Suriye ve Mısır konusuna nerden bakmalı?
Geçen haftaki yazımda Hizb’ut Tahrir’den bahsetmiş ve Mısır lehine pankart açarak, “Kahrolsun Sisi ve demokrasi, geliyor hilafet!” sözünü iktibas ederek, eleştiride bulunmuştum. Yazımda anlatılmak istenenler gayet açık olmasına rağmen bir kısım okuyucularımdan eleştiri aldım. Demokrasiyi savunup hilafet isteyenleri dışlayıcı bir üslup kullandığımı ifade eden okuyucularım, dünya gerçeklerini ve konjöktürü iyi okuyabilselerdi, Müslümanların sığınak olarak kullandıkları bir metoda saldırmazlar, orada anlatılmak istenenleri anlamaya çalışırlardı. Mesele kitleleri coşturmaksa, ben de biliyorum Kur’an’daki cihad ile ilgili ayetleri sıralamayı, tağuta balta sallamayı, ayağı yere basmayan sloganları kullanmayı…
Hizb’ut Tahrir ile ilgili kendi görüşümü belirtmedim. Onun hareket metoduna saldırmadım. Buna rağmen ona saldırmışım gibi savunmaya geçenleri anlamakta zorlanıyorum. Değerli okuyucu, ben sadece; açılan pankarttaki söylenen sözün yeri ve zamanı olmadığına dikkat çektim. Söylemediğim şeyle beni yargılamaya çalışırsan, inandığın değerlerle çelişirsin.
Bir Müslüman siyasi meselelere duygularıyla yaklaşıyorsa yanılabilir, dolayısıyla sağlıklı sonuca ulaşamaz. Kur’an’dan aldığımız ilhamla, çağın gerçeklerini iyi okuyarak akılla meseleye yaklaşırsak birbirimizi ve olayları daha iyi anlayabiliriz. Bu işler “akılla olmaz!” diyorsanız, o zaman “akletmez misiniz, düşünmez misiniz?” buyuran Allah’ın ayetlerini nereye koyacağız?
Şuurlu ve duyarlı bir Müslüman dünyadaki bütün hadiselere bakar, yapması gerekirken yapmadığı işlerin muhasebesiyle meşgul olur, bugününü dünden daha iyi kılmaya çalışır. Duran bir saat gibi hep aynı şeyleri nakarat etmek, söylemden eyleme geçememek bizim şiarımız olamaz.
Şu anda dünya ölçeğinde en elzem durumda olan iki ülkede Müslümanların kanı akıtılıyor: Birisi Suriye, diğeri Mısır. Peki Mısır ve Suriye konusuna yaklaşımımız nasıldır? Siyasilerimiz bu meselelere nasıl bakıyorlar? İktidarın dış politikası, iki ülkeye yönelik doğru tespit yapabiliyor mu? Türk halkının gündemine bu iki ülkenin sorunu tam olarak oturmuş mudur? Siyasilerimizin, medyanın ve bütün basın-yayın organlarının gündemini oluşturan bu meselede tam bir mutabakat sağlanmış mıdır? Neden bir kısmımız muhalifleri savunurken diğerleri mevcut iktidardan yana tavır sergiliyor? Mesela Türkiye, Suriye meselesinde muhaliflerin safında yer alırken ve mültecilere topraklarını açarken, komşu Müslüman ülke İran, neden Esed tarafında safını belirlemektedir. Türkiye Mısır’daki militarist darbeye alkış tutanları kınarken, aynı İran darbecilerle hareket etmektedir.
Acaba diyorum beslendiğimiz havzalar mı bizi yanıltıyor da bir algılama hatası yapıyoruz? Yoksa işimize, çıkarlarımıza ve yaslandığımız değerlere aykırı bulduğumuz için mi farklı düşünüyoruz? Kartel medyasının laikperest silahşörlerinin yayın politikası gereği savrulduklarını, yamulduklarını ve bu yüzden Batılın safında yer aldıklarını anlarım. Lakin Müslümanların tutumunu anlamakta zorlanıyorum.
Rusya, Çin ve İran’ın muhaliflere düşmanlığı haber kaynaklarından değil, çıkara dayanan bir hesaplaşmadan kaynaklanmaktadır. Hiç kimse beni, İran’ın Suriye’deki muhaliflerin Amerika’ya çalıştıklarından dolayı Esed’e destek verdiği hikayesine inandıramaz. Büyük zorba devletler, aldıkları istihbarata göre politika belirlemezler. Aldıkları politikaya uygun haber yaptırırlar. Mesela bu işin babası ABD’dir. Şimdi bir taşla iki kuşu vurmanın hesaplarını yapan Amerika Suriye’ye vurma hesapları yapıp zamandan kazanmaya çalışırken, Mısır meselesini unutturmaya çalışmaktadır. Dünyanın jandarmalığına soyunan büyük zorba güç Amerika’dan kurtulmadıkça Müslüman ülkeler rahat nefes alamaz. Irak’ta o kadar insanı katleden Amerika’nın Suriye’de ölenler çok da umurunda değil. Onun hesabı tamamen İsrail’in ve kendisinin çıkar hesapları üzerine kuruludur.
Ortadoğu’da filizlenen İslami hareketlerin diğer coğrafyaya sıçramasını ve yayılmasını kendi iktidarları için bir tehdit unsuru olarak gören bilumum küfür odakları, ne Mısır’da İhvan öncülüğündeki bir harekete sıcak bakarlar, ne de Suriye’de bir Sünni oluşuma geçit verirler. Herkesin hesabı, devrilecek iktidardan sonraki oluşumda pay sahibi olmak. Hal böyle olunca da sağlıklı bir yapıya kavuşmak, Suriye ve Mısır’da, en azından yakın vadede mümkün görünmüyor.
Her iki ülkede ortak nokta, zorba yöneticilere karşı başlatılan halk ayaklanması ve isyandır. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede bir dönüşüm muhakkaktır. Hüsnü Mübarek firavunun 30 yıllık tağuti iktidarını deviren bu halk, militarizme geçit vermez.
Mısır, tarihi geçmişi, nüfusu, askeri gücü ve stratejik coğrafi konumu ile Ortadoğu ve Arap dünyasında siyasi nüfuz bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple Mısır meselesini sahiplenmeli ve Mısır’da dalga dalga yayılan İhvan hareketine destek vermeliyiz. Yaşanan ayaklanmaları ister demokrasiye doğru gidiş olarak yorumlayın, isterse İslam’a..Yönetim tekniği olarak görüyorsanız eğer, içeriğini sizin doldurmanız şartıyla demokraside sıkıntı yok. Zorba yönetimlerden çok çok iyidir.
Tarih sayfasında Suriye’nin en büyük meselelerinden biri olan; 1967 Arap-İsrail Savaşları’ndan beri İsrail işgali altında olan Golan Tepeleri’dir. 2008 yılı içerisinde başlayan ve yılın sonlarına doğru Türkiye’nin arabulucu sıfatıyla sürdürülen Suriye-İsrail Görüşmeleri, Aralık 2008 tarihiyle kesintiye uğramıştır. İsrail’in Gazze Şeridi’nde orantısız güç kullanarak yaptığı 22 günlük askeri harekât sebebiyle; sadece Suriye-İsrail ilişkileri değil, Türkiye-İsrail ilişkileri de zarar görmüştü.
Arap Baharı öncesi Suriye ile Türkiye’nin arası çok iyi iken savaş sonrası buharlaştı ve şimdilerde iki ülke adeta birbirine düşman oldu. Acaba ana sebep sadece muhaliflerin öldürülmesi mi? Başka sebepler olabilir mi? Veya 22 Haziran 2012 günü Phantom tipi Türk savaş uçağının düşürülmesi mi? Hatay ve su meselesi çözüldü mü? Tüm dünyaya kulak tıkayan zalim Esed’le neyi çözeceksiniz?
Temennim o ki, Arap topraklarında başlatılan halk ayaklanmalarının barışa ve istikrara katkı sağlayarak halkların özgürlüğe kavuşmalarıdır. Bir İslam birlikteliği, paktı olmadan bunun gerçekleşmesi de muhaldir.
Hizb’ut Tahrir ile ilgili kendi görüşümü belirtmedim. Onun hareket metoduna saldırmadım. Buna rağmen ona saldırmışım gibi savunmaya geçenleri anlamakta zorlanıyorum. Değerli okuyucu, ben sadece; açılan pankarttaki söylenen sözün yeri ve zamanı olmadığına dikkat çektim. Söylemediğim şeyle beni yargılamaya çalışırsan, inandığın değerlerle çelişirsin.
Bir Müslüman siyasi meselelere duygularıyla yaklaşıyorsa yanılabilir, dolayısıyla sağlıklı sonuca ulaşamaz. Kur’an’dan aldığımız ilhamla, çağın gerçeklerini iyi okuyarak akılla meseleye yaklaşırsak birbirimizi ve olayları daha iyi anlayabiliriz. Bu işler “akılla olmaz!” diyorsanız, o zaman “akletmez misiniz, düşünmez misiniz?” buyuran Allah’ın ayetlerini nereye koyacağız?
Şuurlu ve duyarlı bir Müslüman dünyadaki bütün hadiselere bakar, yapması gerekirken yapmadığı işlerin muhasebesiyle meşgul olur, bugününü dünden daha iyi kılmaya çalışır. Duran bir saat gibi hep aynı şeyleri nakarat etmek, söylemden eyleme geçememek bizim şiarımız olamaz.
Şu anda dünya ölçeğinde en elzem durumda olan iki ülkede Müslümanların kanı akıtılıyor: Birisi Suriye, diğeri Mısır. Peki Mısır ve Suriye konusuna yaklaşımımız nasıldır? Siyasilerimiz bu meselelere nasıl bakıyorlar? İktidarın dış politikası, iki ülkeye yönelik doğru tespit yapabiliyor mu? Türk halkının gündemine bu iki ülkenin sorunu tam olarak oturmuş mudur? Siyasilerimizin, medyanın ve bütün basın-yayın organlarının gündemini oluşturan bu meselede tam bir mutabakat sağlanmış mıdır? Neden bir kısmımız muhalifleri savunurken diğerleri mevcut iktidardan yana tavır sergiliyor? Mesela Türkiye, Suriye meselesinde muhaliflerin safında yer alırken ve mültecilere topraklarını açarken, komşu Müslüman ülke İran, neden Esed tarafında safını belirlemektedir. Türkiye Mısır’daki militarist darbeye alkış tutanları kınarken, aynı İran darbecilerle hareket etmektedir.
Acaba diyorum beslendiğimiz havzalar mı bizi yanıltıyor da bir algılama hatası yapıyoruz? Yoksa işimize, çıkarlarımıza ve yaslandığımız değerlere aykırı bulduğumuz için mi farklı düşünüyoruz? Kartel medyasının laikperest silahşörlerinin yayın politikası gereği savrulduklarını, yamulduklarını ve bu yüzden Batılın safında yer aldıklarını anlarım. Lakin Müslümanların tutumunu anlamakta zorlanıyorum.
Rusya, Çin ve İran’ın muhaliflere düşmanlığı haber kaynaklarından değil, çıkara dayanan bir hesaplaşmadan kaynaklanmaktadır. Hiç kimse beni, İran’ın Suriye’deki muhaliflerin Amerika’ya çalıştıklarından dolayı Esed’e destek verdiği hikayesine inandıramaz. Büyük zorba devletler, aldıkları istihbarata göre politika belirlemezler. Aldıkları politikaya uygun haber yaptırırlar. Mesela bu işin babası ABD’dir. Şimdi bir taşla iki kuşu vurmanın hesaplarını yapan Amerika Suriye’ye vurma hesapları yapıp zamandan kazanmaya çalışırken, Mısır meselesini unutturmaya çalışmaktadır. Dünyanın jandarmalığına soyunan büyük zorba güç Amerika’dan kurtulmadıkça Müslüman ülkeler rahat nefes alamaz. Irak’ta o kadar insanı katleden Amerika’nın Suriye’de ölenler çok da umurunda değil. Onun hesabı tamamen İsrail’in ve kendisinin çıkar hesapları üzerine kuruludur.
Ortadoğu’da filizlenen İslami hareketlerin diğer coğrafyaya sıçramasını ve yayılmasını kendi iktidarları için bir tehdit unsuru olarak gören bilumum küfür odakları, ne Mısır’da İhvan öncülüğündeki bir harekete sıcak bakarlar, ne de Suriye’de bir Sünni oluşuma geçit verirler. Herkesin hesabı, devrilecek iktidardan sonraki oluşumda pay sahibi olmak. Hal böyle olunca da sağlıklı bir yapıya kavuşmak, Suriye ve Mısır’da, en azından yakın vadede mümkün görünmüyor.
Her iki ülkede ortak nokta, zorba yöneticilere karşı başlatılan halk ayaklanması ve isyandır. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede bir dönüşüm muhakkaktır. Hüsnü Mübarek firavunun 30 yıllık tağuti iktidarını deviren bu halk, militarizme geçit vermez.
Mısır, tarihi geçmişi, nüfusu, askeri gücü ve stratejik coğrafi konumu ile Ortadoğu ve Arap dünyasında siyasi nüfuz bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple Mısır meselesini sahiplenmeli ve Mısır’da dalga dalga yayılan İhvan hareketine destek vermeliyiz. Yaşanan ayaklanmaları ister demokrasiye doğru gidiş olarak yorumlayın, isterse İslam’a..Yönetim tekniği olarak görüyorsanız eğer, içeriğini sizin doldurmanız şartıyla demokraside sıkıntı yok. Zorba yönetimlerden çok çok iyidir.
Tarih sayfasında Suriye’nin en büyük meselelerinden biri olan; 1967 Arap-İsrail Savaşları’ndan beri İsrail işgali altında olan Golan Tepeleri’dir. 2008 yılı içerisinde başlayan ve yılın sonlarına doğru Türkiye’nin arabulucu sıfatıyla sürdürülen Suriye-İsrail Görüşmeleri, Aralık 2008 tarihiyle kesintiye uğramıştır. İsrail’in Gazze Şeridi’nde orantısız güç kullanarak yaptığı 22 günlük askeri harekât sebebiyle; sadece Suriye-İsrail ilişkileri değil, Türkiye-İsrail ilişkileri de zarar görmüştü.
Arap Baharı öncesi Suriye ile Türkiye’nin arası çok iyi iken savaş sonrası buharlaştı ve şimdilerde iki ülke adeta birbirine düşman oldu. Acaba ana sebep sadece muhaliflerin öldürülmesi mi? Başka sebepler olabilir mi? Veya 22 Haziran 2012 günü Phantom tipi Türk savaş uçağının düşürülmesi mi? Hatay ve su meselesi çözüldü mü? Tüm dünyaya kulak tıkayan zalim Esed’le neyi çözeceksiniz?
Temennim o ki, Arap topraklarında başlatılan halk ayaklanmalarının barışa ve istikrara katkı sağlayarak halkların özgürlüğe kavuşmalarıdır. Bir İslam birlikteliği, paktı olmadan bunun gerçekleşmesi de muhaldir.







