--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyaset sosyolojisi

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
Ben sosyolog değilim. Konunun erbabı kalemler beni bağışlasınlar, bir Ak Parti değerlendirmesini sosyolojik olarak irdeleyip, asıl söylemek istediğimi sona bırakmak istiyorum.

1980’li yıllardan sonra sosyoloji önem kazandı. Kabul etmek gerekir ki darbe sonrası Türkiye’de entelektüel enerji hem farklı alanlara yöneldi ve hem de sosyoloji her kesimin ilgisini çekmeye başladı. Refah Partili siyaset döneminde kuru slogan ve ayağı yere basmayan bir söylem, içerikten, derin ufuklardan yoksun bir yapı hakimdi. İslamcılığımız saf ve samimi olsa da dünyaya bakışımız, gelişen hadiseleri doğru algılamamız ve okumamız sağlıklı değildi. Kendi içimize kapanıktık, ötekileştirici bir dilimiz vardı. Lideri kutsama, davaya “vahiy” gibi teslim olma, en temel zaafımızdı. Saadet Partisi’nin kurulmasıyla beraber dünyadaki gelişmeleri iyi okuyan “yenilikçi kanat” (şimdinin Ak Parti kurmayları) siyasetin nasıl yapılacağını, iktidar erkinin nasıl ele geçirileceğinin şifre ve kodlarını çözmeyi öğrendiler. Siyasi ve toplumsal darlığı, yok edici kalıpları aşmak için özgürlükçü bir söylem geliştirildi, hatta “Milli Görüş” gömleğinin çıkartıldığı bile itiraf edildi.

Seksenli yılların vesayetçi militarist katı yaklaşımları toplumu devlete yaklaştırdı. Özgürlük arayışları sivil alanı kuşatarak her kesimden destek aldı. İslamcı siyaset devletle tanışıncaya kadar demokrasi karşıtı bir söylem kullanıyordu. Refah Partisi’nin kısa dönem iktidarında İslamcı sosyolojinin ivme kazandığını söyleyebiliriz. Bu süreç Ak Parti’yle daha da hızlandı ve toplumun tüm katmanlarına yayıldı. Toplumdan güç alan iktidar vesayetçi sistemi dönüştürdü, özgürlükleri alabildiğine yaydı. Küresel güçlerin kendisine cephe alacağını bile bile Suriye ve Mısır’da farklı politikalar geliştirdi. İsrail’e kafa tuttu. Yönünü AB’den İslam dünyasına çevirdi. Buraya kadar liberallerle ve şu an Ak Parti’yi arkadan hançerleyen Hizmet camiasıyla hem fikiriz. Camianın itirazı şurada başlıyor: “Ak Parti toplumda güçlendikçe ve siyasal erki bütünüyle eline geçirdikçe İslamcı sosyolojinin özgürlükçü tavrı bütünüyle değişmeye başladı. Ak Parti artık tamamen otoriter bir görünüm vermektedir. Lideri de bu geminin diktatör kaptanıdır. Siyaseti merkezileştiren İslamcı söylem, kendine göre bütün söylemleri dönüştürmektedir. Misal olarak ilahiyat, hukuk, siyaset bilimi, sosyoloji…”

Hizmet hareketinin Ak Parti’yi devletçi otoriter bir çizgide görme sebebi, iktidarın kendilerini bitirme çabasına bağlanmaktadır. Yani Ak Parti kendisine karşı tezgahlanan küresel kumpasta Hizmet hareketinin rol aldığını deklare ederken, Hizmet camiası da partnerini yolsuzlukla suçlamaktadır.

Ben hâlâ aynı tezimi savunuyorum ki, o da şudur: Küresel güçler Ak Parti iktidarını gözden çıkarmış bulunmaktadırlar. Bu kulvarda Hizmet hareketini belli beklenti ve çıkar ilişkileri doğrultusunda kullandıkları kanaatindeyim. Zaten camianın öteden beri sağ partilerle ittifak yapıp kamu kurumlarında kadrolaşması bilinen bir gerçektir. Anlaşılan o ki Ak Parti’yi bitirinceye ve Tayyip Bey’in kafasını alıncaya kadar bu mücadele devam edeceğe benziyor. Peki ama nasıl? Hangi araçları, ne tür söylemi kullanarak, kimleri devreye sokarak yollarına devam edecekler? Bir iktidarı bitirme yöntemleri bellidir: Sandıkta tuş edersin, buna güçlerinin yetmeyeceğini görüyorlar. Darbe yaparak yönetimi ele geçirirsin, bu da mümkün değil. Bileği masada bükülü olarak duran vesayet, gelişmeleri sessizce izlemektedir. Durumdan vazife çıkaracak konumda değiller. Geriye üçüncü yol kalıyor, o da “sokak itirazı, cadde isyanları”

Ne yapılırsa yapılsın, toplumsal algıda henüz bir değişiklik yok. Halk her şeye rağmen iktidarın yanında ve onu destekliyor. Ak Parti’nin yakın vadede siyaseten bölünme zemini gözükmüyor. Belki şu üç yöntemi deneyebilirler: Uluslararası politikada iktidarın ipinin çekilmesi, ekonomik kriz ve çapı büyük yolsuzluk operasyonu. Sizce de bu üçü üzerinden gidilmiyor mu? Ak Parti’yi en büyük rantçı ve yolsuzlukla itham edenlerin kullandığı argümana dikkat ediniz. Camianın gazetesi Ertuğrul Günay’ın sözlerini baş manşete taşıyarak nereye varmak istiyor? İzmir’deki sit alanının olduğu Urla’da “bilmeden ayaklarına basmışım” diyen adam, sayın Başbakanı ve çevresini pisliğin içine çekmek istiyor. Kirli bir savaştır seyrettiğimiz..

Hizmet camiası bu savaştan kazanan olarak çıkacağını zannediyorsa yanıldığını ve çok yanlış bir zeminde ilerlediğini hatırlatalım. Vaazlarını severek dinlediğimiz ve hizmetlerini takdir ettiğimiz bir camianın bizleri arkadan vurması anlaşılır bir durum değil. Ortadoğu kaynıyor. Mezhep savaşlarının geçmişte kimseye faydası olmadığı gibi bundan sonra da kimseye faydası olmayacaktır.

Küresel değerlere yaslanıp ümmet bilincini bir tarafa bırakarak kardeşliğe kurşun sıkanlar, hangi taraf olursa olsun kaybetmeye mahkumdur. Dinler arası diyalog dünyevileşmedir. Kur’an dünyevileşmeyi asla onaylamadığı gibi kafirlerle iş birliğini de onaylamaz.

Beni bağışlasınlar, bir çift sözümüz de iktidara olsun. Devlet, halk için varsa bir önemi vardır, fakat hiçbir zaman kutsanacak makam değildir. Devletin bekası için evlatlar boğazlanmaz. Bunu aklı başında biri söylüyorsa, vay bizim halimize.. Güce tapmak bizim kitabımızda yazmaz. Allah’tan başkasının önünde eğilmeyenler, ellerine geçirdikleri güç erkini adaletle kullanmalı ve şefkatli bir ana, birleştirici bir baba gibi olmalıdır. Askeri oligarşi gücünü silahtan, üniversite bilimden, zenginler paradan, yargı hukuktan, iktidar ise gücünü milletten ve adaletten almalıdır. Bir kavme olan kinimiz, bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemelidir. Kaldı ki karşınızdakiler ehl-i kitap değil, ehl-i kıble kardeşleriniz. Yeni bir Sıffin ve Kerbela istemiyoruz. Yarın birbirinizin yüzüne bakamayacağınız eylemlere imza atmayınız. 

Hem Tayyip Bey’in ve hem de Fethullah Gülen Hocanın Kur’an’a olan aşk ve bağlılıklarını biliyorum. Akif’i sevdiklerini de.. O zaman bu gidişata Akifçe bakarak Rabbimizin Kelamullahının Nisa Suresinin 65. Ayetine bir kez daha bakmalarını acizane olarak tavsiye ediyorum.

“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle