Türkiye’nin önündeki iki seçenek
Genelkurmay Başkanı H. Akar’ın, “PKK terör örgütü Suriye ve Irak’taki durumdan faydalanıyor ve uluslararası camianın gözünde meşruiyet kazanmaya çalışıyor. Bu esnada acımasız saldırılar düzenlemeye, masum insanların hayatını almaya devam ediyor. Cevap vermezsek daha ciddi problemlerle karşı karşıya kalabiliriz” sözünü çok önemsiyorum. Nitekim Asker, dağda birkaç çapulcu teröristi öldürdüğünde, yankısı ta Almanya’dan geliyor. “Suriye’de olası bir saldırı ortamı kalkmıştır” denilerek patriotların çekileceği ilan ediliyor. Sanki Kahramanmaraş Milli Mücadelede topraklarını ve ülkesini Fransızlara karşı savunurken Almanlardan yardım istemişti. Sanki gavuru Çanakkale’de denize dökerken İngiltere’den yardım aldık.
Neler oluyor? Öncelikle şeytanizmin kalesi ABD, Suriye ve Irak’ın mevcut konumuyla ayakta kalmasının imkansız olduğunu görüyor ve elindeki kartları ona göre açıyor. Amerika’nın çıkarlarını tehdit eden ülkelere karşı müttefiklerini sahneye sürerek, aynı zamanda da destekleyerek kendisine karşı tehdit oluşturan terörizme karşı IŞİD’le mücadele stratejisi durmaksızın işliyor. Peki söz konusu ülkelerde ABD eliyle konuşlandırılan IŞİD’e karşı herhangi bir NATO üyesi ülkenin kara harekatı yaptığını duydunuz mu? Havadan yapılan nokta atışlarının dışında IŞİD’e yönelik gerçekleştirilen bir strateji henüz geliştirilmedi. Türkiye de buna dahil. Kara operasyonu yapmak uluslararası hukuka aykırı görüldüğü için bu alanda bir sıcak gelişme henüz yok. Uluslararası koalisyonun gayr-i resmi üyesi İran ise, daha ziyade yumuşak güç unsurlarıyla yetinmeyi tercih etmektedir. Ancak Orta Doğu’daki şii nüfusuyla yine de bölgenin belirleyici gücü İran’dır. Ortadoğu dengeleri açısından rolünü iyi oynarken, aynı zamanda yaptırımlar sürecinde kaybettiği uluslararası meşruiyetini de kazanıyor.
Türkiye açısından olayın bize bakan yüzü pek iç açıcı değil. Her şeyden önce bölgede yalnızlaştırıldık. İran’la aramız hala limoni. Öncelikle 1 Kasım seçimlerinde ne yapıp edip Ak Parti’nin yeniden tek başına iktidar gücünü yakalaması gerekiyor. Sonrasında Türkiye’nin İran ile olan ilişkilerinde yeni bir strateji belirlemesi elzemdir.
ABD IŞİD’e karşı mücadelede ulusal ittifakın yanında yerel ortaklarla da işbirliği yapabileceğini söylüyor. Bölgede PKK zayiat verirken Kürt hareketi canlanmaktadır. Suriye ve Irak’ın belirleyici unsuru Kürtler olabilir. Her ne kadar ABD Orta Doğu’yu şii baskına karşın Arap Sünni İslam’ıyla dengeleme çalışsa da, şimdilik bölgenin belirleyici aktörü Kürtler ve İran Şii diasporasıdır.
Peki ABD Ortadoğu havzasında IŞİD’le mücadelede yerel unsurları kullanarak başarı sağlarsa, bunun Türkiye’ye yansıması nasıl olur? Zira IŞİD’e karşı kara operasyonu yapan yerel güçlere şüpheyle yaklaşan Türkiye, bu tutumunda haklıdır. Bir diğer konu da Temmuzdan beri terör saldırılarını artıran PKK’nın durumu. Belirli bölgelerde afra-tafra yapan, üniforma giyerek caka satan, güneydoğuyu kurtarılmış bölge statüsünde görerek özerklik ilan eden PKK unsurları haddini aşmış bulunmaktadır. Türkiye’nin çok ciddi tedbirler alması kaçınılmazdır. Zira gücünün nispeten kırıldığını gören PKK ve onun siyasal uzantısı malum parti, bir iç savaşı körükleyebilir. Bu yüzden soğukkanlılığı elden bırakmadan, her türlü tedbiri de alarak sağduyulu olmalı ve olası provoke eylemlere karşı dikkatli olmalıyız.
Artan terör saldırılarına karşı Türkiye’nin kendisini savunmasından daha doğal ne olabilir? Evinizin harem-i ismetine saldırı olsa ne yaparsınız? Kahpe PKK ve onun savunucuları, mukavemet gösterilmesine razı değiller. Bu demde Nato ve uluslararası güçler, Türkiye’nin terör şebekesinin baş müdavimi PKK ile müzakereye oturmasını talep ediyorlar, hatta baskı yapıyorlar. Bu aşamadan sonra yeniden PKK ile masaya oturmak, terör örgütünün uluslararası meşruiyetini sağlamlaştırmaktan başka bir şey ifade etmez. Diğer taraftan PKK terör örgütüne karşı askeri operasyonları sürdürmede kararlı olmanın da hem getirisi, hem de bir takım götürüleri olabilir. Türkiye, önündeki bu iki seçeneği iyi kullanmalıdır. Ya askeri operasyonlarla PKK’nın belini kıracak veya yeniden çözüm süreci adına müzakereye oturacak. Önümüzde, Ak Parti ve dünya Müslümanları açısından çok önemli bir seçim var. Yeni Anayasa, Kürt Sorunu, Ortadoğu ve bir sürü mesele, Ak Parti’nin yalnız başına iktidarını beklemekte.







