Türkiye İsrail anlaşmasına nereden bakmalı
Ortadoğu’da yalnızlaştırılan Türkiye, bu bölgede yeniden bir yapılanmaya ve arası bozulan ülkelerle anlaşma yolunu denemeye çalışıyor. Nitekim Başbakan Binali Yıldırım Bey “Türkiye’nin İsrail dâhil son yıllarda ilişkisinin bozulduğu tüm komşu ülkelerle ilişkileri düzeltmek için girişimlerde bulunacağını, İsrail ile ilişkilerin kısa bir süre içerisinde düzeltilmiş olacağını ifade etti. Böylece 26 Haziran’da Avrupa’da bir araya gelerek nihai anlaşma konusunda el sıkışılması veya bir uzlaşı aranması bekleniyor.
Türkiye’nin önünde üç tane önemli ve acilen çözmesi gereken konu var. Bu üç konu; Ortadoğu, Filistin, Irak ve Suriye meselesi ile bunlarla kesin ilintili Kürt Sorunudur. İçerde ise terör belası ve yeni anayasa ve buna bağlı olarak da Başkanlık sistemidir. Elini güçlendirmek için, komşu ülkelerle iş birliği anlaşmasına gitmesinin anlaşılır bir tarafı var. Burada dengeyi iyi yakalaması, şartları kendi lehine döndürmesi ve Filistin-Gazze meselesinde, Mavi Marmara mağdurlarının unutulmaması gerekmektedir. Bu noktada İHH’nın bazı beklenti ve çekinceleri var ki, göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye-İsrail anlaşmasına değinmeden önce İHH’nın 11 maddede sıraladığı ilkeleri sizlerle paylaşmak isterim. Nedir bu maddeler? Noktası ve virgülüne dokunmadan, iktibas ediyorum:
Türkiye ile İsrail arasında yapılacak böyle bir anlaşmaya karşı olduğumuzu belirtmekle birlikte gerekçelerimizi şöyle sıralayabiliriz:
1. Gazze ablukası ve Mavi Marmara konusundaki duruşumuzda hiçbir değişiklik yoktur.
2. Gazze ablukası hukuksuzdur ve büyük bir insanlık suçudur. Bir an önce sonlandırılmalıdır.
3. Abluka ile ambargo aynı şey değildir. Mesele, ambargo meselesi değil mesele ABLUKAnın tamamen kaldırılması meselesidir.
4. Astod Limanı üzerine kurgulanacak bir anlaşma değil ablukanın yumuşamasını aksine resmi olarak tanınmasını sağlayacaktır. Türkiye bu riske girmemelidir.
5. Haberlere yansıyan içerikte bir anlaşma Türkiye’yi Gazze ablukasını resmen tanıyacak bir sürece götürecektir.
6- Anlaşma çerçevesinde en makul ve Gazze halkının yararına olacak şey Gazze limanıdır.
7- Yine basına yansıdığı şekilde gerçekleşecek bir anlaşma, Gazze’deki sorunun sadece insani yardıma indirgendiğini göstermektedir ki bu da eksik bir yaklaşımdır.
8- Gazze’deki insani yardım sorunu, sıkıntının sadece bir kısmıdır. Gazze’deki sorun temel olarak özgürlük odaklıdır. Gazze halkı da herkes gibi seyahat etme ve ticaret yapma özgürlüğüne sahiptir. Bu konuların gündeme alınması gerekmektedir.
9- Yürütülen görüşmelerde davaların telaffuz dahi edilmemesi görüşündeyiz. Davalar bu anlaşmanın gizli ya da açık hiçbir şekilde parçası olmamalıdır.
10- Son olarak tazminat konusunda da hâlâ aynı noktadayız. İsrail lütuf değil ceza tazminatı ödemelidir ve bunun hukuki emsalleri mevcuttur.
11- Şunu da hatırlatmak isteriz ki tarih bize İsrail’in hiçbir sözünü tutmadığını ve hiçbir uluslararası anlaşmaya sadık kalmadığını öğretmiştir.
Ortadoğu’da ABD’nin yıllardır sürdürdüğü jeopolitik yapı iflasın eşiğine gelmiştir. Bu durum ABD’nin bölgesel sisteminin askerî, sınaî ve malî merkezi rolünde stratejik ve daimî müttefiki olan İsrail’i, İran›ın Şii hilaliyle yayılma ihtimali ile Suudi Arabistan’ı derinden etkiliyor. Bu yüzden bölgedeki Sünni ülkelerin İsrail’i tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılabileceğini öngören yeni bir yol haritası çizilmeye çalışılıyor. Geçen haftaki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, İsrail, olası bir İran ve Hamas tehdidine ilişkin Arap Birliğiyle yakınlaşmaya çalışıyor. Aslında hem İsrail’i ve hem de Suud rejimini tehdit eden ana faktör, İran ve IŞİD unsurudur. Burada Filistin meselesinin çözümünün Arap Birliği ittifakıyla çözülebileceğini deklare etmeye çalışan İsrail’e zerre kadar güvenmiyorum. Çünkü bu bileşkede, aynı zamanda Sünni Arap ülkelerinin İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanınması şartı da ön plandadır. Bu yakınlaşma ve uzlaşı sağlandığında ne olur biliyor musunuz? Olacak olan şu: Filistin halkı Yahudi bölgesinin ve Batı Duvarı’nın, yani ağlama duvarının hakimiyetini İsrail’e devredecek. Güya böylece Arap-İsrail çatışması bitmiş olacak. İçi boşaltılmış, ana kumandada İsrail’in olduğu bir İslam paktı bana çok inandırıcı gelmiyor. Bu da ABD’nin Ortadoğu’da başını çektiği bir koalisyonun değişik versiyonu. Türkiye stratejik davranmalı, oyunu çok güzel oynamalı ve bu gerçekleri göz ardı etmemelidir. ABD’nin vize konusunda çifte standardını ve AB’nin ikiyüzlülüğünü iyi okuyan Türk Devleti burada da ince hesap yapmalıdır. Bu hengamede bir de BM’nin statüsünün değiştirilmesi konusu var ki, evlere şenlik. Akdeniz’in enerji kaynakları da konuşula dursun, biz hesabımızı milleti rahatsız etmeyecek şekilde yapmalı ve istişareyi elden bırakmamalıyız. Son olarak şunu belirterek yazımızı noktalayalım. Normalleşme sürecinde Türkiye’nin Hamas’a sunduğu destek de minimize edilecektir. Diğer yandan İsrail, Rusya eliyle Hizbullah’a ağır darbe indirecektir. Bu denklem, altını çiziyorum, Türkiye’nin Ortadoğu’dan dışlanmasını ve Suriye sorununun Rusya’nın inisiyatifine bırakılmasını beraberinde getirir.







