Türkiye’nin Arap Baharı’na katkısı ve AK Parti’nin geleceği
Ne Araplık, ne de Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle Peygamber-i zîşânın ilahî sözünü.
Türk Arapsız yaşamaz. Kim ki yaşar der delidir!
Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa, zira sonu hüsran-ı mübin
Ne Hilâfet kalıyor ortada, billahi ne din!
Medeniyet!? size çoktan beridir diş biliyor,
Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor. (M.AKİF)
Arap Baharı nedir? Akit okuyucusu kavrama yabancı değil ama biz yine de Arap Baharı’na açıklık getirerek başlayalım söze.
“Arap Baharı” Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde halkların devrim niteliğindeki ayaklanmalarına verilen isimdir. Kanlı devrimin içerisinde “bahar” sözcüğünün ne işi var? Derseniz, haklı bir sual sormuş olursunuz. Yüzyıllardır ülkeler diktatörlerce ve tağuti sistemlerce yönetilmişlerdir. Artık halklar bu sistemlere ve onları ayakta tutmaya çalışanlara karşı ayaklanmakta ve adeta isyan etmektedirler.
Tabii isyan edilen sadece dikta rejimleri değil, bu rejimlerin yanlış politikalarından kaynaklanan işsizlik, enflasyon, siyasi yozlaşma, kötü yaşam şartları ve ifade özgürlüğünün olmamasıdır.
Arap Baharı’na katkı sağlamak amacıyla hayırlı işlere imza atan Türk Hükümetinin Suriye politikasını mezhepsel çizgiye yaslanmakla eleştirenler, Mısır’da son yaşadıklarımız karşısında, yanıldıklarını anladılar mı acaba?
Türkiye, hem Suriye’de ve hem de Mısır’daki halk hareketlerini meşru gördüğü için destekledi. Dolayısıyla Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine dostça yaklaşımı mezhepsel değil, olsa olsa ilkesel tavırdır.
Mısır depreminin (pardon askeri darbe) bölgesel Arap rolü, yabancı Amerikan rolü olmaksızın olabileceğini kim düşünüyorsa hata ediyor. Askeri darbe Amerika’nın, hassaten Körfez’in kararıyla gerçekleştirildi. Bu karar olmaksızın da askeri darbe yapılamazdı. Darbe destekçilerinin ortak bir hedefi bulunmadığı gibi farklı grupların, diğer grupların hedefleri hakkında bir fikri de yoktu. Tıpkı Gezi eylemlerinde olduğu gibi.
Mısır devrimi İslami referanslara sahip bir siyasi sistemi intaç ettiği için seküler çevreleri rahatsız etmiştir. Peki neden seçimle iktidara gelen meşru Mursi devleti darbeyle devrilmiştir?
El cevap: Siyasal İslam modelinin yayılmasından, bunun demokratik İslami bir örneklik teşkil ederek Mısır’da başarılmasından korkan seküler mihraklar, İslami deneyim başarılır ise sonrasında bunun hassaten Müslüman Kardeşler hareketinin yayıldığı çoğu ülke gibi diğer Arap ve İslam ülkelerini de etkileyeceğinden korkuyorlar. Kısaca bölgenin İslamileşmesi, laiklikten arındırılması Amerika için bir tehdit unsurudur. Mursi rejimine destek veren Türkiye’ye cephe alınmasının sebebi de böylece deşifre olmaktadır.
Türkiye’yi Suriye politikasında yalnız bırakan bölge aktörleri Mısır Baharı’nda da yalnız bırakmışlardır. İktidarının ilk yıllarında Batı’ya yönelen AK Parti şimdilerde Ortadoğu’ya (İslam alemine de diyebiliriz) eksen kayması yapınca, başta faiz lobileri olmak üzere (ABD Temsilciler Meclisi’nin 46 üyesinin imzasıyla, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Türk yetkililerce yapıldığı öne sürülen Yahudi aleyhtarı (anti-semitik) açıklamaları kınaması çağrısını içeren bir mektup gönderildi. Mektupta, Türkiye’nin NATO ittifakına kritik katkılarına, Afganistan ve terörle mücadelede ABD ile ortaklığına ve yüzbinlerce Suriyeli sığınmacıya kapılarını açmasına vurgu yapılarak, ABD-Türkiye ilişkilerinin altı çizildi.
Ancak mektupta, Cumhurbaşkanı Gül’e hitaben, “Bu işbirliği ve dostluk bağlamı içerisinde, sizi, hükümet yetkililerince Yahudi aleyhtarı söylemler kullanılmasını kamuoyu önünde kınamaya çağırıyoruz. Bunun bir demokraside yeri yoktur ve ülkelerimiz arasındaki ilişkilerde gereksiz sıkıntılara yol açmaktadır” ifadesine yer verildi.
Tüm İslam karşıtı çevreler AK Parti’ye cephe almaya başladılar. İçerde henüz Gezi hayaleti sindirilememişken dışarıdaki hayaletlerin hortlaması AK Parti açısından manevra kabiliyetinin daralması anlamına gelmektedir. Kürt Sorunu sonuçlanır, ekonomide ciddi iyileşmeler yaşanır, işsizlik azaltılır, Anayasa’da kısmi de olsa devrimsel nitelikte iyileştirmeler yapılırsa, bu fay hattı atlatılabilir. Dipten gelen dalgadan korkmak gerekir.
Ben ümitsiz değilim. AK Parti’nin politik hedefleri ile ülkenin politik hedeflerinin örtüştüğünü söyleyebilirim. Bu bağlamda gerçekleştirdiği demokratik dönüşümleri benimsemekle beraber yetersiz görüyorum. Dolayısıyla bir süre daha kendi dinamiklerini hakim kılmak adına AB ekseninde kendisini konumlandırmasını elzem görüyorum. Türkiye’nin birlik ve beraberliğini koruyabilmek için, çatışmacı kimlik siyasetinden uzak durması ve her türlü farklılıklara kucağını açması gerekmektedir.
Geleneksel siyaset algısı AK Parti ile kırıldı. Eski elit siyasetçilere bu kulvarda yer yok. Bunu kendileri de gördükleri için sandık dışında çare arıyorlar. Etnik, dinsel ve mezhepsel fay hatları restore edilirse (Alevilere istedikleri haklar verilir, Kürt sorunu çözülürse) AK Parti’nin önünde engel kalmaz.
Necmeddin Doğan’ın da belirttiği gibi “12 Eylül Anayasasının ve eski elitlerin benimsediği, neo-liberalizmin de desteklediği ‘siyaset kötülük ve savaştır’ algısı, kadim dünyada farklı olanın yaşamasına imkan sunan İslam medeniyetinin temel kavramı ‘adalet’ ile değiştirilmelidir. Varlığını adaletten alan, demokratik ve şeffaf bir sistemin tek alternatifi İslam’dır. Allah’ın aziz dini İslam nizamına ulaşıncaya kadar bu yolda at koşturmak, siyasetçilerin en büyük şiarı olmalıdır.”
Dinle Peygamber-i zîşânın ilahî sözünü.
Türk Arapsız yaşamaz. Kim ki yaşar der delidir!
Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa, zira sonu hüsran-ı mübin
Ne Hilâfet kalıyor ortada, billahi ne din!
Medeniyet!? size çoktan beridir diş biliyor,
Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor. (M.AKİF)
Arap Baharı nedir? Akit okuyucusu kavrama yabancı değil ama biz yine de Arap Baharı’na açıklık getirerek başlayalım söze.
“Arap Baharı” Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde halkların devrim niteliğindeki ayaklanmalarına verilen isimdir. Kanlı devrimin içerisinde “bahar” sözcüğünün ne işi var? Derseniz, haklı bir sual sormuş olursunuz. Yüzyıllardır ülkeler diktatörlerce ve tağuti sistemlerce yönetilmişlerdir. Artık halklar bu sistemlere ve onları ayakta tutmaya çalışanlara karşı ayaklanmakta ve adeta isyan etmektedirler.
Tabii isyan edilen sadece dikta rejimleri değil, bu rejimlerin yanlış politikalarından kaynaklanan işsizlik, enflasyon, siyasi yozlaşma, kötü yaşam şartları ve ifade özgürlüğünün olmamasıdır.
Arap Baharı’na katkı sağlamak amacıyla hayırlı işlere imza atan Türk Hükümetinin Suriye politikasını mezhepsel çizgiye yaslanmakla eleştirenler, Mısır’da son yaşadıklarımız karşısında, yanıldıklarını anladılar mı acaba?
Türkiye, hem Suriye’de ve hem de Mısır’daki halk hareketlerini meşru gördüğü için destekledi. Dolayısıyla Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine dostça yaklaşımı mezhepsel değil, olsa olsa ilkesel tavırdır.
Mısır depreminin (pardon askeri darbe) bölgesel Arap rolü, yabancı Amerikan rolü olmaksızın olabileceğini kim düşünüyorsa hata ediyor. Askeri darbe Amerika’nın, hassaten Körfez’in kararıyla gerçekleştirildi. Bu karar olmaksızın da askeri darbe yapılamazdı. Darbe destekçilerinin ortak bir hedefi bulunmadığı gibi farklı grupların, diğer grupların hedefleri hakkında bir fikri de yoktu. Tıpkı Gezi eylemlerinde olduğu gibi.
Mısır devrimi İslami referanslara sahip bir siyasi sistemi intaç ettiği için seküler çevreleri rahatsız etmiştir. Peki neden seçimle iktidara gelen meşru Mursi devleti darbeyle devrilmiştir?
El cevap: Siyasal İslam modelinin yayılmasından, bunun demokratik İslami bir örneklik teşkil ederek Mısır’da başarılmasından korkan seküler mihraklar, İslami deneyim başarılır ise sonrasında bunun hassaten Müslüman Kardeşler hareketinin yayıldığı çoğu ülke gibi diğer Arap ve İslam ülkelerini de etkileyeceğinden korkuyorlar. Kısaca bölgenin İslamileşmesi, laiklikten arındırılması Amerika için bir tehdit unsurudur. Mursi rejimine destek veren Türkiye’ye cephe alınmasının sebebi de böylece deşifre olmaktadır.
Türkiye’yi Suriye politikasında yalnız bırakan bölge aktörleri Mısır Baharı’nda da yalnız bırakmışlardır. İktidarının ilk yıllarında Batı’ya yönelen AK Parti şimdilerde Ortadoğu’ya (İslam alemine de diyebiliriz) eksen kayması yapınca, başta faiz lobileri olmak üzere (ABD Temsilciler Meclisi’nin 46 üyesinin imzasıyla, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Türk yetkililerce yapıldığı öne sürülen Yahudi aleyhtarı (anti-semitik) açıklamaları kınaması çağrısını içeren bir mektup gönderildi. Mektupta, Türkiye’nin NATO ittifakına kritik katkılarına, Afganistan ve terörle mücadelede ABD ile ortaklığına ve yüzbinlerce Suriyeli sığınmacıya kapılarını açmasına vurgu yapılarak, ABD-Türkiye ilişkilerinin altı çizildi.
Ancak mektupta, Cumhurbaşkanı Gül’e hitaben, “Bu işbirliği ve dostluk bağlamı içerisinde, sizi, hükümet yetkililerince Yahudi aleyhtarı söylemler kullanılmasını kamuoyu önünde kınamaya çağırıyoruz. Bunun bir demokraside yeri yoktur ve ülkelerimiz arasındaki ilişkilerde gereksiz sıkıntılara yol açmaktadır” ifadesine yer verildi.
Tüm İslam karşıtı çevreler AK Parti’ye cephe almaya başladılar. İçerde henüz Gezi hayaleti sindirilememişken dışarıdaki hayaletlerin hortlaması AK Parti açısından manevra kabiliyetinin daralması anlamına gelmektedir. Kürt Sorunu sonuçlanır, ekonomide ciddi iyileşmeler yaşanır, işsizlik azaltılır, Anayasa’da kısmi de olsa devrimsel nitelikte iyileştirmeler yapılırsa, bu fay hattı atlatılabilir. Dipten gelen dalgadan korkmak gerekir.
Ben ümitsiz değilim. AK Parti’nin politik hedefleri ile ülkenin politik hedeflerinin örtüştüğünü söyleyebilirim. Bu bağlamda gerçekleştirdiği demokratik dönüşümleri benimsemekle beraber yetersiz görüyorum. Dolayısıyla bir süre daha kendi dinamiklerini hakim kılmak adına AB ekseninde kendisini konumlandırmasını elzem görüyorum. Türkiye’nin birlik ve beraberliğini koruyabilmek için, çatışmacı kimlik siyasetinden uzak durması ve her türlü farklılıklara kucağını açması gerekmektedir.
Geleneksel siyaset algısı AK Parti ile kırıldı. Eski elit siyasetçilere bu kulvarda yer yok. Bunu kendileri de gördükleri için sandık dışında çare arıyorlar. Etnik, dinsel ve mezhepsel fay hatları restore edilirse (Alevilere istedikleri haklar verilir, Kürt sorunu çözülürse) AK Parti’nin önünde engel kalmaz.
Necmeddin Doğan’ın da belirttiği gibi “12 Eylül Anayasasının ve eski elitlerin benimsediği, neo-liberalizmin de desteklediği ‘siyaset kötülük ve savaştır’ algısı, kadim dünyada farklı olanın yaşamasına imkan sunan İslam medeniyetinin temel kavramı ‘adalet’ ile değiştirilmelidir. Varlığını adaletten alan, demokratik ve şeffaf bir sistemin tek alternatifi İslam’dır. Allah’ın aziz dini İslam nizamına ulaşıncaya kadar bu yolda at koşturmak, siyasetçilerin en büyük şiarı olmalıdır.”







