Mursi’nin idam kararının düşündürdükleri
Cumhuriyet’in internet sitesinde Can Dündar’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu üzerinden Menderes ve Mursi ile ilgili yazdığı yazıyı okuyunca, bu adamlar asla darbeden ve postal rejiminden vazgeçmezler dedim. Evet dedim, çünkü yazdıkları asla kabullenebilir şeyler değildi. İktidarı sevmeyebilirsiniz, hatta sırf şeriatçı olduğu için Mursi’ye de karşı olabilirsiniz. Sevmemek ve karşı olmak, gerçeği saptırmanızı, hele hele hakaret etmenizi gerektirmez. Kaleminizden fikir, saygı, özgürlük yerine kin, düşmanlık, tahrik ve vicdansızlık damlıyorsa, yaptığınız iş basın ve habercilik değil düpedüz tetikçiliktir.
Militarist darbeyi ve eski Türkiye’yi sahiplenmek ve savunmak için, sırf bizim Reis söylüyor diye karşı durmak, Mısır’ın darbecilerini savunmaya geçmek, hangi aklın, vicdanın ve sağ duyunun eseridir? İktidarı yolsuzlukla suçlayıp ne yaparlarsa yapsınlar “biraz hukuk bilen herkes, iktidarın suçlarının, baskılarının, yolsuzluklarının cezasız kalmayacağını görüyor.” diyebilmek, hakim ve savcı rolüne üstlenmek anlamına gelmez mi? Sonra da güya demokrasi yanlısı olduğunu göstermek için ekliyor: “Bu cezanın antidemokratik yollardan verilmesi gündeme gelirse nasıl ilk karşı çıkanlar biz olacaksak, hukuk yoluyla verilmesi için çaba gösterenler de, yine bizler olacağız.
Merhum Menderes ve idama yeni mahkum edilen Mursi üzerinden muhalefete, savcıya, basına saldırıldığını iddia eden Dündar, peki kendisi neyin üzerinden kime saldırmaktadır? Beraber bakalım.
Sayın Başbakan Davutoğlu’nun “Bu topraklarda bir daha hiçbir seçilmiş başbakan idam sehpasına çıkarılamayacak, muhakeme edilemeyecek.” cümlesini alarak, bu olsa olsa Davutoğlu’nun temennisi olabilir diyen Dündar, şöyle demiş oluyor. “Sen öyle söyle, günü ve vakti gelirse nasıl da muhakeme eder, hatta geçmişte olduğu gibi; önce asar, sonra yargılarız.”
Hakkını yemeyelim. Yazısının tek onayladığım bölümü şurasıydı ama oradan bile bir yerlere göndermede bulunduğu halde aynen alıyor ve altına imzamı atıyorum. İşte yazdıkları: “Önce, cümlenin ilk bölümünün altına imzamızı atalım: Darbe ve idam sözcükleri, demokrasi sözlüğünden çıkarılmalıdır. 21. yüzyılda, demokrasiye ve insan haklarına inanan hiç kimse, seçilmiş bir iktidarın darbeyle devrilmesine, seçilmiş bir başbakanın idam edilmesine rıza gösteremez, destek veremez.
Yassıada dramı ve Menderes’lerin idamı, Türk demokrasisinin bir kara sayfası, yüz karasıdır. Mursi’nin aynı kadere uğramaması için de uluslararası toplum Mısır Hükümeti’ne baskı yapmalıdır. Türkiye, bu çabalara önayak olmalıdır.”
Dündar’ın Mursi için söyledikleriyle AK Parti için söyledikleri örtüşüyor. Yani bizdeki mevcut iktidarı nasıl, nereden vurmaya çalışıyorsa, Mısır’ın halk tarafından seçilmiş reisi Mursi’yi de aynı noktalardan vurmaya çalışıyor. Mursi’nin içkiye, kıyafete karışmaya başladığını, devlette kadrolaştığını (bir yılda nasıl kadrolaştıysa?!), azınlıklarla uğraştığını, sıkıştığında din silahına sarıldığını söylüyor. Hatta daha ileri giderek Mursi’nin Firavun olduğunu söyleyecek kadar alçalmış. Şu satırlar ona ait: Firavunluğa son vereceği yerde, yeni firavun oldu. “Mübarek’leşti.” Darbeden sonra evet, Adeviyye Meydanı’nda yandaşları Mursi’yi savunuyordu, ama Tahrir’de de on binlerce insan, “Kurtulduk” diye kutlama yapıyordu.”
Mısır, insanlık için hisse alınacak tarihi olaylara sahne olmuş kadim bir ülkedir. Kardeşlerinin gazabına uğrayarak kuyuya atılan, oradan Mısır’ın zindanlarına düşen, sonrasında Mısır’a Allah’ın hükümleriyle devlet başkanı olan Hz. Yusuf, alınacak en büyük ibrettir. Çalkantılar, istikrarsızlık ve bugün için darbecilerin üstün pozisyonda görülmesi sizleri yanıltmasın. Dünya bir arayışın içerisinde. Her şey aslına rücû edecektir. Allah’ın takdiri Mursi’nin idamından yanaysa, Seyyid Kutup gibi Mursi de şehidler kervanına katılır. Ama dünya Müslümanlarına düşen, başta Türkiye olmak üzere, Mısır hükümetine baskı yapmalı ve idamın engellenmesine çalışılmalıdır.







