--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Vira Bismillah

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Uzun bir aradan sonra Bismillah diyerek yeniden kaleme sarıldım. Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Yazılarımızın uzun soluklu ve verimli olmasını Yüce Rabbimden niyaz ederek başlamak istiyorum.
1993 yılında yayın hayatına başlayan Vakit Gazetesi, Allah davasının sorumluluğunun bilincinde olan, yaptıklarını ve yapacaklarının getirisini ve götürüsünün muhasebesini yapan, alnı secdeye varan bütün mü’minleri “kardeş” bilen, İslamcı Türk basınının yüz akıdır. Öyle olduğu ve rotasını Kabe’ye çevirdiği için de tedirgin edilmiş, hatta belli odaklarca tecrit edilmeye çalışılmış, yeri gelmiş binası bombalanmış, yazarları tehdit edilmiş ama tüm bunlara rağmen yolundan sapmadan ve yola yatmadan ilerlemeyi başarabilmiş bir gazetedir.
Ergenekon çetesinin ve derin güçlerin İttihat ve Terakki’nin izinden giderek Türkiye’yi getirdikleri nokta herkesin malumudur. Türkiye’nin rotasını Amerika’ya endeksleyenler, darbecilerin açtığı yolda ilerlerken nasıl olduysa milletin iradesiyle ters yüz olmuşlardır. Tek umut bağladıkları vesayet sisteminin her ne kadar bileği masada bükülü duruyorsa da, normalleşme sürecinin hızla ilerlediği dünyada eskiye avdet edebilmenin imkansız olduğunun onlar da farkındalar. Yüce Mevlam nelere kadir değil ki…
“Onbaşı bile olamayacakların general olduğu bir ülkede, bunu böyle dillendirdi diye bu gazetenin yazarına yapılmadık ne kaldı acaba? “Artık muhtar bile olamaz!” dedikleri insan, normalleşmenin önünü açıp prangaları tek tek kırarken, onlar ağızları açık bir şekilde olup bitenleri izliyor, nereden bir gedik açmanın hesabını yapıyorlardı. Ama olmadı işte, yine başaramadılar, bundan sonra da başarmaları muhaldir.
Gazetemden ayrı kalalı epey zaman oldu. Düşüncelerimi, facebook sayfamda ve kendi sitemde paylaştım. Bendeniz yazılarımı gazeteme bin kilometre uzaktaki Kahramanmaraş’tan gönderiyorum. Dolayısıyla gazete çalışanlarıyla sohbetin dışında organik bir bağım yoktur. Mustafa Karahasanoğlu ve Ali İhsan Beylerden başkasını da pek tanımıyorum. Yazacağım şeyler öncelikle beni bağlar. Doğruya isabet ettirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Allah’ın kelamının ve sahih sünnetin dışındaki hiçbir şeye “kemal” gözüyle bakmayınız. Yazdıklarım, İslam’ın kendisi değil, benim İslam’dan anladıklarım ve gönül sarnıcımdan süzdüklerim olacaktır. Dolayısıyla doğrusuna tabii olur, yanlışlarımızı hem tenkit edebilirsiniz ve hem de bizi düzeltmiş olursunuz. Bu limana açık olduğumu söz başında belirteyim.
Haftalık yazmanın zor olduğunun bilincindeyim. Bu sebeple aktüalitede boğulmadan ama ondan da bigane kalmadan, daha ziyade İslam’ın anlaşılması yolunda bir ışık tutabilirsem kendimi mutlu sayacağım.
Bu yol sevda yoludur. Sevda yolunun çakıl taşlarını aralayabilmek, çileyi, aşkı, muhabbeti ve sabrı aşılayabilmek benim en değer verdiğim ilkelerdendir. Sevda yolunun en temel nirengi noktası Allah’ı gereği üzere tanımak ve Kutlu Önderimizi anlamaktır. Hatta anlamak da yetmez, onun izinden gitmeye çalışmaktır. İlahi aşkın çilesi büyük olur. Marifetullah ve muhabbetullah olmadan dünyayı kendinize zindan edersiniz. Ama dava adamı olursanız, Yusuf gibi zindanda da olsanız gün gelir Mısır’a hükmedebilirsiniz.
Okumak, idrak etmek ve idraki paylaşmak temel felsefemiz olmalıdır. Okumak anlama ve algılama yeteneğinizi geliştirir. Okuyan, tefekkür eden akıl ve kalbin sahibi Allah’la buluşur. Bedevi ve sokak kültürüyle hiçbir yere varılmaz.
Kalemle yazmayı bizlere öğreten Allah’tır. Hiçbir şey bilmezken “ikra” emrine muhatap olan insan, Kur’an sayesinde kainatı tanımış, kendisini yaratanı tanımıştır. Kur’an gibi bir kitap ortadayken,  acaba insan görmemezlikten ve duymamazlıktan gelebilir mi? Böyle bir hakkı var mıdır?
“Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki” diye başlayan Kalem Suresi hangi hakikate ışık tutmaktadır? Benim anladığım şu: Kalem mutlaka hakikat ölçülerini ve vahyi haykırmalıdır. Hak ölçüsünün dışında kalem oynatmak, köşe dolsun kabilinden yazı yazmak bizim şiarımız olamaz.
Acaba kalem olmasaydı geçmişin kültürüyle buluşabilir miydik? Kaynağını şimdi hatırlayamadığım bir hadisi şerif var. Şöyle buyurulmakta:
“Kişi nereye varacağını bilmeden Allah’ın hoşnutluğunu gerektiren bir kelime konuşur da Allah bu kelime ile, zatına kavuşacağı güne kadar o kul için hoşnutluğunu yazar. Bir kişi de nereye varacağını düşünmeden Allah’ın öfkesini gerektiren bir kelime konuşur da Allah bu kelime ile, zatına kavuşacağı güne kadar o kul aleyhine öfkesini yazar.” Bu hadisin ravilerinden birisi olan Alkame hazretleri şöyle demiş: “Bu hadis beni nice sözlerden alıkoymuştur.”
Dedikodu, malayani, müstehcen yazılar kaleme alanlar, halkı boş şeylerle aldatanlar Allah’ın şu kelamına kulak versinler:
“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazan hazır bir melek bulunmasın.”(Kaf/18)
Bir sonraki haftada buluşuncaya dek Allah’a emanet olunuz.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle