Özerklik yanlısı HDP, petrol konusunda ne düşünüyor?
Toprağın altındaki zenginliklerin en önemlisi petroldür. Bu zenginliklerin çoğu Arap ülkeleri havzasındadır. Irak’ı da bu kapsamda değerlendirdiğimizde bölgenin Kürt halkı kapsamında önemi oldukça büyük ve stratejik. Peki petrolle HDP’nin ilgisi ne? Neden HDP’nin bu konudaki görüşünü ve izlediği politikayı merak ettim? Çünkü HDP Güneydoğu’da kendisine güçlü bir koridor, perçinlenmiş bir imparatorluk kurmak istiyor. Nasıl olduğunu irdelemeye çalışalım.
Türkiye’nin üzerinden bağımsız petrol satışına başlayan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB), Ceyhan’da Bağdat’a bağlı Irak Milli Petrol Şirketi’ne (SOMO) petrol teslimatını durdurdu. Türkiye bu noktada Irak’ın ekonomik krizinin çözümüne ilişkin attığı adıma destek verdiğini, petrol anlaşmasına uyacağını, satışına engel olunmayacağını açıkladı.
Irak merkezi hükümet ile IKYB arasında petrol satışları konusundaki anlaşmanın neredeyse çökme aşamasına geldiği süreçte IKYB hak edişlerini tam alamadığını ve Bağdat’ı anlaşmaya uymamakla suçladı. IKYB, nisan ve mayısta SOLO’ya 550 bin varil/gün üzerinden petrol teslimatı yaptı ama karşılığında merkezi hükümetten 400’er milyon dolar aldı. IKYB Merkezi hükümetten ayda 1 milyar dolarlık hak ediş verilmediği takdirde başka seçenekleri devreye sokacağını bildirdi.
Irak merkezi hükümetinin işi gerçekten zor. Bir yandan ekonomisini düze çıkartmaya, bölgede etnik ve mezhepsel savaşla mücadele etmeye çalışırken diğer yanda bölgede çalışmalar yapan IŞİD’i pazifize etmenin yollarını aramaktadır.
Soru şu: IKYB’nin Türkiye üzerinden bağımsız petrol satışı yapmaya başlamasıyla, Kürdistan yolunda atılan adım ve Irak’ın bölünmeye doğru gittiğini söyleyebilir miyiz? Irak merkezi hükümetiyle IKYB’yi bendeniz biraz Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle HDP çatısı altında toplanan Kürtlerin mücadelesiyle örtüşüyor buluyorum. Şöyle ki, Türkiye’nin özellikle Güneydoğu ve doğusunda var olan Kürt toplumu devletin ulus bağlantısından ayrıldığını ve ümmetçi çizgide ilerlediğini söyleyerek (bu söylem mazlum Kürt halkının değil Marksist HDP ve üst yönetiminin, eşbaşkanlığı savunan parti yöneticilerine aittir. İyi irdelenirse paralel yapıyla eşbaşkanlık sisteminin aynı kapıya çıktığı görülecektir. Hatta ikincisi daha tehlikelidir. Birincisi saray darbesiyle iktidarı ele geçirip kaptanlık koltuğuyla yetinmeyi düşünürken ideolojik bir değişiklik hedeflememekte, ikincisi eşbaşkanlıkla devrimsel bir Marksist projeye hizmet etmektedir.), özerklik taleplerini her geçen gün genişletmektedir.
Daha ziyade ekonomi alanında faaliyet gösteren dernekleri bünyesinde toplayarak güçlü
bir sivil toplum kurmayı amaçlayan bir grup işadamı ve sanayici kurdukları “Kürdistan Sanayici ve İşadamları Derneği” vasıtasıyla,”Kürdistan coğrafyasında birliği, ekonomik ve sosyal-siyasal kalkınmayı, bölgesel ve sektörel potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmeyi (buradan sonraya dikkat buyurun efendim), Kürdistan politikalarının oluşturulmasını,özellikle Kürt ulusal ekonomi çevreleriyle iş birliğine gidilmesini hedeflemektedir. Büyükşehirlerde yönetimi elinde tutan, son seçimlerde de bu gücünü perçinleyen HDP, başta petrol ürünleri ve bakır, kalay, krom gibi önemli madenlerin ve Karakaya, Atatürk, Keban gibi büyük barajların, hidroelektrik santrallerinin işletilmesinde karar sahibi olmak için gelirlerinden asgari yüzde 20’lik bir pay talep ediliyor.
Bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz? Eşkıyalıktan başka bir anlamı yok bana göre. Ama onların gerekçesi şu: “Bu kaynakların değerlendirilmesi hakkı özerk bölgenindir”. İyi, çok güzel, ben de Ermeni ve Fransızların yaşadığı bölgede oturuyorum. Bu bölgede zengin bir Bizans parası var. Bundan böyle el koyup, bulup işletmesini devletten talep edeceğim. Nasıl efendim? Barajlar, Mardin’in Mazı Dağı’ndaki fosfat yatakları, bakırlar yetmez size, petrol gelirlerinin de tamamını isteyin, hatta Batı’daki yeni oluşturulan bütün HES’leri de size teslim edelim. Belki o zaman demokratik özerklik ve bağımsız Kürdistan devletinizi bir an kurma şansınız doğar efendim. Kürdistan üzerinden geçen petrol ve doğalgaz üzerinde tasarruf sahibi olmayı amaçlayanlar, büyük bir yanılgı içerisindedirler. Petrol ve doğalgaz üzerinden talep edilen % 20’lik bir pay finansmanıyla Türkiye Cumhuriyeti hükümetine direnen, bu vesileyle Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam sisteminin kurumsallaşmasını hedefleyen söz konusu dernek ve onun arkasındaki siyasal yapı, ateşle oynuyor.
Tabii Suriye Kürdistanını da unutmamak gerekiyor. Ortadoğu’da cereyan eden olaylardan Türkiye’de de yaşanan hadiseleri bağımsız düşünmek ve değerlendirmek, sağlıklı bir sonuç vermez. Önce bir Filistin sorunumuz vardı. Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu sorununun çözülemeyeceğini söyleyip durduk. Hâlâ da öyledir. Ama şimdi Irak ve Suriye, hatta Mısır’ı da eklediğimizde üç ana sorunun tek denklemde çözüleceğini, bu sorunların çözümünün arifesinde Filistin sorununun da kendiliğinden çözüleceğini düşünüyorum.
Biraz daha sabrınızı zorlayarak, son bir tespitle yazımı bitireceğim. ABD’nin desteği ve “IŞİD’in geri çekilmesiyle” Suriye’de PKK bağlantılı Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı Halk Savunma Güçleri sınır kasabası Tel Ebyad’ı ele geçirmiştir. Burada nasıl bir kirli savaş ve oyun oynanmaktadır? Türkiye’nin Suriye sınırı yeni bir Kürdistan çocuğuna mı işaret ediyor? Şimdi bağımsız ve tek başına bir Ak Parti iktidarının nasıl da elzem olduğunu görüyorsunuz değil mi? Ulusal sisteme paralel, dikey ve yandan bağlı olan partilerle Ortadoğu havzasının sorunlarının çözülemeyeceğini, bilakis Arap saçına döneceğini görmek gerekiyor.







