Siyaset tanrıları, Trump ve yeni Türkiye
Yeni Türkiye’den önce sistem Amerika’ya göbeğinden bağlıyken, yerli müstekbirler uluslararası siyaset tanrılarının emrindeydi. Merhum Erbakan Hoca siyasete ve dünya Müslümanlarına yeni vizyon kazandırdı. Bu vizyon, siyasette İslami düşünceye sahip olma ve iktidarı dönüştürme yönünde hızla ilerledi. Ömrünü siyonizmle mücadeleye adayan Erbakan, hedefindeki İslami devletin kurulmasını göremedi. Hatta güçlü bir iktidar da nasip olmadı kendisine. 28 Şubat’ın ise en büyük mağduru yine Erbakan ve inananlardır. Erbakan’ın açtığı çığır ve havzasından beslenenler, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm siyasiler, ellerine geçirdikleri iktidar nimetini kullanmasını çok iyi başardılar. Amerika ekseninde kurulan Ak Parti, halk tabanını güçlendirince eksen kayması yaparak, Batı’dan Doğu’ya yöneldi. Türkiye’de siyaset tanrılarının defterini düren Reis, onları bir daha sahneye çıkarmamak üzere tarihin çöplüğüne atıverdi. Erdoğan şimdi, uluslararası siyaset tanrılarıyla boğuşuyor. Amerika’nın başını çektiği şer şebekesinin tek amacı Erdoğan’ı Ortadoğu’dan uzaklaştırmak. Erdoğan ise inadına Irak’a, Suriye’ye ve Musul’a girerek, hem Misak-ı Milli sınırlarını genişletip Osmanlı’nın topraklarını geri almak istiyor ve hem de bu coğrafyada söz sahibi olmak. Allah yar ve yardımcısı olsun, işi kolay değil.
Obama dönemi bitti. Şimdi ihtiyar Trump dönemi başladı. Obama’nın döneminde Müslümanların yüzü gülmedi. Suriye’de ölen milyonlarca çocuğun ve kadınların ahı Obama’ya yeter. Suriye katliamında Amerika’nın olduğu kadar İran’ın da elleri kanlıdır. Öyle görünüyor ki D. Trump’la birlikte ABD’nin dış politikasında küresel egemen güç olarak varlığını sürdürme temel stratejik hedefi değişmeyecektir.
Ancak ABD, ekonomik ve siyasi alanda Çin, Rusya ve diğer gelişen ekonomiler karşısında mevzî kaybediyor ve konumu gün geçtikçe daha da sarsılıyor. Bize göre bu, kısa vadede olmasa da uzun vadede Amerika’nın çöküşünün ayak sesleridir. Şimdi Trump’ın elindeki en büyük miras H. Clinton’ın başrolünü oynadığı savaşlar dizisidir. Göreceğiz yeni zalim Trump, Rusya ve Çin’e karşı nasıl bir politika izleyecek! Suriye ve göçmenler konusunda ne yapacak? Rusya’nın doğalgaz liderliği, Doğu Akdeniz enerji koridorundaki yerini perçinlemesinden geçiyor. Rusya’nın Suriye içerisinde güya iç savaşa siyasal çözüm üretme adına duruyor olması, Amerika ile İsrail’in işine yarar, yarıyor da. Siyonist İsrail’in bölgede gücünü pekiştirmesi ve Filistin sorununa nasıl bir katkı sağlayacağı merak konusu.
H. Kissinger, “2022’de İsrail olmayacak” demişti. Neye göre söylemişti, niçin söylemişti? Ortadoğu’ya hazırlık raporunda Çin’in, İslami uyanış, radikalizm ve Filistin yanlısı kuvvetlerin yükselişi, akabinde İsrail’in ayakta kalamayacağını söylüyorlar. Reis Erdoğan’ın Ortadoğu’da yürüttüğü proje gerçekleşirse İsrail’in işi zor. Amerika halkı İsrail’e destek verilmesinden rahatsız. Bu nedenler önümüzdeki yıllarda İsrail’in de işi zor. Bu Siyonist ülke yarım asırdır Batı Yaka ve Gazze Şeridi’ni işgal etmektedir. Bu noktada şimdiye kadar ABD’den destek alan İsrail’in Trump döneminde bu desteği alabilmesine kuşku ile bakılıyor. 2015’te Filistin ve İsrail meselesine karşı nötr davranacağını söyleyen Trump acaba bu sözünde durur mu? Acaba Suudi Arabistan, yeni dönemde İsrail’in müttefiki mi, yoksa düşmanı mı olacak, bekleyip göreceğiz.
Reel politik gereği eğer Filistin tarafı Yahudi bölgesinin Batı Duvarı’nın yani Ağlama Duvarı olarak bilinen bölgenin hakimiyetini İsrail’e terk ederse, şehrin kalan kısmını da elinden kaybeder. Öte yandan İran’ın Şii hilali yayılmacılığı karşısında İslam dünyasının ve Türkiye’nin nasıl bir pozisyon alacağı da çok önemlidir. Ortadoğu’da estirilmeye çalışılan mezhepler savaşı buna işaret etmektedir. Ortadoğu’da güç merkezinin Suudi Arabistan ile İran arasında paylaşılmasının önüne geçilmelidir. Sünni Müslüman dünyası buna geçit verirse, söz konusu coğrafyada bir daha ayağa kalkmamız mümkün değildir. Ne İran’la karşı karşıya gelelim ve ne de onun Şii yayılmacılığına asla müsaade etmeyelim. Ancak ne yapılırsa yapılsın, görünen o ki İsrail-Filistin sorununun barışçıl bir şekilde çözümlenmesinin yolu; Uluslararası Hukuk’un koruyucusu (!) ve kollayıcısı BM’de düğümleniyor.
Her meselenin kilit noktası ve çözümü Türkiye’de... Erbakan merhumun dediği nasıl da çıktı. Söz konusu Suriye olunca hedef de Türkiye oldu. Allahu Teala yar ve yardımcımız olsun.







