Okul saldırılarının arka planında ne var?
Okul saldırılarının arka planında ne var?
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı; derin bir ahlaki, toplumsal ve manevi kırılmanın acı tezahürüdür. Genele yaymak ve herkesi aynı kategoride değerlendirmek çok yanlıştır.
Lakin kabul edelim ki, dijital hakimiyetin her tarafımızı kuşattığı zaman diliminde, yüzleşmemiz gereken toplumsal bir çürüme ile karşı karşıyayız. Henüz 14 yaşında bir çocuğun böylesine vahim bir eyleme sürüklenmesi, bireysel bir sapmadan çok daha fazlasını ifade eder.
Evet, bu toplumsal çürümede hepimizin payı var.
Bu olay, aileden eğitime, toplumdan değerler sistemine kadar uzanan geniş bir çöküş alanını gözler önüne sermektedir.
Eğer aile, toplum ve devlet olarak gereken önlemleri almaz isek, çok daha vahim eylemlere şahitlik yapabiliriz.
İslami perspektiften bakıldığında, insan hayatı dokunulmazdır. Kur’an-ı Kerim’de “Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde fesat çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir” hükmü, meselenin ağırlığını açıkça ortaya koyar.
Öğretmen bir anne ve polis bir babanın çocuğu, 9 canı göz göre göre katledebiliyorsa, burada bir müthiş bir çürümeden söz edebiliriz. Öfkemiz, O çocuğun kendisine değil, işlemiş olduğu eyleme ve içinde bulunduğu halet-i ruhiyeye olsun.
Bu ölçüye göre, masum canlara kıymak sadece hukuki değil, aynı zamanda en ağır manevi suçlardan biridir.
Şimdi tam da tefekkür etme zamanıdır. bir polisin nasıl 5 tane ruhsatlı silahı olabilir? Haydi oldu diyelim, silahlar nasıl çocuğun rahatlıkla ulaşabildiği yere bırakılır? Olayın hemen öncesinde, polis baba çocuğunu poligona atış yapmaya götürüyor. 14 yaşındaki çocuğun psikolojik yönden normal olmadığı söyleniyor.
Kahramanmaraş’ın 12 Şubat ilçesinde yer alan Ayser Çalık Ortaokulunda, çocuğun okula giriş esnasında onu denetleyen bir öğretmenden bahsediyor. Bu öğretmen neden başka bir okula nakledildi?
Gözünün yaşına bakılmaksızın, bu olayda ihmali olan herkes sorguya çekilmeli ve adalet önünde hesap vermelidir. Aksi takdirde can vermeye devam edeceğiz. Çünkü İslam, sadece suçu cezalandıran bir sistem değil; aynı zamanda suçu doğuran şartları ortadan kaldırmayı hedefleyen bir hayat nizamıdır.
Bu noktada şu soruları sormadan geçemeyiz: Bu çocuk nasıl bu noktaya geldi? Hangi boşluklar, hangi ihmaller bu karanlığı besledi?
Aile, İslam’da ilk mekteptir. Çocuğa merhameti, sabrı, öfke kontrolünü ve kul hakkını öğreten en temel kurumdur. Eğer bir çocuk, eline silah alıp cana kıyabilecek bir ruh haline gelmişse, burada sadece bireysel bir arıza değil; aile içi iletişimsizlik, ihmal ya da yanlış rol model sorunları da sorgulanmalıdır. Bilgiyle donatılmış ama vicdanla terbiye edilmemiş bir nesil, toplum için potansiyel bir tehdittir. İslam’ın “ilim” anlayışı, kuru bilgiyi değil; hikmetle yoğrulmuş, insanı insan yapan değerlerle bütünleşmiş bir bilinç halini ifade eder.
Modern çağın bir diğer büyük sınavı da dijital dünyadır. Kontrolsüz içerikler, şiddeti normalleştiren oyunlar, değersizleştirilmiş insan hayatı algısı…
Bunların hepsi, özellikle genç zihinlerde ciddi tahribatlar oluşturabilmektedir. İslami bakış açısı, insanın kalbini ve zihnini korumayı esas alır. Bu da sadece yasaklarla değil; bilinçli bir yönlendirme ve sağlam bir değerler eğitimiyle mümkündür. Merhum Necmettin Erbakan hoca, “önce ahlak ve maneviyat” düsturunu ön plana çıkarırdı.
Bir diğer önemli husus da adalet duygusudur. Toplumda adaletin zedelenmesi, genç bireylerde öfke ve yabancılaşma üretir.
Kendini değersiz, anlaşılmamış ve yalnız hisseden bir genç, zamanla içindeki öfkeyi yıkıcı biçimde dışa vurabilir.
İslam, adaleti sadece mahkemelerde değil, hayatın her alanında tesis etmeyi emreder.
İslam’ı sadece camilere hapseden bu neslin bir türlü başı belalardan kurtulmuyor. çünkü başımıza gelen bütün felaketleri kendi ellerimizle işliyoruz.
Bir hayat nizamı olan İslam, hayatın bütün yönlerini kuşatmadıkça, bizler kaybetmeye mahkumuz.
Okullarda din dersi, ahlak bilgisi ve zorunlu eğitime karşı çıkan seküler ve laik kesim, İnşallah bu olaylardan bir ders çıkarır da, bundan sonraki süreçte İslam ve Müslümanlarla savaşmaz.
Bu acı olay bize şunu açıkça göstermiştir: Sadece suçluyu konuşarak değil, suçu doğuran iklimi değiştirerek çözüm bulabiliriz. Daha fazla merhamet, daha fazla adalet, daha fazla sorumluluk…
Eğer bir çocuk katile dönüşüyorsa, orada sadece bir fail değil; ihmal edilmiş bir toplum da vardır.
Anadolu irfanını yeniden canlandırmalıyız. Bugün yapılması gereken; öfkeyle hüküm vermek değil, hikmetle anlamaya çalışmak ve bir daha böyle acıların yaşanmaması için köklü bir vicdan muhasebesine girmektir.