--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Sosyoloji ateizmin ilmihalidir”

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

“Konanlar göçüyor, bu dünya bir handır. Yüküne bak dostum; namus mudur, ar mıdır?”
Siyasi ve felsefi temelleri olan dünyevileşme hareketi, özü itibarıyla bir yaşam biçimi öngördüğü için ahlaki olabilir ama, dini dışladığı için her alanda dinden bağımsız hareket etmek durumundadır. Bu da kendisini seküler yapmaktadır. İslam’ı kendilerine bir yaşam biçimi olarak görmeyenler için dünyevileşme kaçınılmazdır. Hangi dine iman ederse etsin, isterse ateist olsun, herkesin bir şekilde dünyevileşme sokağına sapma ihtimali vardır.
Dünyevileşme; dinin, felsefenin, siyasetin ve sosyolojinin ortak alanına giren bir kavramdır. Dünyevileşmenin esas gayesi, dinin toplumsal hayattan iradi ve gayri iradi olarak tecrit edilmesidir. Yani kişinin kendisini Allah’tan bağımsız algılaması ve öz benliğine yabancılaşması, dünyevileşmenin en temel ilkesidir. İnanç ve ameller ilahi öğretilerden dünyevi ilkelere yöneldiğinde sapma başlar.
Kişinin hayatını ilahi referanslar tanzim etmediği takdirde özde yabancılaşma, batıla sapma ve hakikatten uzaklaşma kaçınılmazdır. Özünde Allah’ı birlemeyen, O’nun varlığını gerçek manada algılamayan insanın doğruyu ve huzuru yakalayabilme imkanı sıfırdır. Dünya hayatını ademoğluna anlamlı kıldıran ve bu manada da ahreti önceleyen İslam’dır. Dolayısıyla dinin, bir Allah’a göre, bir de insana göre tanımı vardır. Eğer insan, dini, Allah’ın istediği şekilde algılarsa hakikatle buluşması mümkündür. Tarihe baktığımızda sosyal bir olgu gibi duruş sergileyen antropolojik dinler (kabile dini-putperestlik, özü itibarıyla ilahi fakat bozulmuş din) insanlığa huzur getirmemiş, bilakis dünyevileşmenin çarkları arasında dejenere olup yıkılmışlardır.
Vahiy kaynaklı hiçbir din, dini olanla, dini olmayan ayrımına gitmez. İslam, hem dindir, hem dünyadır. Dünya Allah’ın eseri olduğuna göre, bu esere Allah’tan bağımsız şekil vermeye çalışmak, abesle iştigaldir. Abesle iştigalin başladığı yerde dünyevileşme başlar.
Modernleşme, dinin sosyal hayattan ve bireyin iç dünyasından dışlanmasını sağlamış, insanlığı çıkmaz sokaklara sürüklemiştir. Bu yüzden insanlık huzursuzluğun girdabına kapılmıştır. İnsana, doğruluğu, dürüstlüğü, ahlakı ve erdemli olmayı telkin eden dindir. Batı’nın sosyoloji, tarih ve psikolojisi insanı ve eşyayı merkeze almakta, manevi dinamikleri dışlamaktadır. Eşyanın insana hükmettiği bir zaman dilimini yaşıyoruz. Olayların arka planına bakmadan olduğu gibi analiz etmek, sosyolojinin konusu olabilir ama, vahiy kaynaklı bir dinin asla olamaz. “Sosyoloji ateizmin ilmihalidir-kitabıdır” diyen sosyolog, doğru bir tespit yapmıştır. Aynen öyle, eşyaya nasıl bakıyorsanız, öylece tüketirsiniz. Tofaş marka gariban araçlara binerken, aracın arkasına “Huzur İslam’da” yazan mütedeyyin-dindar Müslüman, 4x4 son model jeeplere bindiğinde modernleşti ya, artık “Huzur İslam’da” demiyor. Ya da ne bileyim, erkek eli sıkmayan örtülü bayan, şimdilerde kafelerde geyik muhabbeti yapıyor. Dönüşüm parametresi negatif yönde geliştiğinde, ayaklar toprağın üstünde kayıp gidiyor… Tabii hayat da..
Allah’ın egemenliğinden kurtularak; özgürleşmek adına modernleşen, modernleştikçe eşyanın egemenliğine teslim olan insan, acaba nelerini kaybetmektedir? Sadece özünü mü?
Dinden uzaklaşmakla terakkiden de uzaklaşılır mı? Hayır. Veya din, terakkiye mani mi? Değil elbet. Sadece dinden uzaklaşmakla ilerleme sekteye uğramaz. Öyle olsaydı Batı’nın teknolojik olarak çökmesi ve bu seviyeye gelmemesi gerekirdi. Batı’da kilisenin çok bir fonksiyonu yoktur. Batı, bilim ve düşünceyi anlamlı kılarak bu düşüncelerini müessese haline getirmişlerdir. Burada sorgulanması gereken şey, din değil zihniyettir. Bir zihniyet kayması varsa, bilim ve düşünce asimile olmuşsa, dinin doğru bir şekilde algılanması zorlaşır. O yüzden Müslümanlar dini de dünyayı da doğru okuyamıyor ve algılayamıyor. İşte bu noktada din ve dünya ayrımına gittiğiniz zaman sekülerleşme başlıyor. Sekülerleşmenin başladığı bir yerde dünyayı kavramak imkansızdır.
Biz dünyevileşmenin neresindeyiz? Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar dünyevileşmenin tam ortasındadırlar. Gazali’nin ifadesiyle “ahrettekilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirini yiyor.”
Dünyevi malları sevip ölümden korkanlar, selin önündeki çöp gibi olurlar. Seküler dalga tehlikelidir. Dünyevileşmenin en tehlikeli boyutu, dinin bireysel hayata indirgenip sosyal ve siyasal hayattan dışlanmasıdır. İbn-i Haldun der ki; “Mağluplar, galipleri taklit ederler.” Eziklik duygusuna kapılarak komplekse düşen Müslümanlar, şimdi bu durumu yaşıyorlar.
 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle