PKK ile IŞİD saf değiştirirken
PKK ve IŞİD konusundan önce kısa bir paragraf açıp, “Kut’ul Amare” Zaferinin 100. yıldönümüne ilişkin birkaç kelam edelim. Kabul etmek gerekir ki, iktidar fincancı katırlarını ürkütmemek, taşların yerli yerince oturmasını sağlamak ve meyvenin olgunlaşması için bazı şeyleri ertelese de ötelemeden, günü ve vakti geldiğinde fiiliyata geçiriyor. Ertelenen alanlardan birisi de kültür ve tarihti. Yıllarca Kültür Bakanlığı, denge adına CHP zihniyetli şahsa odaklı çalıştı.Ama şimdi Mahir Ünal Beyle gerçekten yerini buldu. Kendisini Kut’ul Amare ile ilgili konuşmasında dinleyince, bu bakanlığın emin ellere geçtiğini bir kez daha anladım. 13 yıllık kalkınma ve demokratikleşme hamlesinde nihayet sıra kültür ve tarihe gelmişti. Geçen yıllarda, usta yönetmen Mesut Uçakan kardeşimizle bu konu üzerinde durmuştuk. TRT 1’de Filinta dizisinden hemen sonra yayınlanmaya başlayan “Sevda Kuşun Kanadında” dizisinde Mesut Uçakan imzasını görünce, işte şimdi tamam dedim.
Evet birileri çatlasa da patlasa da, İslamcı ve muhafazakar bir parantez açılıyor. Bundan sonraki hesaplaşma sadece Kemalizmle değil, 180 yıllık Batılılaşma hareketi ile olacaktır. Çünkü kültürün kotlarının değişimi Cumhuriyet ile değil, Fransız ihtilali ve bizde Tanzimatla başlar. Biz, ikinci meşrutiyete karşıyız. İkinci Abdulhamid’in yanımızda değeri çok büyüktür, lakin Mithat Paşa ve Namık Kemal’den de vazgeçmeyiz. Korkmayın ey laikçiler, “Vahdettin Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu” diye Necip Fazıl’ın eserini liselerde yardımcı kitap olarak okutmayız. O sizin vehminiz. Necip Fazıl, büyük bir mütefekkir ve edebiyatçıdır, dikkat buyurun, tarihçi değildir.
Hesaplaşma Batı ile olacaktır. Nedenini izah edeyim. Uluslararası güçler, coğrafya, kültür, din, ahlak işgalinden vazgeçmedikleri müddetçe asıl mücadele onlarla olacaktır, olmalıdır da. Türkiye’yi engellemek, kendi ayakları üzerinde durmasını baltalamak için küresel istihbarat ağı ve terör örgütleriyle adeta oynaşan, onları satrancın taşı gibi kullanan, miadı dolduğunda ise tarihin çöplüğüne fırlatan ABD ve kapı kullarından mutlak surette hesap sorulmalıdır.
Hem teröre ve hem de ülkemizi işgal etmeye çalışanlara karşı vatan savunması yapacağız.
Son yıllarda vurgun yedik, saldırıya uğradık. Türkiye yalnızlaştırıldı, krize sürüklendi, itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. 17 Aralıkta düğmeye bunlar bastı. Gezi olaylarını bunlar tertip etti. Kentlerde canlı bomba patlamalarıyla “Suriye’den elinizi çekin” dendi. Ama ne yapsalar, rayına oturmaya çalışan treni yeniden raydan çıkarmayı başaramıyorlar. İşte gelinen noktada PKK’nın da pili bitirilmek üzere. Fakat çok uluslu bir müdahale ile karşı karşıyayız. Daha önce de yazdık, Suriye krizi belli bir aşamaya getirildikten sonra Basra Körfezi’nde sular ısınacak. Türkiye-İran-Rusya gerginliği ve soğuk rüzgarların estirilmesi hep bir projedir. Şimdi küresel batılı güçler, mezhebler üzerinden savaş yürütmenin planını yapıyorlar. Kendisi direkt harekete geçmeyen odaklar, içerideki unsurları kullanarak bölgemizi işgal ediyorlar. Şimdi bölgesel güç haritasını yeniden tanzim etmeyi planlayan şeytani güçlere karşı 100 yıllık hesaplaşma söylemi yerindedir. Bize göre; Türk devletinin teröre karşı verdiği mücadele, işte bu çok uluslu kâfir güçlere karşı başlatılan vatan savunmasıdır. Buradan yazıyorum, bundan böyle iktidarın verdiği mücadele terörle mücadele değil, hem içerdeki unsurlar ve hem de o unsurları coğrafyamıza konuşlandıran güçlerle savaştır. Zaten PKK da bunun adını savaş olarak koydu. Tetikçi konumundaki PKK, ezber bozuyor. Dillendirdiği argüman, kendisini tetikçi olarak görevlendiren güçlerin söylemidir. Onların söyleyemediğini PKK’ya söyletiyorlar.
ULUSAL GÜCÜN HEDEFİNDE BASRA KÖRFEZİ VE KÂBE VAR
Dolayısıyla Başbakan Davutoğlu’nun Katar’da bulunması takdire şayandır. Katar’da askeri üs için anlaşma yapılıyor. PKK yerini IŞİD’e bırakacak. Amerika, Arapları köşeye sıkıştırdı. Mezhep krizi üzerinden bölgesel savaşlar sahnelenecek. Arap şeyhleri, petrol zenginleri ve yıllarca Amerika’ya hizmet eden Arap liderler, gelinen süreçte bundan sonra ABD’nin kendilerine gelecek güvencesi vermediğinin farkındalar. Şimdi bir de ister misiniz Amerika 11 Eylül’ün sorumlusu olarak Suudi Arabistan’ı göstersin. Ne olur sonuç? Washington ile Tahran’ın anlaşması karşısında yapılacak tek şey, Birleşik Arap Emirlikleri’yle Türkiye’nin ortak bir pakt oluşturması ve tehditlere yönelik geniş çaplı savunma sistemleri kurmaktır. Küfür tek millettir, bundan sonra da öyle olacaktır. İran’ın bu hesaplaşmada ABD ve müttefiklerinin yanında yer alması engellenmeli ve Türkiye bu sorunu çözmelidir. Ortadoğu’da sular durulmadan Türkiye’de tam istikrarı yakalamak ve terörün belini kırmak imkansızdır. Damar, bölgeye hükmetmeye çalışan iradeden besleniyor.







