Parlamenter sistem ve Başkan Erdoğan
Aslında Türkiye 2002’den bu yana değil 1994’ten beri Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetine amadedir. RP İstanbul İl Başkanlığından ve teşkilattaki kazanımlarından dolayı kader onu İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı yaptı. Siyasetin temelinden geldiği için, tüm makamlara bileğinin gücü ve tırnaklarıyla kazarak gelmiştir. Şiir değil de plaka bile okusaydı zindan onun için bir kaderdi. Zira oradan iktidara, güce ulaşan bir bileşke vardı. Tüm bunların akabinde Başkan Erdoğan, birden fazla seçim, referandum ve darbe girişimleri ve suikastların ardından 24 Haziran Başkanlık seçimiyle gücünü emsalsiz şekilde pekiştirdi.
Artık Başkan Erdoğan yönetim ve devlet Başkanıdır. Türkiye’nin yeni sistemi, onun kontrolündedir.
Medya Erdoğan’a her ne kadar ona yeni anayasal sistemin “ilk Cumhurbaşkanı” dese de, o Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Başkanıdır. Solcuların iddia ettiği gibi, Erdoğan muhalif rakipler üzerinde baskı kurarak, iktidarını perçinleme taraftarı değildir. Çünkü Erdoğan hiçbir zaman totaliter ve tek adamlığa oynamadı. Çünkü o, halkın içerisinden gelen birisi. Sokakta bir çocuk gördüğünde onu durup seven, balkonuna “ede bize buyurup bir çay içmez misin” diyen Maraşlı kadının davetine icabet eden bir adamdan diktatör olmaz. 3.5 milyon Suriyeli mülteciyi “bu bir vicdan meselesidir” diyerek topraklarında misafir eden bir siyasetçiden “tek adam” olmaz. 15 Temmuz darbe girişiminde, kaldığı otelin sahibi tarafından “efendim isterseniz sizi güvenilir Yunan adalarına götürelim” teklifine, “hayır ben milletimle beraber olacağım” diyen bir liderden “zorba” olmaz. Çünkü o, yalnızca milletin adamıdır. Dolayısıyla yeni Türkiye bilinmeyen bir geleceğe değil aydınlık yarınlara koşuyor. Bu ülkenin yarıdan fazlası Erdoğan’ın Başkanlığını tescilledi.
Foucault “Bilgi iktidar ve gücü, iktidar ve güç de bilgiyi üretir” diyordu. Bu kuram her zaman için geçerli değildir. Erdoğan’ın siyaset bilgisi ve toplumun içinden gelip yerli oluşu, ona güç katıyor. İmanı kavi, kıblesi düzgün, işi sağlam olan Erdoğan, gücünü Allah’tan alıyor. Allah’a yaslanmasa, bu millet ona destek vererek gücünü perçinlemez. Milletten destek almayanın da gücü olmaz. Şimdi söyleyin Allah aşkına, Erdoğan’ın geliştirdiği kuramda İnsanın insan üzerinde güç ve iktidar kurma mücadelesi var mı? Arkadaşlarının hepsine kendisinden önce makam hakkı tanıdı, lakin onların hepsi onu arkadan hançerlemeye çalıştı. O kadar saf ve temizdi ki, hain Gülen örgütünün paralel devlet kurma projesini göremedi. Alınları secdeli diye onlara da iktidardan pay verdi, kamuda konuşlandırdı. O kadar saftı ki, muhaliflerinin eleştirilerini göze alarak “ne istediniz de vermedik” bile diyebildi.
Bize göre Erdoğan’ın şekillendirdiği yeni sistemde herkes; apolitik, örgütsüz, toplumun zengin-yoksul, inanan-inanmayan, şehirli-kırsal, emekçi-işveren, kısaca her kesimin insanları, huzurlu bir hayat yaşayacaklardır. Erdoğan Batı’daki aydınlanma sürecini tersleyen bir siyaset geliştirmeyecek. Aksine; ruhunu İslam’ın temel dinamiklerinden alan, insanlığın faydasına olan bütün düşüncelere açık bir politika uygulayacaktır. Çünkü Erdoğan Ortadoğu’daki savaşların mezhepler üzerinden yürütüldüğünün farkında. Bu yüzden ülkeler arası siyasetin de iyi yönetileceğini düşünüyorum. Eğer Erdoğan Milli Eğitim sistemindeki İslam’a ve insanlığa mugayir ilkeleri değiştirir, öğrenciler bilimsel ve İslami öğretilerle yetişirse dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesi kaçınılmazdır.







