--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Toplumsal Algının dizginleri kimin elinde

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

2001’li yıllara gelinceye kadar toplumsal algıyı militarist güçler, yabancı sermaye, medya patronları ve dış güçler yönetiyordu. Ak Parti’nin çok güçlü bir toplumsal tabanı ve kendi içerisindeki kavi duruşu hem bu algıyı değiştirdi hem de Ak Parti müspet yönde toplumsal algıyı belirlemede etkin rol aldı. 17 Aralık operasyonu ve Gezi Olayları’ndan sonra, bu algının ibresi Amerika, Güneydoğu, Irak ve Suriye Kürdistanına doğru kaymaya başladı. Devlet her fırsatta terör karşısında diz çökmeyeceğini deklare ediyor. Ortadoğu’da yalnızlaştırılan, içerde PKK ve DAEŞ tarafından zor durumda bırakılan Türkiye, reel politik manevralar geliştirmeli, komşu ülkelerle ilişkilerini yeniden gözden geçirmelidir. Her gün gelen şehit haberleri toplumsal baskı ve rahatsızlığı tetikleyebilir.

Türkiye medyasının rotası da kayıyor. Daha düne kadar iktidarın sarsıcı reformları ve radikal hamlelerine göre şekil alan medya çevresi, akademisyen, paralelci, muhbir kişilerin dışarıdan aldıkları talimat doğrultusunda şekilleniyor. Yani dışarıdan gelen salvolar, terörün oluşturduğu kaos ve NATO patronunun ikili dans etmesinden dolayı Ak Parti toplumsal algıyı yönetmekte zorlanıyor. Ama tüm bunlara rağmen Türkiye, militarist güçlerin darbe yapmasından, medya patronlarının hükümet devirmesinden yoksundur. Şuanda sadece hem içerdeki yabancı unsurlar ve onların değirmenine su taşıyan bir takım güçlerce sınanıyoruz, hem de PKK ve DAEŞ terörüyle büyük bir imtihan veriyoruz. Sandık dışı illegal yollarla iktidarı devirmek için pusuda bekleyenleri ve paralel yapının kimlerle dans ettiğini unutmamak gerekiyor. Aslında askerin de bileği masada bükülü bekliyor. İktidarın gücüne boyun eğmesi, ilerde darbe yapmayacağı anlamına gelmez.

Darbe dediysek, illa ki silahlı darbe olacak demiyoruz. Zaten darbe, gelişen ve dönüşen dünyada kabuk değiştirdi. Ulusal ve uluslararası statükonun yeni darbe konsepti “algı darbesi” olmuştur. Bunun içindir ki algı çok önemlidir. Ak Parti hala ilk günkü gibi güçlü ve arkasında küçümsenmeyecek bir halk kitlesi var. Ama anlamakta zorlandığım hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş bulunan paralel yapı hala temizlenmiş değildir. Sermaye çevresi, ihale çevresi ve çetesi, medya, asker, bürokrasi ve hatta iktidar içerisinde bile bu yapıya hizmet eden, en azından ya kaseti olduğu için sesini çıkaramayan veyahut da gerçekten o yapının mensubu olduğundan gerçek manada ülkesi için çalışmayan, teröre göz yuman, ülkede kaos çıkması için fırsat bekleyen mihraklar var. Bizden söylemesi, sahada Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ile Başbakanın ve birkaç bakanın dışında çalışan yok. Eğer siz o yapıyı bitirmezseniz, unutmayın ki o yapı sizi bitirecektir. Sivil ve siyasi darbelerin ne anlama geldiğini sanıyorum biliyorsunuzdur.

Hiçbir şey yapmayan, belli bir sermayesi olmayan, sadece yalan dolan üzerinden siyaset yapan HDP ve güya Kürtleri temsil ettiğini söyleyen PKK’ya karşı, Kürtleri onların safından ayırıp “açılım sürecinde ne demek istediğimizi” bir türlü anlatamadık. Şimdi HDP, içerde dışarıda, Türkiye devletinin Kürtleri öldürdüğünü söyleyerek, mevcut sorunların varlık sebebi kendileri olduğu halde bu argüman üzerinden siyaset yapıyor.

Ak Parti, sahaya sürdüğü sözcülere, önemli köşe taşlarını teslim ettiği kişilere çok dikkat etmeli, istihbaratta asla aksaklık göstermemelidir. Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri iyi okuyamayan, siyaset ve diplomasi dilini bilmeyen, defans, katı ve klişe bir dil kullanan, İslami misyon ve vizyondan uzak kişileri derhal görevden almalı, bunun yerine donanımlı, söylemi kuşatıcı, kendisi kimlik, kişilik, misyon ve vizyon sahibi olan, en ufak bir sarsıntıda davasını, ülkesini, liderini, partisini satmayan şahsiyetlerle yola devam edilmelidir. 

İyi bir siyasetçi, karşısındaki düşmanını küçümsemez. Tedbirini alır, durumdan vazife çıkarır, aynı hatalara defalarca düşmez. 

HAŞİYE: Kahramanmaraş’ta neler oluyor? Bilindiği üzere Kahramanmaraş’ta 100 bine yakın Suriyeli mülteci kardeşlerimiz yaşıyor. Bunun 18 bin 500’ü Konaklama Merkezi’ndedir. 2014 yılı haziran ayında Kahramanmaraş Valiliği, AFAD ve kooperatif arasında imzalanan protokolün süresi dolduğundan dolayı, esnaf, valilikten arsanın boşaltılmasını istedi. Bunun üzerine yer arayışına giren valilik ve AFAD yetkilileri, kent merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Dulkadiroğlu ilçe sınırları içerisinde yer alan ve mülkiyeti devlete ait olan 37 hektarlık eski mera alanında incelemelerde bulundu ve yeni Konteynır çadır kent yapmak için kolları sıvadı. Bu durum, çoğunluğunu Alevi kardeşlerimizin oluşturduğu bölgede huzursuzluğa neden oldu. Daha doğrusu, yerleşik Alevi kesimde sıkıntı yok. Sıkıntının ana sebebi, Gaziantep, Diyarbakır ve Mersin gibi illerden gelip burada Gezivari olaylar tertipleyerek halkı örgütleyen HDP ve CHP milletvekilleridir. Kahramanmaraş Valisi Mustafa Hakan Güvençer’in Sivricehüyük krizini iyi yönettiğine ve bölgede herhangi bir tatsızlığa müsaade etmeyeceğine inanıyoruz. Bölgenin stratejik konumu, güvenlik sorunu yoksa (ki devlet bunu sağlayacaktır)ve de tecrit edilmiş bir alan değilse, sıkıntı yok. Meseleyi sırf Alevi kesim karşı çıkıyor yaklaşımıyla ele alırsak yanılabiliriz. Orada hem devletin, hem Alevi vatandaşlarımızın ve hem de bölgeyi karıştırmaya çalışan kesimin çok dikkat etmesi gereken ince bir çizgi var. Temennimiz, hiç kimsenin o ince çizgiyi zedelememesidir. 

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle