--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Diyanet anayasal statüde özerk olmalı

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
55

Bir yandan Kudüs’ün geleceğini konuşuyoruz, bir yandan Mekke ve Medine’nin. Öte yandan; salgın hastalığı. Bir yandan da İdlib’i tartışıyoruz. Sınırımızda bir milyona yakın insan var.

Bu konular büyük ölçüde dini temelleri olan konular ama İslam dünyasında Müslümanların maslahatını gözeten evrensel bir merkez yok. Ben; “yeryüzünün bütün açları ümmetin yetimleridir” diyorum da, bu açıdan bakınca yeryüzünün yetimleri başında yine Müslümanlar geliyor!.

“Bir önder çıksın ümmeti kurtarsın” demiyorum. “Ümmet Allah’ın ipine sarılsın, bu vazife için içlerinden birini görevlendirsinler” diyorum. Biz “Allah’ın ipi”ne tutunalım, Allah’ın dinine yardım edelim ki, Allah da bize yardım etsin!

Bizim insanımız genellikle hemen “kurtarıcı bir lider” ya da “dini bir önder” arar.

Gündem çok karışık, ama ben yine de şu Diyanet konusunu yazmak istiyorum. Evet “İhsan Şenocak’ın dediği gibi ‘Cumhuriyet inkılapları ile gasp edilen vakıf malları Diyanete teslim edilsin”, “imamlar içki vergisinden elde edilen gelirden maaş almasın”. Ama mesele bundan ibaret değil. Bu işleri en baştan ve yeniden ele almamız gerekiyor. Benim teklifim “Diyanet anayasal statüde özerk olmalı”..

Bizim bu konudaki düzenlememiz, dünyaya örnek olmalı. Bu işlerin çözümü için Hz. Ömer’in Kudüs beyannamesi en adil çözüm şekli olacaktır. Zaten Hz. Ömer bu esasa göre kurdu Süryani Patrikliğini, Fatih Sultan Mehmed de bu esasa bağlı kalarak Ermeni Patrikliğini kurdu. Kendisi de Rum Patrikliğinin başı oldu ve bunun yanında Fatih Bizantinist gelenekteki kurallara uygun olarak Rum milletinin imparatoru olarak ilan edildi.

Bugün Diyanet Hilafetin yerine ikame edilen bir kurum mu, yoksa laik devletin Müslümanları kontrol altında tutmak için yapılandırdığı bir teşkilat mı?

Diyanet esasen Hilafete göre büyük ölçüde tırpanlandı. Camiler devlet dairesi, imamlar memur hale getirildi. Tevhid-i tedrisat kapsamında İmam-Hatip Okulları, Kur’an Kursları ve İlahiyat fakülteleri Diyanetin elinden alındı. Zorunlu din dersleri bir “kültür” olarak değerlendirildi. Dönem dönem, din adına laikliğin ezberletildiği, resmi ideolojinin dinleştirildiği ve  TSE damgalı bir dinin misyonerliğine dönüştürüldüğü bir şekle sokuldu.. Hatta dini vakıflar dahi artık Diyanetin kontrolünde değil. Hilafetten gelen mali kaynaklar ise sağda-solda harcandı. Zekat ve sadakaları bile laik cumhuriyet başka kanallara aktardı. Kurban derileri bile sorun oldu, Hac ve Umre gibi dini ibadetler bile bir yanı ile Diyanetle ilişkilendirilse bile laik kurumların eline bırakıldı.

Diyanetin yeniden yapılandırılması aşamasında Diyanet personelinin kamu kaynaklarından maaş almasına son verilmesi gerek. Tabii aynı şekilde kamu otoritesinin Diyanet üzerindeki hiyerarşik belirleyiciliğinin de sonlandırılması gerek. Eş zamanlı olarak, dini vergilerin tahsili ve nemalandırılması noktasında bir finans kurumunun kurulması gerekecek. Aynı şekilde dini vakıflar ve daha önce Hilafete bağlı gayrimenkul ve imkanların bu kuruma devredilmesi gerekir. Buna Emaneti mukaddese ve şer-i siciller dahil.

Din eğitimi örgün eğitimden İmam Hatibe, Kur’an kursundan İlahiyata kadar tamamen Diyanetin kontrolünde olması gerek. Dini Vakıf ve derneklerin, oda ve sendikaların da Diyanet çatısı altında örgütlenmesine izin verilmesi gerekecek. Diyanet kendi Media’sını da kendisi kurabilmelidir. 

Her din evrenseldir ve bu anlamda Diyanet tüm dünyadaki, Müslüman topluklarla serbest ilişkiler kurabilmeli. Hilafete bağlı kurumlar ve diğer ülkelerdeki dini yapılarla işbirliğini geliştirebilmeli. Federasyonlar, konfederasyon, milletlerarası birlikler, ilim meclisleri, tahkim kurulları oluşturabilmeli, şirketler, kooperatifler, işletmeler kurabilmeli. Diğer dini topluluklarla işbirliği zemini oluşturacak girişimlerde bulunabilmeli. Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye sorumluluklar için içtimai müesseseler teşkil edebilmeli, camilerde zaviyeler, cami çevrelerinde dergahlar oluşturulabilmeli. Sanal ortamda faaliyetler gösterebilmeli.

Yani sorun imamların kamu kaynaklarından yararlanmamasından ibaret değil.

Belki cemaat, cemaat üst kurullarının başlangıçta veto yetkisine sahip olduğu adaylardan kendi imamını seçebilmeli. Bu cemaat imamları ilçe müftülerini seçebilmeli. İlçe müftüleri il müftülerini seçebilmeli. İl Müftüleri de baş müftüyü seçebilmeli. Onlar da milletlerden oluşan bir evrensel mecliste meclis katibini seçmeli.

Bir dini topluluğunun özerk bir yapıya kavuşabilmesi için geçici cemaat meclisinin AYM’ye başvurması, din tanımı için İlah, resul, kitap gibi şartların olup olmadığı, bu kişilerin yeterli ehliyet ve cemaat kimliğine sahip olup olmadığı, diğer inanç toplulukları ve kendi aralarındaki dini hukuk açısından mal, can, namus, akıl-inanç ve nesil emniyeti açısından risk oluşturup oluşturmadığının tesbitinden sonra, bir dini cemaat oluşturup oluşturmadığının tesbitinden sonra Anayasa Mahkemesi huzurunda yemin ettikten sonra, bu belgenin Cumhurbaşkanlığı tarafından kendilerine kanun hükmündeki bir kararname ile karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir beratla kendilerine takdim edilmesi gerekir. Diyanet kendi insan kaynakları için maliyenin himmet ve himayesine muhtaç değildir.. Kendi öz kaynakları ve akarları buna fazlası ile yeter.

Tabii bu arada, dini vergiler sonunda kamu yararına bir tasarruf için kullanılacaklarından dini kurumların vergiden arındırılması ve bu kuruluşa verilecek ayni ve nakdi yardımların matrahtan düşürülebilmesi ve ülkelerarası transferine de izin verilmesi gerekir.

Aslında İş Bankası bu açıdan önemli ve ilginç bir banka. Büyük sermayesi Hilafet fonundan aktarıldığı için bu kaynak Diyanet için finansal açıdan bir imkan oluşturabilir.

Aslında, tüketim ve sarf malzemeleri ile ilgili şartların belirlendiği belgeleme sistemi, stratejik araştırma mektepleri, verilerin sayısallaştırılması, düşünce dergahları, sanal cami, sanal okul, sanal finans, sanal borsa, sanal para da ilgi alanımız içinde olmalı. Sanal medrese de kurabiliriz, örgün eğitim verecek, içinde bütün ilim dallarının olacağı üniversiteler de. Mesela daha önce TOKİ/Faiz fetvasında ya da BITCOİN konusunda verilen fetva konusunda olduğu gibi konu birkaç paragraflık fetva düzeyinde kalmamalı. Faiz ya da Bitcoin tek başına ilahiyatçıların karar vereceği bir konu değil. Bitcoin’i anlamak için bilgisayarı, bankacılık sistemi, para politikalarını da bilmek gerek. Yazılım bilmeden Bitcoin’i anlamak mümkün değil. Tabii sanal Kur’an kursu açmak içinde yazılım gerekiyor. Sanal cami, sanal cemaat da, robotik sistemler de bizim gündemimizde olmalı. Ya da faizi anlamak için yine bankacılık, enflasyon, uluslararası finans sistemini de bilmek gerekecek. Yani bizim GENOM’u da ilahiyatla eşzamanlı olarak okumamız gerek, Astronomiyi, jeolojiyi, ekonomiyi, tıbbı vd. ilim dallarını okumamız gerekiyor. Bizim üniversitemizde en az 2 ilim dalı, hatta ilahiyat dışında dünyayı anlamak için bir, meslek için 2, toplamda 4 “fakülte” (!) okumamız gerekecek. Buradan, konu ile ilgili gelen mütalaalar, yorumlar, farklı çözüm teklifleri ile  soranlara “efradına cami, ağyarına mani” cevaplar verilebilmeli. Neyse, bugünlük de bu kadar. Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(55)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kemal

3 Şubat 2020 07:53

Hocam içerisinde selefi ve Şii zihniyetin cirit attığı, mealci ve kendini müctehit zannedenlerin ahkam kestiği, Fetöcü fikirleri devam ettiren bir diyanete nasıl baağlanılabilir, nasıl güvenilebilir, Bu haliyle bile cemaatlere zulmediyorlar, (belki istediğiniz budur) Kısaca Kurda kuzuyu teslim edelim diyorsunuz, Şunu diyebilirsiniz diyanet ehli sünnet cemaatlere teslim edilsin, alim zatlardan heyet kursunlar,

Düşünen insan

2 Şubat 2020 15:16

Sayın dilipak sizin uzmanlık alanınız nedir. Her konuda ahkam kesiyorsunuz. Bir insan her konuda uzman olamaz. Selamlar. Allah'a emanet olunuz.

Muhammet Alkaç

2 Şubat 2020 14:50

Beyninize, kalbinize, vücudunuza sağlık ve ömür temenni ederim. Allah razı olsun. Selam ve dua ile İnşallah.

Ömer

2 Şubat 2020 12:32

HZ Muhammed Veda hutbesinde faizin her türlüsünü haramdır demiştir... Bunu evirip çevirmenin anlamı yok..Faizin en kısa tarifi kendi cinsinden artış faizdir...Ama maalesef Osmanlı dahi(para vakıfları) faizi ile mücadele de başarısız olmuştur

Sümeyye Elibol

2 Şubat 2020 10:09

Yazık!

salih fidama

2 Şubat 2020 08:14

Allah razı olsun hocam

Hüseyin Ünal

2 Şubat 2020 07:18

Bu sistem olursa sapık başka Fetö ler başkan olur ülkede iki başlı ses olur.Kaos olur. Diyanetin din işleri yüksek kurulu fıkıh az alimlerinden kurulmalı ve zamana göre faiz ve diğer bazı alimlerin zamanlarına göre verdiği fetvaların zamanımızda nasıl uygulaması olacağına kafa yorması gerekir.Bu kurula tıp finans sosyolog v.b dini bütün akademisyenler de katılmalı. Yıllar önce verilen fetvalar için tamam onlar vermiş biz yapamayız edemeyiz derseniz herşey havada kalır.O zamanda tıp ve fen astronomi ilmi o kadar ileri değildi.Fıkıh ilmi zaman ve nicelik nitelik ve amaç bakımından bazı fetvaları yumuşatabilir veya daha katı hale getirebilir.Ama zamanımızda hep eski fakihlerin tefsirlerinin tercüme ediyorlar bildiriyorlar.İlmi katkıları yorumları olmuyor.Artık herkes ayrı ayrı tvlerde dinimizi yorumlamasını.Geniş tabanlı din adamları ve dindar fen adamları toplansınlar bazı muğlak konuları zamanımıza güncellesinler.

Sait

2 Şubat 2020 02:18

Diyanet islam dininin kaynakları olan Allah’ın kitabını kuranı ve peygamberimizin s.a.v sünnetini Özgür bir şekilde insanlığa aktara bilmelidir İslamin bütün ilimlerini okutacak kendisine has medreseleri ve üniversiteleri olmalı donanımlı kabiliyetli imamları yetiştire bilmeli imamlar sadece bir kaç bilgiye sahip olmamalılar imamlık sadece namaz kıldırmak hutbe okuya bilmekten ibaret değildir camilerde ilim halkaları kurup müslüman gençlerine dersler verebilecek ilimlere sahip olmalı ilme ve irfana sahip olmalılar imamlar. Peygamberin mihrabını ve minberini sadece geçim kapısı olarak işgal etmemelidir imamlar. İmam diğer kurumların personelleri gibi hem camide hem toplum arasında imam olduğu bilinecek cübbe ve sarığı olmalıdır. Aslında anlatılacak çok şeyler var ama ben bu kadarla yetineyim selam ve saygıyla selamlıyorum kalın sağlıcakla

Ferhat

2 Şubat 2020 00:26

Müminler önce emevi saltanatina tabi olarak,sonra abbasi saltanatina tabi olarak, en sonunda siyonizmin kurguladiği liberalizm odakli siyonizmin demokratik sistemlerine tabi olarak düşünme ve mücadele etme yeteneklerini malesef yitirdiler. Malesef saltanat sistemleri ve liberalizm merkezli demokratik sistemler dini kendi tekelleri ve vesayetleri altina alarak dini kendi çikarlari doğrultusunda şekillendirmeye başladilar. Kisacası günümüzde dini özerk bir kurum haline getirseniz dahi bu kurum önce Avrupa konseyinin yasalarina ve inkilap yasalarina bağli kalacaklarina dahi anayasal zeminde and ìçerek göreve başlayacaklardir. Böyle bir durumda din kurumlari yasama yetkisi dişinda kalacak. Nitekim sapkin Ab hükümlerinin kamusal ve hukuksal alandarda uygulamaya konulduğu bir devlet yapısinda diyanet işlerinin işlevliğinde büyük bir değişiklik beklenemez. Zira vatikan da özerk bir yapiya sahip fakat vatikan tamamen yasama, yani hukuksal alanin dişinda ve kadar verme yetkisine sahip değiller. Kisacası diyanet de aynen vatikan gibi dini ritüelden ibaret iğfa edecek bir kurumdan ibaret olur. Din i siyasi ve hukuksal alandan uzak tuttuğunuz müddetçe kaydadeğer bir gelişme beklenemez. Zira mevcut nimzamin anayasasinda ein ve devlet işlerinin ayri olmasi gerektiğini dahil laiklik ibaret din in yasa ve değerlerini dişlayarak yasaklamış vaziyette. Önce radikal bir anayasal değişiklik yapilarak din hükümlerinin referens alinmasi gerekir.

Andullah

2 Şubat 2020 00:25

Tebrikler güzel bir yazı

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle