Takva kavramı ve üç mertebesi
Modern dünyanın ve yaşanılan cahili hayatın gerçeklerinden habersiz, nasıl bir idare sistemi ile idare edildiğinin bilincinde olmayan, bununla birlikte; post üzerinde tesbih çeken, bolca nafile ibadet yapan bir Müslüman, İslam inancına göre takva sahibi sayılabilir mi? Ya da şöyle soralım: Yaşam biçimi olarak beşeri düzenleri onaylayan, onun hayat sistemine göre yaşantısını tanzim eden, bunun yanında tarikat ehli olup, namazlarını aksatmadan kılan, etliye-sütlüye karışmayan dindar bir müslümanın değerlendirilmesi nasıl olur? Suyu üfleyerek içen, gücü nispetinde helal-haram hudutlarına dikkat eden, sosyal ve siyasal alanda İslam’ın hükmetmesine karşı çıkan birisi, ne derece takva sahibidir?
İnsanların kalplerine nüfuz etme gibi bir amacımız yok. Kalplere hükmeden ve kişinin gerçek dünyasını kamil manada bilen sadece Allah Tebareke ve Teala’dır. Biz zahire bakar, ona göre yorum yaparız. Şurası da muhakkaktır ki; alnı secdeli bütün mü’minleri Müslüman olarak görür, hiç kimsenin iç dünyasına müdahale etmeyiz. Bununla birlikte bazı kıstasları belirtmede de fayda vardır. Biz elbisenin ölçülerini verelim, kimin bu elbise kalıplarına uyup uymadığını siz değerlendiriniz.
Kur’ani kavram olan takva, korunma ve sakınma anlamına gelmektedir. Allah’a karşı sorumluluk bilinci içerisinde, her türlü şirk, küfür ve günahlardan kendini korumanın adıdır, takva. Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılırken, yasaklarından da kaçınmak gerekiyor. Nelerden kendimizi koruyacağız? Takvanın zıddı şirk olduğuna göre, Müslüman öncelikle kendisini ve ailesini, Allah’a ortak koşma şirkinden ve batıla meyletmeden koruyacaktır. “Şirk ve putperestlik Mekke’de kaldı” diyerek, beşeri ideolojileri benimseme şirkini bunun dışında tutar ve kendimizi kavi müslüman zannedersek, yanılırız. Şirk ve putperestlik ölmedi, kıtalar dolaşıyor. Mekke döneminde Lat ve Menat putuna tabi olmak nasıl dinden çıkarıyorsa, aynı şekilde bugün de başka isimdeki put ve ideolojileri benimseme, onların ilkeleri doğrultusunda yaşama, kişiyi İslam dininden çıkarır ve başka bir dinin müntesibi kılar. Takvanın ilk şartı, tevhidin zıddı olan şirki ve bütün batıl yapıları inkar etmek ve İslam inancını benimsemektir. Katıksız ve saf İslam inancı, hiçbir ideoloji ve batıl ilkeleri onaylamayı kabul etmez. Hayatın inşasını İslami ilkelere göre belirlemeyi emreder. Kur’an, takva sahiplerini över:
“…Allah, takva sahiplerini sever.” (3/76)
“…Hiç kuşkusuz ki Allah, takva sahipleri ve ihsanda bulunanlarla beraberdir.” (16/128)
İnsanı hidayete erdirici, karanlıklardan aydınlığa, zulümden nura ulaştırıcı iki kaynak vardır. Kur’an ve sahih sünnet. Bunun dışındaki bütün yolların sonu hüsrana ve karanlığa ulaşır. Hiçbir ideoloji insanlığı huzur ve saadete ulaştıramaz. Huzur ve saadetin tek adresi İslam’dır.
Önemli olan iman ettikten sonra, iman ve salih amelde sebat etmek ve dosdoğru kalabilmektir. Emrolunduğumuz üzere dosdoğru kalabilmenin çaresi, Kur’an’ın ilkelerine göre yaşamaktır. Atalarının dinine tabii olanlar, gerçek muttaki mü’min olamazlar. İslam, taklidi imanı değil, tahkiki imanı onaylar.
Üstünlüğün ölçüsü, makam, rütbe, mal ve kapital değildir. “Arabın arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” Buyuran Rasulullah (s.a.v), üstünlüğün ırk ve soyda değil, Allah’a olan bağlılıkta yattığını vurgulamaktadır. Gerçekte öyle değil midir? Musalla taşına konduğunuz zaman, ne rütbenize, ne de makamınıza bakılmaktadır. “Er kişi ve hatun kişi” niyetine denir, o kadar.
“Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız” buyuran efendimiz, takvaya işaret etmektedir. Olgunlaşma ve kemalin yolu takvadan geçmektedir. Tasavvufta buna nefsi terbiye etme denir. Nefsi terbiye etmenin birinci maddesi, kalbimizi putlardan, tağutlardan arındırmaktır. Kalpteki putlar durduğu müddetçe, arınma gerçekleşmez.
Takvanın üç mertebesi olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi şirkten takvadır. Bu ne demektir? Allah’a, Allah’ın istediği şekilde iman ettikten sonra şirkten sakınmak ve takva yolunu benimsemek. Allah’ın Rububiyet ve Uluhiyet sıfatını kullara hasretmeyeceğiz. O, göklerin ilahı olduğu gibi, yerlerin ve bütün kainatın Rabbidir. “O’ndan başka ilah yoktur” derken, “asla başkasının ilahlığını onaylamayacağız” demiş oluyoruz.
Takvanın ikinci mertebesi, masiyetten takvadır. Büyük günahlardan sakınmak ve küçük günahları işlemede ısrar etmemek. İşlenen her günah, kalbe bir siyah leke olarak yansır. Israrı halinde, bu leke büyür ve büyük günahlara kapı aralar. Büyük günahlar ise kişiyi şirke kadar sürükleyebilir. Onun için şüpheli şeylerden uzak duracak ve helal-haram çizgisine azami derece dikkat edeceğiz.
Üçüncü mertebe masivadan takvadır. Kalbimizi Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak durmaya gayret edeceğiz.
•••
AK Parti’ye yönelik küresel destekli saldırı, iç ve dış boyutuyla devam ediyor. Arap Baharı ayaklanmaları hedefine ulaşabildi mi? Fas, Tunus, Libya, Mısır, Irak ve Suriye’de denenen ama hiç birisinde nihai amacına ulaşamayan hareketlerin eksiği nedir? Mısır’da meşru bir şekilde seçilen Muhammed Mursi ve halkına karşı cunta darbe yapmış, Mısır’da Arap Baharını sekteye uğratmıştır. Suriye’de yaşanan kaos ve katliamlar, başta AK Parti iktidarı olmak üzere bölge halkını tedirgin etmekte ve direniş ruhunu köreltmektedir. Ortadoğu’nun petrol, doğalgaz ve su kaynakları İsrail ve ABD’nin iştahını kabartmaktadır. Ayrıca İslam’a kucak açan bir bölge olması da Batı’yı tehdit etmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi’ni akıldan çıkarmamak lazım.
İçerden bakıldığında AK Parti ile Hizmet hareketinin kavgası gibi gözüken 17 Aralık operasyonu, aslında küresel güçlerin tezgahladığı bir oyundur. “Böl, parçala ve yut!” Bölge halklarını birbirine düşürmek, Müslümanı Müslüman’a kırdırmak suretiyle bir taşla iki kuş vurmak küresel güçlerin bilinen taktiğidir. Ortadoğu’da lider bir Türkiye istenmiyor. Hele hele Milli Görüş eksenine oturmuş, İsrail’i karşısına almış; ABD, BM ve NATO’ya rağmen bir şeyler yapmaya çalışan iktidara geçit verirler mi? Burada hem Hizmet hareketinin ve hem de AK Parti’nin çok ciddi bir nefis muhasebesine ihtiyacı vardır. Camia; siyasal hesapları bir tarafa bırakıp küresel güçlerin tetikçiliği gibi bir görev üstlenmişse bundan derhal vazgeçmeli ve hükümetin önünü açmalıdır. İktidar da projelerine devam etmeli, Ortadoğu’da yalnızlaştırılmak istendiğini görerek yeni stratejiler belirlemelidir.







