--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Rüzgâra karşı tükürürseniz..

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
49

Rüzgâra karşı tükürürseniz, o tükürük sonunda sizin suratınıza yapışır. İşte aynen öyle de havaya, toprağa, suya verdiğimiz zarar, fıtratı zorlayan her adımımız dönüp bizim alnımıza yapışıyor.

Biz kirlendik ve kirli ellerimizle tabiatı kirletiyoruz ve tabiattaki kir bize yansıyor.

Biz insanoğlu olarak birbirimize merhamet etmiyoruz ki, tabiata merhamet edelim.

2 gün ayrıkotunu yazdım. Tarım konusunu nereden tutsanız elinizde kalır. Felaket bir durumdayız. Yönetim, meslek odaları, üniversiteler, iş dünyası bu konuya nasıl bu kadar yabani kalabilirler. Gözleri WHO, FAO, FDA’dan başka bir şey görmüyor sanki. Tarım birilerinin gözünde pazar ve paradan ibaret.

Pestisitlerin %47’lik kısmı herbisitlerden oluşur. Herbisit toksitesi hava, su, toprakta, bitki, hayvan ve insana, daha doğrusu her canlıya zarar vermekle kalmaz, gelecek nesiller için tehdit oluşturur. Bu zehirli maddelerin %0.015-6’sı hedef alınan canlı üzerine ulaşmakta, geri kalan %94-99.9’luk kısım ise tarım eko sisteminde hedef olmayan organizmalara ve toprağa ulaşmakta, çevredeki tabii ekosistemlere zarar vermesinin ötesinde, buharlaşarak ya da bulaşık savrulması ile havaya ve akıntı nedeniyle kimyasal kirleticiler olarak sulara karışmakta, toprakta kimyasal tortular bırakmaktadır.

Arılar, kuşlar ve balıklar, mikroorganizmalar ve omurgasızlar gibi canlılarda bu zehirleme faaliyeti kitlesel ölümlere sebeb olmaktadır. Bu zehirler, bu canlılarda kısırlaşma ve verimlilik kaybı, hastalık riskini artırmakta, bu riskler bir şekilde hava, su, toprak, bitki ve hayvanlardan insanlara geçmektedir. Bu zehirlerin tabiattaki bulaşıkları sanıldığından daha uzun ömürlü olmaktadır. Bakın, solucanların, uğur böceklerinin, arıların, balıkların ve kuşların başına gelenler bizim de başımıza gelecek. Size bir başka tehlikeden daha söz edeyim: Tarımdaki bugünkü başıboşluk kansere davetiye çıkarıyor.

Fenoksi tipi herbisitlere maruz kalanlarda sıklıkla lenf kanseri görülmektedir. Triazinler göğüs kanserine sebeb olabilmektedir. Terbuthylazine’in akciğer kanserine sebeb olduğu biliniyor. Buğday ekim alanlarında kullanılan herbisitler %60-90 oranında kısırlık ve çocuklarda doğuştan gelen anomolilere sebeb olduğu rapor edilmiştir.  Bu tür toksik maddeler genel olarak canlıların bağışıklık ve sinir sistemlerini tahrip etmekte, çocuklarda Otizme sebeb olmakla, insan ve hayvanların hücre sistemine zarar vermektedir. Bu durum beyin hücrelerinde tahribata yol açabilmekte ve ileri yaşlarda Alzheimer’a sebeb olabilmektedir. 

Dünyadaki tarım ilaçları arasında herbisitler ve insektisitler %70’lik bir paya sahip. Türkiye’de tarım ilacı tüketimi 40.000 ton civarında. Bu miktarın %47’sini insektisitler, %24’ünü herbisitler, %16’sını fungisitler, %13’ünü de diğer gruplar oluşturmaktadır. Bu pestisitlerin yıllık bütçesi yaklaşık 300 milyon dolardır. Yani kendimizi zehirlemek için yılda 200 milyon dolara yakın para harcıyoruz. Alternatif ve geleneksel çözüm yollarına başvurmuyoruz.

Esasen denge bozuldu. Tek başına geleneksel yöntemle zararlılara karşı mücadele eskisi kadar başarılı olunamayabilir. Çünkü zararlının tabiatı değişti. Mutasyona uğradı. Onun için bu yeni yöntemlerden de zaman zaman destek alınabilir, ama bunun sıkı bir şekilde denetlenerek kullanılması gerekir. Bu şekilde devam edilirse, üründen elde ettiğimiz kâr, sağlık için ödediğimiz masrafı karşılamaz. Yani makro ekonomik dengeler açısından gelirimiz giderimizi karşılamaz hale gelir. Zaten tarım ve hayvancılığımız sadece zararlı otlar ve böcekler sebebi ile değil, kullandığımız hormon,  fenni gübrelerle de tabiat ciddi bir şekilde tahrip edilmektedir. Bakın damağımızın tad algısı değiştirildi. Mide salgılarımız ve bağırsak florası da değişti. Ciddi bir probiotik sorunumuz var.

Tohumlarımız sorunlu. Geni ile oynanmış hibrit tohumlar, kanser sebebi de olabiliyor, kısırlaşma sebebi de oluyor, genetik hastalıklara, insan fıtratına yabancı olduğu için alerji sebebi de oluyor.

Asidik gübreler yüzünden toprağımız toz oldu. Canavar tohumlar ekiyoruz, o “şişko patatesler” toprağımızı sömürüyor. Toprağın mineral yapısı bozuldu. Biyolojik yapısı bozuldu.

Bakın, yakın gelecekte, tarımda, suyu ve havayı filitre edip kullanacağız. Bu suyla toprağı yıkayacağız. Artık yağmurlarımız bile temiz değil, asid yağıyor tepemizden. Bu asid yağmurları bitkiyi de toprağı da zehirliyor. Ve daha fazla bu şekilde devam edemeyiz. Kapitalist iştaha, sadece insanı değil, havayı, suyu, toprağı, geçmişi, geleceği her şeyi sömürüyor. Din, ahlak ve gelenekle savaşıyor.

İnsanlığın sonunu getirmek için, sağlık, hayvanlık ve tarım sektörü el birliği ile çalışıyorlar. Bunlar mahşerin 3 atlısı! Mitolojiye göre Promete Pandora’nın kutusunu açmış ve kötülük yeryüzüne dağılmıştı. Bugün birileri Pandora’nın kutusunu değil cehennemin kapısını açmak için zorluyor. Hava, su, toprak kirlenince, kapısını zorladıkları cehennemin ateşi onları yakmak için bekliyor.

Neyse tarımı ve sağlığı, FAO’ya WHO’ya, ilaç ve tohum lobisine, FDA’ya, eğitimi Fulbright’e, ekonomiyi IMF’ye, Dünya Bankasına, LIBOR’a, OECD’ye, kültürü LBGT’ci UNESCO’ya, güvenliğimiz NATO’ya emanetse, cehennem ateşi yakmak için kimi bekliyor aceba!. Selâm ve dua ile.

Not: Emekli bir din görevlisi çocukluğunda çobanlık yaparken, ayrıkotu yiyen kedi ve köpekleri görünce, babasına sorar kedi-köpek ot yer mi diye.. Kedi - köpek, ağrılı, sancılı bir hastalığa yakalanınca arar-bulur ayrıkotu yer ve kısa sürede şifasını bulurmuş!. Ahmet Ulu Aydın’dan gönderdi bu bilgi notunu. Rahvan atı olan bir çiftçi, Serik’ten bir arkadaşının tavsiyesi üzerine atına ayrıkotu vermiş. “At’ım daha canlı ve sağlıklı şimdi, inanmak zor ama böyle” diyor! Ayrıkotu, yerli ve milli!

 

Yorumlar

(49)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ali

13 Temmuz 2020 11:40

18 yıldır iktidarda olan akp neden insanların sağlığını bu kadar ilgilendiren bir konuda adam gibi bir adım atmaz.Kim derdi ki 20-30 sene önce kurbanlık hayvanlar ithal olacak diye, kimse inanmazdı, yeni nesil hormonlu yiye yiye kısırlaşmaya başladı, tüp bebek merkezleri niye çoğaldı, sonra en az 3 çocuk yapın , yapın ama sakat doğma ihtimalleri o kadar çok ki ,neden anne baba hormonlu ve sağlıksız beslenmesinden dolayı, tarım ülkesiyiz ama mevsiminde pahalı ürünler yiyoruz.Tarım bitmiş, hayvancılık bitmiş, çiftçi bitmiş,ÜMİTLER BİTMİŞ.İstediğiniz kadar gözünüzü kapayıp sorunlardan kaçmaya çalışın, kötü sona doğru ilerliyoruz ALLAH sonumuzu HAYIRLI eylesin.AMİN.

Memory

11 Temmuz 2020 23:03

Yitik şifanın izindeyiz.Bulmak ne mümkün? Artan kanser vakaları ,corona virüsü,kronik hastalıklar vs. Yedikleremiz içtiğimiz sular, soluduğumuz hava her şey bizi zehirliyor.Hocam keşke sizin gibi Dr. Aidin Salih gibi insanlardan her köyde,her beldede birer tane olsa. Aradığımız zaman ulaşabilsek. Çaresi olmayan hastalıklara çareler bulsak.

Fetih 1453

11 Temmuz 2020 22:08

Sayın hocam 15 temamızla 7 duele karşı durduk gorduk.müslümanlara bunca zulüm varken artık onlara şirin gözükmek saçma!!!dışımizi gösterme zamanı gelmiştir müslümanlar artık saflarını sıklaştırcak birlik olacak inş.. böyle bir günde bunları yazman manidardir başka gün değilde bugün?neden

Cahil

11 Temmuz 2020 21:11

Camiinin hayırlara vesile olmasını diler,, yorumcu ali yi okuyunca tereddüte düştüğüm hususları, anlayamadıklarımı hocama sormak isterim, Sn dilipak hocam, caminin anıldığı AYASOFYA adı nerden gelmektedir anlatılan hristiyan bir din insanının adı olduğu, adı hiç değiştirilmişmidir,, müslüman camiisinin hristiyan isimle anılması caizmidir, din büyüklerimizden birinin adı verilebilirmi,,madem egemenlik hakları kiliseyi camiye çevirme hakkı sağlıyor sanırım adını değiştirmeyede bi mani bulunmadığıdır...yorumcu ali bi öneride bulunmuş ayasofya kilisenin adıdır FETİH CAMİİ olsun diye,, bu hususlarda donanımlı yorumcu arkadaşların görüşleride aydınlatıcı olabilir.....

İbrahim dostum

11 Temmuz 2020 18:31

Küfür kendi taşıyla yıkılıyor.

Mustafa

10 Temmuz 2020 23:46

Bir Afrikalı lider şöyle söylemiş Yağmur suyunu denize ulaştırmayın ulaşmayan bizim dir. Haydi Türkiye denize ulaşmayan su bizim . Bütün dere nehir cayların tabanını genişletip suyu denize ulaştırmayalım. Madem buzlar eriyince sular yükselecek bi nebze suların yükselmesini azaltırız .tabiki tüm dünya uygularsa .

Mustafa

10 Temmuz 2020 23:41

BAKARA SURESİ 216.........Bazan hoşunuza gitmeyen birşey hakkınızda hayırlı olabilir, buna karşılık hoşunuza giden birşey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz.

Fira

10 Temmuz 2020 20:25

Mertürk rumuzlu okuyucunun son yorumuna aynen katılıyorum... Anadolu'da birçok yerde ya su olmayışından veya suyun çok pahalı olmasından veya suyun tarlanın başına getirilmesindeki zorluklar/kayıp_ kaçaklar nedniyle araziler bomboş... boğazın altından suyu ulaştıran devletimiz için fedakar Anadolu çiftçisine modern sulama sistemi yapması zor değildir...Yeter ki bu konuda irade göstersin...

Ceylan

10 Temmuz 2020 17:43

Bazı bitkilerin gelişmesi için bilinçsiz ve gereksizce azot gübresi hala çiftçiler tarafından kurallı ve yanlış alışkanlık olarak kullanilagemelmektedir. Hâlbuki bu bitkiler kendileri köklerindeki bakteriler sayelerinde azotu toprakta zenginleştirirlr. Bu bitkilerin ekildigi tarım alanları azot bakımından her zaman zengindir, gübre kullanmak gereksiz olup hatta zararlıdır, azot gübresi kullanıldığı takdirde verim aynı yıl ve gelecek yıllarda düşür. Çünkü eko sistem bozulmuş toprak zehirlenmiştir. Toprakta azotu artıran bitkiler: acı bakla, fasulye, bezelye, nohut, fiy, yonca vs. Bu bitkiler kökleri çevresinde yerleşmiş bakterilerle havada bulunan azotu bağlayıp işe yarayan forma çevirirler. Dönüşümlü ekimle hiç gübre kullanmadan sürekli yüksek ürün almak mümkündür. Ülkemizde eko sistemi iyi anlayan, toprağı şifaya kavuşturacak bitki araştırmacısı yok sayılır. Tarımda bilinçsizce gübre ve kimyasal ilaç kullanımı toprağı kısırlaştirmiş ve yeraltı sularını zehirlemiştir. Kirlenmeye karşı önlemler ise yetkili kişilerin akıllarına bile gelmez. 200 üniversite var diye övünmek ise ahmaklıktır. Üniversiteler bilim değil, ideoloji yuvaları haline donuştürülmüştür. Her kurumun siyasileştirildiği bir ülkede bilim değil, zulüm insanları çoğalır. Havadaki azotu fabrikada suni gübre haline getirmeden direkt bitkinin kullanabileceği duruma getirmek için çok ucuz yöntemler mevcuttur, bunu ülkedeki ziraat mühendisleri dahi bilmezler, adını dahi duymamişlardır. Siyaset denen saçmalık dururken bilime Turkiye'de ne hacet var. Siyasiler de bunu istiyorlar zaten

turgut ertav

10 Temmuz 2020 17:24

Bir de rüzgara kaşıu işeyen cenahı yaz sayın yazar.

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle