevâbı verdi:
“−Mâdem dünyadaki her şey nihâyetinde meylettiği tarafa yıkılıyor, benim de meylim Hakk’a doğrudur, o hâlde ben de ölünce Hakk’a varırım. Ey ahâlî! Rükû ve secdelerimizle Hakk’a meylimizi artıralım ki, başka yönlere yıkılmayalım!..”
(*Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları)