--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Suriye ve güvenli bölge

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
7

Başkan Erdoğan’ın BM’de tarif ettiği Suriye’de kurulması öngörülen güvenli bölgenin planı nasıl? ABD, Başkan Erdoğan’ın talebine nasıl bakıyor? Güvenli bölge için tanınan süre doldu sayılır. ABD, Türkiye’nin taleplerine olumlu bakmadığı takdirde kendi göbeğimizi kendimiz kesecek miyiz? 

CHP tarafından uluslararası düzeyde düzenlenen “Suriye’de Barışa Açılan Kapı - Uluslararası Suriye Konferansı”nın Güvenli Bölge meselesine katkısı ne olacak? Tüm bu suallerin cevapları sağlıklı bir şekilde irdelenirse, Suriye ve güvenli bölge meselesi daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’nun “Ankara ile Şam arasındaki yolun barışa giden en kestirme yol olduğunu ve Suriye’nin geleceğine ancak Suriye halkının karar verebileceğini” deklare etmesi, iktidarı Şam rejimiyle uzlaşıya davet içeren bir yaklaşımdır.

Benim anladığım kadarıyla, Türkiye’nin önerdiği 480 kilometrelik hatta yayılan güvenli bölge, 3 milyona yakın Suriyelinin yerleşebileceği bir alana karşılık geliyor. Kobani’den Derik’e kadar olan bölgeye 1 milyon kişi yerleştirilecek. Tel Abyad ile Rasulayn arasında 3 bölgede 63 köy oluşturularak ve buraya 405 bin kişi yerleştirilecek.

Şimdi gelelim bunların arka planının değerlendirmesine…2254 no’lu karar,  Suriye ile muhaliflerin 30 Ocak 2018’de Soçi’de Ulusal Diyalog Kongresi’nde Anayasa Komitesinin kurulmasını esas alıyor.
Buna göre Suriye Anayasa Komitesinin en temel hedefi, 2011’den beri devam eden Suriye iç savaşını sonlandırmaktır. Türkiye, İran ve Rusya bunun gerçekleşmesi için mücadele ediyor.

Yeni anayasanın yapılması ve iç savaşın sürdüğü ülkede sivil hedeflerin vurulmaması hedefleniyor. Taraflar müzakere için toplanılmasını ve uluslararası kurumların gözetiminde temiz ve adil seçimlerin yapılmasını istiyor.

Bu meselenin çözümü; Türkiye, Rusya ve İran’ın görüş ve önerileri doğrultusunda çözülebilir. Halkın Koruma Birimlerini temsil etse de (YPG), Kuzey ve Doğu Suriye’deki siyasi parti ve örgütler olarak Suriye’de siyasi çözümden yana asla söz sahibi yapılmamalıdır. YPG’nin Suriye anayasanın formüle edilmesi ve yazılması çalışmalarından uzak tutulması, tarafların ve Suriye’nin menfaatinedir. İstedikleri kadar YPG, saf dışı edilirse, “bu yaklaşım Suriye krizini derinleştirecektir” denilsin, fark etmez. Tabi bizim taleplerimiz bu doğrultuda ancak ABD, hâlâ yasa dışı terör örgütü YPG’yi silahlandırmaya ve uluslararası zeminde korumaya çalışıyor. ABD, Irak ve Suriye’de yirmi ilâ otuz bin kadar IŞİD gerillası olabileceğini savunuyor. Fırat’ın Doğusundan Akdeniz’e kadar Kürt tabanlı terör devleti inşa fikrinden zerre taviz vermiyor. Bu bağlamda Türkiye’nin Orta Doğu’nun şekillenmesinde etkin rol almasından son derece rahatsız. Suriye’nin kuzeyinde konuşlandırılacak terör devletinin önündeki en büyük engel, Türkiye’dir. Rusya ise Türkiye’nin kafasındaki plana tam olarak destek vermese de sahayı ABD’ye kaptırmamayı hedefliyor. Rusya, Kürtlere kültürel özerklik verilmesini, ancak Kürtlerin dış politika, savunma, güvenlik ve enerji alanlarında Şam rejimine tam bağımlılığını  talep ediyor. Bunun anlamı şu: PYD’nin diğer ülkelerle Şam’dan bağımsız ilişkiler geliştirememesi ve ordu-polis teşkilatının bulunmaması, hepsinden önemlisi, silah anlaşmaları ile doğalgaz ve petrol anlaşmaları imzalayamamasını savunuyor. Rusya ile ortak noktamız şu: Biz nasıl ki ABD’yi Fırat’ın doğusu ile Irak arasında terör koridoru kurmakla nitelendiriyorsak Rusya da aynen öyle düşünüyor. 

Rusya’dan ayrı düştüğümüz husus ise Türkiye, NATO’nun bir müttefiki olarak terör örgütü olarak tanıdığı Marksist PKK/PYD/YPG gibi terör örgütlerini Washington’un tercih etmesini, asla onaylamıyor. Başkan Erdoğan “Suriye’nin istikbali için en büyük tehdit kaynağının PKK ve onun uzantısı olan YPG/PYD olduğunu her fırsatta dillendiriyor.

Suriye’deki PKK/PYD varlığı devam ettikçe ne Suriye ne de bölgemizde huzura kavuşmamızın imkansız olduğunu ifade eden Erdoğan’a, sonuna kadar destek veriyoruz. Suriye sınırı boyunca hiçbir terör koridoru oluşumuna rıza gösterilmemelidir. Artık zamanı geldi ve geçiyor. Türkiye’nin hem sınırlarındaki terör koridorunu parçalaması ve hem de mültecileri güvenli bölgeye yerleştirmesi zamanı gelmiştir.

Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerine yoğunlaşmamız kaçınılmazdır. Fırat’ın doğusundaki barış koridoru ve güvenli bölge mülteciler için de korunaklı bir liman olacaktır. Güvenli bölge yerleşimine bir an önce başlanmalıdır. Şahsen bendeniz PYD konusunda ABD ile uzlaşacağımız kanaatinde değilim. Bu nedenle Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyi ve Fırat’ın doğusu ile ilgili olarak ABD ile güvenli bölge pazarlığını sonlandırması ve Adana Mutabakatına yönelmesi, faydamıza olacaktır diye düşünüyorum. Ancak görebildiğim kadarıyla Erdoğan, Esad ile diyalog zeminine pek yanaşmamakla birlikte Putin’i de dışlamadan bu zemine mesafeli duruyor. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle