Bayramların bize hatırlattıkları…
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan oruç ayı Ramazan’ı Şerif’i geride bırakarak ve Ramazan Bayramı’na ulaştık, elhamdülillah. Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden, sevdiklerimizle beraber, sağlık ve afiyet içerisinde bir bayrama daha kavuşturduğu için Allah’a hamd olsun. Bayramların ülkemiz, milletimiz, İslam dünyası ve tüm insanlık için barışa, huzur ve kurtuluşa eriştirmesi için dua ediyoruz…
Kavuşmak özlem gidermek kadar, düşünce kervanında yol almaktır bayramlar. Her bayram olduğu gibi sevinç ve hüznü bir arada yaşıyoruz. Filistin’de siyonist katliamı, Doğu Türkistan’da Çin zulmü ve dünyanın dört bir tarafında Hakk ile batıl’ın mücadelesi. Allah’ın rızasını kazanma adına haksızlık ve adaletsizlik, usulsüzlük ve yolsuzluk, ahlaksızlık ve sapkınlıklara karşı koyup, eğilip ve bükülmeden dik durmak. Dünyada varoluş gayesini idrak etmek kadar anlamlı/güzel, insanı iç huzura erdirecek başka ne olabilir ki!.!
Bildiklerimizin sorumluluğu, geçici dünyanın yükünün omuzlarımızdaki ağırlığı altında ezilip/kaybolmamak için, “Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez” (Bakara/286) ayeti ile gönlümüzü ferahlatarak, gücümüzün yettiği kadar mücadele, vicdanımız rıza gösterene kadar gayret ve çabanın içerisinde yer alma telaşesi. Allah (cc) Ankebut süresi 286. ayetinde “İnsanlar yalnız: ‘İman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” çizdiği istikametinde mücadele kaçınılmaz bir hal alıyor. Rabbim bizleri bu yolculukta yer alıp, yalnız bırakmama duasıyla, ayaklarımızı yolunda sabit kılsın inşallah…
Bulduklarımıza hamd, içinde, bulunduğumuz duruma şükrediyoruz. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde “Düşünmez misiniz?” “Akıl etmez misiniz?” diye soruyor. Nefsin içinde yer aldığı şu geçici dünya hayatının sınırsız imtihanında, aklı çalıştırıp bizleri yoktan var, varlığından haberdar eden Allah’a karşı görev ve sorumluklarımızı yerine getirmek gerekmez mi? İnsan olarak, yaratılmışların en değerlisi olarak müjdelenen bir varlık olmamız, görev ve sorumluluğumuzun “İnsanlar'ı ve cinleri ancak bana kulluk etmeleri için yarattım” (Zâriyât-56) ayetinde apaçık belirtilmesine rağmen, sorumluluğumuzu yerine getirmemek de ne oluyor! Aksi bir duruma saptığımızda, Allah (cc) bizleri, günahlarımızı affetsin, doğru yola ulaştırsın inşallah…
İnsanoğlu olarak yapmamız gereken büyük bir gayret ve çabadan ziyade, üstlenmiş olduğumuz sorumlukları yerine getirmek yeterli olacaktır, emin olun. Gaflet uykusundan uyanıp, akıl ve kalbimizle etrafımıza baktığımızda, niyete bağlı olarak, Rabbimiz bizlere neleri yapıp yapmamakta nasip ediyor aslında. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın…” (Al-i İmran/103) buyurmasına itaat, “Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” (Zümer/23) ayet-i kerimesine bağlılık, indirilmiş olan Hakk yola davet kitabı Kur’an-ı Kerim’den istifade etmemiz yeterli olacaktır, inşallah…
Kur’an-ı Kerim’e itaatsizlik durumunda (Allah muhafaza) yanlış yola sapabilecek ve hüsrana uğrayabileceğimizi apaçık anlatılmakta. Yol gösterici olarak insanoğluna lider olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün Sünneti.” Öyle ise gidilen yolun karanlık, sonu ise hüsran olan bir düzenin içerisinde neden vaktimiz ve enerjimizi boş/yararsız işlerle heba etmekteyiz, diye düşünmeden edemiyoruz. “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” diyen Peygamberin ümmeti, İslam ile de şereflenmeye nail olmak varken, içinde yer aldığımız acizlik/karamsarlık/umutsuzluk niye! Silkinip üzerimizdeki ölü toprağını atarak, kalan ömrümüzü yararlı bir şekilde geçirmek, kalıcı olduğuna inandığımız ahiret hayatına gerektiği şekilde hazırlanmamız gerekmez mi!.!
Bizlerin gayreti, Allah (cc) nasip etmesiyle, nefsi terbiye edip gerçeklerle yüzleşip para, makam, mal, mülk, şan ve şöhrete kör ve sağır olup, hayra kapı aradığımız vakit, gerçek manada İslam ile şereflenip, Müslüman gibi yaşayıp, Allah’ın rızasın kazanarak dünyadaki vakti tamamlama imkânına sahip olacağımızı umut ediyoruz. Bu düşünceye samimi yaklaşmadığımızda, ‘imkânsız’ veya ‘kim kaybetmiş ki, biz bulalım’ anlayışına kapıldığımızda, doğruya erişmemiz mümkün olmayacaktır. Allah (cc) Zümer suresinde buyuyor ki “Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik. Öyleyse samimi bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a kulluk et.” Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah, ancak samimiyetle ve sadece kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.” Amellerin, niyetlere göre değer/kıymet kazandığı, samimiyetsizliğin Allah katında hiçbir değerinin olmadığı bir süreçte, yazımızı dua ile bitirelim; “Ey her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Beni ve ailemi dünya ve âhirette her an sana samimiyetle bağlı kıl” (Hadis-i Şerif). Amin. Bu içtenlikle İslam Ümmetinin Ramazan Bayramını bir kez daha tebrik eder, bayramların ülkemize esenlik, mazlum coğrafyaya barış getirmesini Allah’tan (cc) niyaz ederiz. Bu vesileyle, bugün ve her daim siz değerli dostlarımıza dua eder, sizlerden de her daim dua bekleriz, inşallah…