Suriye’de istikrar başka bir bahara mı kaldı?
Kahramanmaraş’ta geçen hafta yapılan Milli İttifak mitinginde konuşan milletvekili adayları, Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin tespitlerde bulunurken uluslar arası çözüm noktasından ziyade kırsalda siyaset yapan muhtarlar gibi konuşarak, bırakın Türkiye’yi yönetmeyi, bir kasabayı dahi yönetemeyeceklerini sergilemiş oldular. Neymiş efendim, “ülkelerindeki iç savaştan Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteciler bütün iş merkezlerinde çalışmak suretiyle Türkleri işsiz bırakmışlar, ahlaksızlık artmış, kültür çatışması başlamış.”
Yine yolu Kahramanmaraş’a düşen Kılıçdaroğlu da Suriyeliler hakkında çok absürt tespitlerde bulunarak, Türkiye’de emeklilerle Suriyeli mültecileri karşı karşıya getirmiştir. Çatıştırıcı tespit şuydu, bir mitingte konuşan Kılıçdaroğlu, “Ey emekli kardeşlerim, devlet sizlere vereceği zammı Suriyelilere vermektedir. Şimdi bu sözü alıp Almanya veya İngiltere’ye uyarlayın. Almanya’nın herhangi bir parti lideri kendi ülkesinde dese ki, ey emekçi kardeşlerim, devlet sizlerin hakkı olan zammı buradaki Türkiyeli mültecilere veriyor” dese, Almanya’da yer yerinden oynar ve o siyasetçiye ülkesini dar ederler. Kılıçdaroğlu bununla da kalmıyor ve ekliyor: “ben vergi uzmanıyım”, “emeklilere iki bayramda iki maaş ikramiye ödeyeceğim” ayrıca “Türkiye’deki Suriyelileri ülkelerine göndereceğim.”
Kahramanmaraş Çadır kent Konaklama Tesisinde Suriyeli mülteci kardeşlerimizi ziyaret ediyoruz. Küçük çadırlarda kalan, içinde Suriye kahvesiyle bizleri konuk eden, yüzündeki kader çizgileri, düşündürücü duruşu ve derinden nefeslediği tütününde şunları gözlemledim. Yaklaşık 3 yıla yakın bir zamandır sorunlarına yardımcı olduğumuzu, ama artık bu savaşın sona erdirilerek bir an evvel ülkelerine kavuşmak istediklerini... Aksi takdirde uzayan sürecin her iki tarafa da, istenmese de menfi yönlerinin olabileceğini hem hal diliyle hem de kal diliyle ifade ediyordu.
Tüm bunlar olurken, güya Suriye’de geçici bir yönetimi sağlamak üzere Cenevre I ve II Barış Konferansları yapıldı. Cenevre Konferansının amacı, geçici bir yönetim oluşturmak, terörist ve aşırılık yanlılarının tasfiyesi; kimyasal silah kullanımını önlemek; Sünni, Şii ya da Alevi değil tüm Suriyelilerin onayını alan bir hükümeti desteklemek. İyi de terörist grupları, işgal alanını genişletmek için o bölgeye gönderen ABD değil mi? Konuyu biraz daha açayım, yazımın sonunda bu noktaya yeniden dönerim.
Bu konferansta Esad rejimi anayasal, kanuni ve meşru sorumluluk noktasında güvenliğin tesis
edilmesinden birinci derecede kendisinin sorumlu olduğunu savundu. Peki başka ne istedi eli kanlı zalim adam? Suriye’nin bağımsızlığı için savaşan silahlı örgütlere lojistik destek veren ülkelerin desteklerini çekmesini, Suriye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü sağlayacak, bunun için de toplumun tüm katmanlarının temsil edileceği genişletilmiş bir hükümetin tesisini istedi. Peki ABD, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ile Rusya ne öngördü? Elbette SMDK’nın nihai hedefi rejimi kökten değiştirmek. Dolayısıyla geçiş yönetiminde dahi Esad ve ekibinin asla yönetimde olması istenmiyor.
BM Genel Kurulu’nda tek taraflı kararlarla Esad rejiminin suçlanmasından rahatsızlık duyan Rusya, yeni bir küresel statü ile uluslar arası hukuk talep etmektedir. Fakat her halükarda Esad ve arkadaşlarının yönetimin devam etmesinden yana olan Rusya’nın önerdiği formüle ABD’nin ve BM’nin sıcak bakma ihtimali çok zayıf. Zira Rusya, işlenen hukuk ihlallerinin cezasız kalmamasını isterken, başta ABD olmak üzere Türkiye’nin de yargı önüne çıkmasını talep etmiş oluyor. Uzun süredir dünyanın jandarmalığını yapan küresel tağut ABD, dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun Amerikan liderliği ve BM yapısı altında yaşamlarını sürdürmelerinden yana olduklarını deklare ediyor. ABD diyor ki, “patron benim, ben ne dersem o olur!”
Bu manifestoya saygılı olmayanları ekonomik ve siyasal yaptırım uygulayarak cezalandırılacağını ifade eden ABD, aslında hem kendisini ve hem de müttefiklerini yargı önüne atmak istemiyor. Suriye savaşında ABD’nin çıkarlarını daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. IŞİD’le mücadele stratejisi adı altında Sünni Arapların, Irak’ın ve Suriye’nin kuzey bölgelerindeki alanların işgalini kapsayacak bir süreci başlatan ABD Ortadoğu’nun bölünmesine yol açacak, Suriye sorununun gerçek sebebinin, Esad rejiminin politikaları ve uluslararası toplumun Suriye konusundaki tereddütlerinin sonucu olduğu, dolayısıyla esas mücadelenin Esad rejimine karşı yapılması gerektiğini söyleyerek, Suriye rejimi ile mücadelede, Türkiye’nin önerdiği, “güvenli bölge, uçuşa yasak bölge, eğit-donat” projesine destek verdi.
Cenevre Konferansı, tarafların diplomasi üzerinden yürüttükleri laf kalabalığından başka bir şey değildir. Sonuca baktığımızda fasa fiso demekten kendimizi alamıyoruz. Önerilen projeler, Suriye’nin genelinde sabit kalan dengeyi değiştirmiyor, çünkü iç savaşın tüm tarafları dış desteğe dayanıyor. Dış desteğe dayanan yeni askeri çabalar, çatışmaları daha da şiddetlendiriyor, zaten uzamış bulunan savaşı daha da uzatıyor ve daha kanlı hale getiriyor. Olan ise, çadır kentlerde ezik bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışan zavallı Suriyeliler ile içerde Esad rejimiyle kıyasıya mücadele eden muhalif guruplara oluyor. Savaş sonrası Suriye pastasından pay kapmanın hesabını yapan ülkeler, bu trajediye biraz da bu cepheden baksalar ne kadar iyi olacak.
Haşiye: 17 Aralık soruşturmasını yürütürken önce dosyadan el çektirilen, sonra görevden uzaklaştırılan, ardından da önceki gün mesleğin şeref ve onurunu bozma suçlamasıyla (3 savcıyla birlikte) meslekten el çektirilen paralel savcısı Celal Kara, Cumhuriyet Gazetesine konuşarak, iktidarı ve kendisini yargılayan hakimleri tehdit etti. İşte söyledikleri: Menderes, anayasayı ihlalden mahkûm olmuştu. Bunların yaptığı onun yaptıklarını fersah fersah aştı. Bizimle ilgili kararı veren hâkimler de, bu karar için baskı yapan iktidarla birlikte anayasayı ilga suçundan yargılanacak. Dik dursunlar. Buna alet olmasınlar.”
Kara’nın Ebru Gündeş ve İranlı eşi Sarraf’la ilgili yürüttüğü yolsuzluk ve rüşvet konusuna girmek istemem, çünkü alanım değil. Ancak Cumhuriyet Gazetesine verdiği demeçte, eğer şu sözler kendisine aitse, haddini aşmıştır. Diyor ki Kara: “Tarafsızlık yeminini çiğneyip meydanlarda partin lehine
açıkça miting yapıyorsun. Bu da anayasa ihlali.” Tayyip Bey için söylüyor bunu. Örtülü ifadelerle kendisini yargılatan iradenin mevcut iktidar ve şu anki Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey olduğunu beyan etmekten kaçınmamış. Haydi hayırlısı bakalım.







