Ortadoğu siyaseti doğru eksende
AK Parti, Ortadoğu’da söz sahibi olabilmek için Filistin sorununun hamisi rolünde Ortadoğu’ya (Irak ve Suriye’ye) dramatik bir giriş yapmıştır. Eğer Suriye’ye girmemiş ve mültecileri Türkiye’de misafir etmemiş olsaydı, İran’ın yayılmacı politikası devreye girer, Suriye’nin BAAS rejiminin kaptanı Esed’in eli çok daha güçlenmiş olurdu. Bu sebeple Ak Parti, Ortadoğu’da halk kitlelerinin sempatisini kazanmak gerektiğini ve bunun yolunun da Filistin sorununu çözmek ve sahiplenmekten, dolayısıyla İsrail’e tavır almaktan geçtiğini biliyordu. Neticede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i Davos’ta dünyanın gözü önünde azarlaması ve katil imasında bulunması, Arap kitlelerinde büyük sempati topladı ve Türkiye’nin Ortadoğu’da rol almasını kolaylaştırdı. Bu dik duruş bile başlı başına Türkiye’nin dış politikada doğru yerde durduğunun en büyük delilidir. Yıllar yılı Filistin halkına zulüm uygulayan ve burnundan kıl aldırmayan İsrail’in sembol isimlerinden birisine atılan fırça, bir anda Erdoğan’ı Ortadoğu sokaklarında “kahraman” haline getirdi. Bazı mihrakları rahatsız etse de gerçek budur. Bu çıkışla Türkiye, emperyalist güçlere Ortadoğu’da önemli bir oyuncu ve kilit taşı olduğunu ve adil paylaşım masasında kendisine de yer açılması gerektiği mesajını vermiş oluyordu.
BM Güvenlik Konseyi’nin, Cenevre Bildirisi ile Viyana toplantılarında alınan kararları teyid etmesi ile Suriye’de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesi süreci hızla ilerliyor.
Özgür Suriye Ordusu ile 33 silahlı örgüt, BM anlaşmasıyla kabul edilen insani yardımların yapılmaması halinde Cenevre müzakerelerini tanımayacaklarını deklare ediyorlar ki, bizce doğru olan da budur. ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov Suriye krizi çözüm konularını görüşmek üzere 20 Ocak 2016’da İsviçre/Zürih’te bir araya gelmeyi planlıyor.
Son 15 yılda Rusya’nın, iç ve dış politika noktasında hain emellerini gerçekleştirebilmek için askeri güç kullanımını artırdığını görüyoruz. 1999’da Çeçenistan, 2008 Gürcistan, 2014’te Ukrayna’nın işgalini unutmayalım. Suriye hamlesi ise Rusya’nın gittikçe agresifleşen dış politikasını ve gerçekte amacının, Suriye içerisindeki terörist gruplarla hesaplaşmak değil Suriye’nin elini güçleştirmek olduğu aşikardır.
Ancak ne hikmettir bilinmez, Suriye’yi direkt işgalinde Rusya, uluslararası güçlerden destek görüyor. Kendisine karşıymış gibi dursa da ABD’den bile destek gören Rusya, Cenevre görüşmesinde elini güçlendirebilir. Rusya’nın elinin güçlenmesi demek, Suriye’deki işgalinin uzun soluklu olması anlamına gelir ki, bu dengenin değiştirilmesi elzemdir. Bu nasıl sağlanır? Suudi Arabistan’ın bölgedeki konumunun zayıflamaması gerekir. Türkiye’nin güçlü bir hamle ve yeni stratejiler belirlemesi gerekiyor. Amerika’ya hiçbir zaman güvenmemek gerekir. Nerede hangi kartı açacağı belli olmaz. Bu açıdan Cenevre görüşmesi önemli ama Türkiye’nin bu görüşmeye ne gibi bir hazırlığı var, belirleyici gücü ne kadar olur, doğrusu merak ediyorum. Bir ara soru sorayım: Rusya Suriye’de bugüne kadar IŞİD hedeflerini bombaladı mı? ABD koalisyonu tarafından desteklenen iç savaşın üçüncü taraflarını bertaraf etti mi? Hâlâ Suriye’de Esad’lı çözümü savunduğuna göre, muhalifleri ve Türkmenlerden başka hiç kimseyi hedefine almadığını söyleyebiliriz. ABD’nin bölgeyi sömürebilmek adına bölgeye katalizör olarak sürdüğü IŞİD, aslında Suriye’nin elini güçlendiren diğer bir faktör. Rusya işte tam bu noktada Washington’u IŞİD’e destek vermekle suçluyor ki, bu tezinde haklı olduğunu söyleyebiliriz. Rusya, BM üzerinden yeni bir dünya statüsünü isteye dursun, beni ilgilendiren, bu gelişmelerde Türkiye’nin bir hazırlığının, belirleyici bir rolünün olup olmadığıdır. Geleceği inşa, Ortadoğu sorununun güçlü bir şekilde çözümünden geçiyor. Başkanlık sistemi ve yeni anayasa kadar Filistin ve Ortadoğu sorunu da önemlidir. Birisinin diğerine üstünlüğü yok. Belki Ortadoğu’ya güçlü bir mühür vurmanın yolu Başkanlık sisteminden geçebilir. Başkanlık sisteminin yolu da güçlü ve bağımsız bir anayasadan geçiyor. Zaman hızla ilerliyor. Elimizi çabuk tutmalı ve dengelerin lehimize dönmesi için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
Bölgenin lideri (halifesi)Türkiye (Tayyip Erdoğan) olduğu takdirde nihai çözüm sağlanabilir. Gidişat o yöne doğru ama, uluslararası güçler ve içerdeki taşeronları şartları zorluyor. Nereye kadar acaba?
Not: Cumartesi günü Mescid-i Aksa imamı Yunus İkrimavi, Ümmetin Vicdanı Filistin konulu gecede, Kahramanmaraş Mehmed Akif Ersoy Kültür Merkezi’ndeydi. Resmi izinli gelmediği için TRT Haber muhabir olarak salona alınmadık. Yani değerli imamın gelişi, ulusal kanallara kapalı olarak gerçekleşti. Ne söyledi, neleri vaad etti, doğrusu bilmiyorum. Oysa, o güzel insanı konuşturmak isterdim. Hayırlısı olsun.







