--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ulusların tecrit politikası

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Eski Türkiye’de bir insanın, hakkı, hukuku, sosyal adaleti savunması o kişiyi Maksist, Leninist bir siyasi görüşün taraftarı yapmaya yeterdi. Aynı şekilde, Allah’a olan inancını beyanı ve yaşaması sebebiyle de kişiler gerici ve yobaz ilan edilir, böylece toplumdan tecrit edilmeye çalışılırdı. Kişi sosyal adaleti, işçi haklarını savunuyorsa komünist, dindarlıktan bahsediyor, bununla birlikte yaşamaya çalışıyorsa gericiydi. İnandığı değerleri tebliğ etmeye kalkışması kökten dincilikti ki, işte bu en büyük suçtu! Bireysel tecridin ilk aşaması böyle başlardı. Zaten tecrit de (izolasyon veya hiçleşme) bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılmasıdır. Beyaz ve siyah adam ayrımı bu süreçte doğmuştur.

Tecridi sınıflandırmak gerekirse; ekonomik, politik ve kültürel tecrit olarak üç ana başlıkta toplamak mümkündür. Kültürel tecrit, başlı başına bir makale değil kitap konusu olabilir. Ekonomi ve politik tecrit de hiç şüphesiz öyledir. Biz bu yazımızda kısaca Ortadoğu’da kimlerin kimleri hangi noktada tecrit etmeye çalıştıklarını değerlendirmeye çalışacağız. Hiç şüphesiz seçimlerden önce Türkiye, Ortadoğu’da tecrit edilmeye çalışıldı ancak seçimlerden güçlü bir irade ile çıkan AK Parti iktidarı bu süreci tersine çevirmiştir.

Çin, Rusya, İran gibi ülkeler Suriye’de Esed rejimini desteklerken, Suudi Arabistan, Türkiye ve ABD gibi devletler Esed karşıtı muhaliflerin yanında yer almaktadırlar. Haricen Suriye’nin içerisine girerek siyasi çözüm aradığını ve terörü yok etmek için Suriye’ye direkt giriş yaptığını söyleyen Rusya’nın önümüzdeki günlerde ulus devletler tarafından tecrit edilişine şahit olacağız.

Yakın gelecekte İsrail’in HAMAS’la karşı karşıya gelmesi sağlanmaya çalışılıyor. Akabinde ise İsrail’i İran’la çarpıştırmayı planlayan küresel güçlerin asıl amacı, Ortadoğu’da Sünni ve İslamcı bir koridorun oluşumunu engellemek. Şii İran’ın nüfuz ettiği her alanda, bundan böyle karşısında Suud destekli Arap ülkelerini görebiliriz.

Gelecekte Suud yanlısı Arap birlikleriyle İran’ın kapışması kimin işine yarar acaba? Böyle bir savaşta ABD muhtemelen İran’ın değil Arap şeyhlerinin yanında yer alır ki, bu İran’ın hırpalanması anlamına gelir. İran hırpalanır, Arapların sırtı sıvazlanırsa, peki o zaman İsrail son noktayı koymaz mı? Hem İsrail’in hem de Arapların güvenliğinin sağlandığı zeminden İran zararla çıkarsa, Rusya da Suriye’den tecrit edilir.

Geçmişte tecrit politikasını kendi içerisinde yenmeyi başaran İran’ın bu kez işi zor gibi. NATO saldırısına karşı İran balistik füzeleri ülke genelinde dağıtılarak konuşlandırıldı. Hava kuvvetlerinde hızlı tepki gösteren yeni birlikler oluşturuldu. İran kendine uygulanan tecride karşı ayakta kalabilme güdüsüyle iç anlaşmazlıklarına rağmen birleşti, “İslam Milliyetçiliği” ardından hızla “nükleer milliyetçiliğe” yöneldi. İran’ın içine düşürülmek istendiği tecritte sarıldığı “Nükleer Milliyetçiliğe”, ne İsrail’in tek başına ne de ABD, İngiltere ve müttefiklerinin askeri bir yöntemle baş etmesi mümkün olmadı.

Vicdanlı bir sol kalemşorun da ifade ettiği gibi “sonuçta İran nükleer programının barışçıl amaçlar taşıdığını ispat etti. Birincisi dayatılan yaptırımların ortadan kaldırılması, İran’ın uluslararası enerji piyasalarına ulaşması için işbirliği yapılması, bu suretle İran pazarının Avrupa yararına açılması, hidrokarbon piyasalarında Rusya’nın payının azaltılması. İkincisi, İsrail-Filistin arasında çevre ülkeleri de kapsar bir barış planı öngörüsü, İran’ın Ortadoğu’yu, bilhassa İsrail’i ateşe atabilecek bir politika yürütmekken alıkonulması planlanmışken; şimdi Rusya’nın Suriye’de tecrit edilmesi senaryosuyla karşı-karşıya
kalınmıştır. O yüzden ABD, İran’ın nükleer silahın geliştirilmesini sonlandıran Viyana Anlaşması gereğince uyguladığı yaptırımları kaldırmaya bir türlü yanaşmıyor.”

Hızla nükleer milliyetçilik limanına yanaşan Rusya’nın sonu geliyor. Tecrit politikası kötüdür. Uluslararası hukukun sarmalından kurtulması bu sefer çok zor. AK Parti’nin ne yapıp edip yeni Osmanlı’nın uluslararası zeminde bir karşılığının olduğunu göstermesi elzemdir. Bu işin de kısa vadedeki pratiği, yeni anayasa, başkanlık sistemi, reformlar ve dönüşümdür. Erbakan Hocanın çok güzel bir sözü vardı: “Önce ahlak ve maneviyat.” Dünyada çok güçlü bir yapıya sahip olabilirsiniz. Hatta yeni Osmanlı’yı veya başkanlık sistemini de kurabilirsiniz ancak bireylerin ve toplumun ahlak ve maneviyatı her şeyin üstünde tutulmalıdır. Emperyalist, modernist, Kemalist düşünceden hızla uzaklaşılmalı ve toplumun eğitimine, dönüşümüne de önem verilmelidir. En kötü şey, ahlak ve manevi zeminden uzaklaşıp, kendin olmaktan çıkmaktır. Başkalaşma, ötekileşme, kimliksizleşme, kendi içinde fay hatlarının oluşması gibi durumlar, İslamcılığı veya özgün ifadesiyle Müslümanlığı bekleyen en tehlikeli virüslerdir. İktidarın müspet adımları ile birlikte ferdi ve toplumsal gelişme, birlikte yürüme ve İslami dönüşümün sağlanması, her iki değerin birbirini beslemesi anlamın gelir. Ne İslamcılık güçten (iktidar) uzak ilerleyebilir, ne de iktidar İslamcı referans olmadan ayakta kalabilir. Gücü, ayakta tutan ana damar ahlak ve maneviyat olmalıdır. Uluslararası küresel güçlere karşı iki bileşenin birleşmesi elzemdir.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle