--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ontolojik felaket

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

2000’li yıllar ve sonrası Müslümanlara bereket ve huzur getirdi. 90’lı yıllarda tartıştığımız, sohbet odalarının dışarısına çıkmayan, fikir dünyamızı inşa eden İslamcılık, Allah’a hamd olsun kısmen de olsa iktidara taşındı. Şöyle dersek belki daha doğru olur. Kemalist sistem, teoride olmasa da pratikte çöktü. Fakat laik-Kemalistlerin direnişi, dindar mütedeyyin insanların güçlü bir şekilde iktidarda olmamalarından dolayı hala 12 Eylül artığı, militarist Anayasa ile yönetiliyoruz. Milletin yetki verip meclise gönderdiği vekillerimize düşen, bundan sonra tüm insanlığın değerlerini kuşatan bir yasa hazırlamalarıdır.

Siyaseti çetin bir virajdan geçiren, Türkiye’de yeniden tek parti iktidarını  sağlayan, büyük Türkiye projesiyle milletin önüne çıkan, Türkiye’yi 13 yıldır yöneten kadrolara yetki veren milletimizi candan tebrik ediyorum. Suriye’den Filistin’e, Arakan’dan Bangladeş’e kadar Ak Parti’nin zaferini bayram havası ile kutlayan dünya Müslümanlarının gözü Türkiye seçimlerindeydi. Buraya kadar her şey tamam, eyvallah. Ama asıl iş, asıl yapmamız gereken şeylerin yeni başladığını bilmemiz gerekiyor. Artık vaktini siyasetçiye övgü dizerek zamanı hoyratça tüketen, boş şeylerle uğraşan, dünyadaki gelişmelerden habersiz kişi olmaktan vazgeçmenin zamanı geldi ve geçiyor.

2000’li yıllar ve sonrası Müslümanlara siyasal ölçekte nimet ve bereket getirdi ama inanç ve amalde kırılma, çözülme ve fay hatları oluştu. Değişmez sabitelerimiz, asla ödün vermediğimiz değerlerimizden vazgeçtik. Süper star bir gençlik yetişiyor, dediğimde bir dostum, ağabey bugün Yusuf Kaplan da aynı şeylere temas etmiş, dedi. Bu konu üzerinde kafa yorarken, doğrusu Yusuf Kaplan üstadın yazısını okumamıştım. Yazımı kaleme aldığımda bakma fırsatım oldu. İyi ki de bakmışım. Üstadın, ayağı yeren basan eleştirel bakışı takdire şayan. Sadece eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda önerilerini de sunuyor. Bugün köşeme, yazımın bundan sonrasında  Kaplan’ın fikirlerini konuk ediyor ve düşüncelerinin altına aynen imzamı atıyorum. Buyurun okuyalım:

“Manzara şu: Genç kuşak, format değiştiriyor: Post modern popüler ve vulger Amerikan kültürü tarafından sil baştan yeniden formatlanıyor: Ve ruhunu yitiriyor: Yoz medya rejimi, çocuklarımızı yozlaştırıyor; bu toprakların ruh köklerine yabancılaştırıyor.
Pozitivist, ezberci, sığ eğitim sistemi, genç kuşaklarımızı kişiliksiz, kimliksiz ve özgüveni sıfırlanmış, mankurtlaşmış, diploma için okula gidip-gelen ruhsuz makinalara dönüştürüyor.

Kültür hayatımız, medya ve eğitim sistemimizden daha dekadant/tefessüh etmiş bir görünüm arzediyor: Celladına âşık, metamorfoz yemiş bir entelijansiya, kültür’ü “küfür”e dönüştürüyor: Bize ait her şeyi inkâr ediyor, yerle bir ediyor: Bizim derûnî irfanî dip dalga’mızı ve genetik “kültürel” kodlarımızı siliyor!

DALGA KIRMA’YI BAŞARDIK; FAKAT...

Tarih, iki aşamalı bir süreçtir: Önce dalga kırılır, çakıltaşları temizlenir; sonra dalga kurulur, yapıtaşları döşenir. Burada hata yapan vurulur ve durdurulur.

Bu süreçte, ilk aşamayı az çok aştık çok şükür: Maddî bakımdan dalga kırdık. Korunaklı bir duvar ördük: İçerden ve dışardan vuruyorlar ama çökertemiyorlar.

Hakikat diye bir derdimiz yok, ne yazık ki! Her şey siyasa’dan ve piyasa’dan ibaret bu ülkede. Bu çok büyük bir felakettir tarih yapmış, tarihin akışını değiştirmiş bir toplum için: Ontolojik felaket.

İşte bu ulvî dertle hemdert, hemdost ve hemhâl olabildiğimiz içindir ki, dün, insanlığa hakikatten süt emen, herkese hayat hakkı tanıyan bir adalet, kardeşlik ve ruh medeniyeti hediye ettik.

Ama son iki asırdır köklü bir medeniyet buhranı yaşıyoruz: Medeniyet gökkubbemiz çöktü: Müslüman zihni, idraki, dili, “yer”i yerle bir oldu: Müslümanca duyuş, kavrayış, düşünüş ve yaşayış vasat’ımızı ve vasıta’larımızı, yetilerimizi ve yeteneklerimizi, ilkelerimizi ve zeminimizi yitirdik.

Eğer önümüzdeki dönemde -10 yıl içinde- eğitim, kültür, medya ve gençlik’te pergel metaforu ekseninde, gelecek 50 yılın, 100 yılın tohumlarını ekecek köklü bir inşa süreci başlatamazsak, “gemi” karaya oturur ve bunun hesabı çok ağır olur!

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle