--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye’nin Ortadoğu politikası

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Türkiye’nin Ortadoğu politikası Ak Parti hükümetiyle yeni bir sürece girmiştir. Şöyle bir sualle konumuzu biraz daha açalım. Ak Parti dış politikasında, Ortadoğu’ya olması gerekenden az mı, yoksa çok mu değer verilmiştir? Ya da kendisinden önce haleflerininkiyle kıyaslandığında Ak Parti’nin dış politikasıyla halefleri arasında ne tür farklar vardır?

Coğrafya olarak mağrip ve maşriki de içine alan, İslam aleminin bütününü kapsayan bu bölgede İsrail de vardır. Arap kültürünün hakim olduğu bölge fiziki ve siyasi açıdan ziyade kültür ve medeniyet bağlamında bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Türkiye’nin bölgeye yönelik strateji ve politikası tarihi süreç içerisinde değişkenlik arz etse de temelde aynı argümanlarla yaklaşılmaya çalışılmıştır. “Bağdat ve Hicaz demiryolu projeleri sebebiyle Osmanlı askeri müdahaleleri ve diplomasisi haricinde Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu politikası olmamıştır” diyenler yanılmaktadır. Bölgenin 400 yıl Türk egemenliği altında bulunduğunu nereye koyacaksınız? Türkiye’nin hep Batı’ya yöneldiği tezini kabul edebiliriz. Fakat bunun böyle olması, Osmanlı’da veya şimdi Türkiye’nin bir Ortadoğu politikası olmadığını göstermez.

Bendeniz dış politikanın bir milli mesele olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de Stratejik Derinliği çok önemsiyorum. Bölgenin kahir çoğunluğunun Müslüman olması sebebiyle ticari ilişkiler açısından ve diğer sebeplerden dolayı Ortadoğu bizim için çok önemlidir. Ortadoğu’da varlık göstermek, başarılabilseydi Arap Baharından İslam medeniyeti neşet ettirmek, Müslüman Türk gücünü ve geçmişini orada hissettirmek, diktatör rejimler sonrası inşa edilecek yapıda söz sahibi olabilmek (laik ve demokratik haliyle model olmamak şartıyla), haksızlığa ve zulme uğrayan Filistin’e yardım etmek, bize sığınan Suriye mültecilerine topraklarımızı açmak, aklıselimin karşı çıkamayacağı politikalar olsa gerek. Belki Türkiye’nin takip ettiği Ortadoğu politikasında amaç ve özden ziyade, araç ve yöntemlere eleştiri yapabiliriz. Küresel bir güç olduğunu kabul ederek dünyanın patronu olduğunu zanneden güçler bir gün yıkılmaya mahkûmdurlar. Mesela bir dil sürçmesiyle Mısır’ın laikliği örnek almasını istemek (kastedilen ileri derecede Batı demokrasisi de olsa), Mısır ve İran açısından tasvip edilmeyen bir yaklaşımdı. Birleştirici unsur olarak kullanılan din, mezhep ve etnisiteyi kullanırken çok dikkatli olmalı, uzlaştırıcı, yaklaştırıcı ve sevdirici politikalar geliştirilmelidir.

Türkiye’nin Ortadoğu politikasının “yeni Osmanlıcılık” eksenine oturduğunu söyleyenler haksız değiller. Komşularla sıfır sorun ile güvenlik ve demokrasi arasında denge politikasına uyarlanan dış politikamız Davutoğlu’nun projesidir. Arap Baharı’nın müspet yönde sonuçlanmaması Türkiye’nin elini zayıflatmış, bölgede yalnızlaşmasına sebep olmuştur. “Sıfır sorun ve ileri demokrasi” gibi samimi ve iyi niyetli projeler, beklenen sonucu vermedi. Eğer açılım denilen Kürt sorunu ve alevi hakları noktasında da bir başarı elde edilemez ise, Ak Parti’nin stratejik olarak acilen dış politikasında yeni ataklara ve projelere yönelmesi elzemdir. Sürekli değişen, değişirken dönüşen dünyaya ayak uydurmak gerçekten zor bir sanat. Ortadoğu mozaiği, dini ve etnik yapısı, kültürü, su ve enerji sorunları, siyasal düzeni ve coğrafyasıyla çok farklı ve önemli bir mevzide konuşlanmıştır. Türkiye bu bölgede kısa vadede dış politikada hükümsüz kaldı gibi gözükse de uzun vadede bölgeyi etkileyecek yegane aktör olacaktır. Küresel aktörlerin de bölge üzerinde hakimiyet kurma emellerini hiçbir zaman gözden uzak tutmamak gerek.

Irak’ın parçalanması ve Suriye krizi, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını hızlandırmıştır. Açılımı sadece içerdeki Kürtlere hasretmek cahilliktir. Ulusal sınırlar içerisinde hatırı sayılır bir Kürt nüfusu vardır. Eğer Ortadoğu ve özellikle Irak ile Suriye politikasında başarılı olmak istiyorsanız açılım konusunu mutlaka müspet bir zaferle taçlandırmanız gerekmektedir. Dolayısıyla çözüm süreci Türkiye’deki toplumsal barışa hizmet ettiği kadar, bölgesel etki ve sonuçları olan Ortadoğu politikasına da katkı sağlayacaktır.

Ortadoğu coğrafyasında mezhep ve etnisiteyi ön planda tutan, buradan da denge oluşturmaya çalışan ABD ve küresel aktörler, her halükarda İsrail’in güvenliğini sağlamayı hedefliyorlar. Arap milliyetçiliğinin kalesi olan Irak’ın parçalanması ve Suriye’deki savaş, İsrail’in elini kuvvetlendirmiştir. Şimdi kendisi için ABD, güvenli bir tampon bölge oluşturmanın gayreti içindedir.

Küresel aktörler Türkiye’nin Ortadoğu’da yürüttüğü politikasına neden destek vermeyip yalnızlaştırma politikası uyguluyorlar? El cevap: İsrail’in güvenliği için. Türk dış politikası İsrail’le diplomatik alanda çatışmacı bir üslup geliştirmiştir. Suriye, Mısır ve Filistin gibi İslamcı ülkelerin Türkiye’den ilham almaları küresel aktörleri rahatsız etmektedir. Oysa ki küresel güçlerin Türkiye’ye biçtiği misyon, ılımlı İslam projesiydi. Buna hizmet etmeyip bağımsız hareket eden Türkiye, küresel gavurları Ortadoğu’da revizyona tabi tutmuştur. Türkiye’den beklenen proaktif bir politika değil güdümlü politikaydı, bu da uzun adamın yapacağı şey değildi. Ortadoğu uzmanı olan Davutoğlu da, küresel aktörler karşısında şapka çıkaracak adam değildir.

Süreci baltalamaya çalışanların arkasındaki odaklara dikkat etmek lazım. Anadolu çıkışlı ancak küresel aktörlere hizmet eden cemaatin “paralel güç” oluşturarak iktidarı arkadan hançerleme girişimi de dış kaynaklıdır. Arap milliyetçiliğine uzak duran saf İslami dinamiklerin Türkiye eliyle Ortadoğu’ya yayılma stratejisini engelleme çabası içerisinde olan ABD ve müttefiklerinin Türkiye’yi yalnızlaştırma politikasının sebepleri burada aranmalıdır.

Türkiye, çözüm süreci ile birlikte temel haklar, demokrasi ve özgürlükler noktasında başarı sağlamak zorundadır.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle