Mü’minlerin arasını düzeltin
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile İHH arasında, mübarek Ramazan ayının sonlarında gerçekleşen gerginlik, belli ki fırsat düşkünlerine ve İslam düşmanlarına malzeme olmuş. Tayyip Beyin “Bana mı sordunuz?” şeklindeki inceden İHH’ya yönelik sitemi üzerinden yine iktidara vurmak isteyen çevreler aslında ne İHH’nın ve ne de Tayyip Beyin dostudurlar.
Onlar fırsat düşkünü, Türkiye’nin kaosa sürüklenmesini isteyen ikiyüzlü insanlardır. Bendeniz AK Parti’nin Ortadoğu’da yürüttüğü politikasını önemsiyorum. İnsanlığın son adası ve ümidi olan iktidara yakın durduğum kadar, öteden beri uluslararası bir yardım kuruluşu olan İHH’ya da sempati duyuyorum. Riyadan Allah’a sığınırım, Kahramanmaraş’ta bugüne kadar iktidarımızın Suriye politikasına hizmet adına Suriyeli mülteci kardeşlerimize İHH eliyle 40 TIR yardım malzemesi yaptık. Diğer STK’larla el ele verip Türkmenlere Kahramanmaraş’tan 95 TIR yardım malzemesi gönderdik.
Halen de İHH eliyle çadırkentte barınan mülteci kardeşlerimize ve kent içerisinde konuşlandırılan mazlum Suriye halkına yardımlar sürmektedir.
Birkaç gündür moralimi alt üst eden iki cümle üzerinde düşünüyorum, lakin içinden çıkabilmiş değilim. “İsrail’le örtünen çıplak kalır” ve “bana mı sordunuz?” cümleleri, düşmanları sevindirdi mi bilmiyorum ama hem iktidar cenahını hem de İHH camiasının çok üzüldüğünü biliyorum. İki taraftan da kardeşlerimle görüşüyorum. Acaba bu iki cümleyi nasıl eritip, yarın yapacağımız bayrama sevinçle girebiliriz diye düşünürken, aklıma Hucurat Suresi’nin 10. ayeti geldi. Ayetin meali şöyle:
“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah’tan sakının ki size acısın.”
2010 yılında İHH’nın insani yardım taşıyan gemisi Mavi Marmara, Gazze ablukasını delmek amacıyla Türkiye’den yola çıkmış, Akdeniz’de İsrail komandolarının baskınına uğramıştı. İşte biz o baskında 10 şehit vermiş, bu olayın ardından da Türkiye-İsrail ilişkileri askıya alınmıştı. İHH’nın Gazze’ye doğru yol alırken bizzat dönemin Başbakanı Tayyip Beyden izin alıp almadığını bilmiyorum. Bildiğim o ki, kendisi de bir Filistin sevdalısı olan Tayyip Beyin bu meseleye sıcak bakacak olduklarını düşünmüş olabilirler. Buraya kadar zaten sıkıntı yok. Belki de İHH’nın Filistin deyişi diye nitelendirdiği “İsrail’le örtünen çıplak kalır’ cümlesinin sahiplenilerek seslendirilmesidir.
İHH’nın bu cümleyi sahiplenerek Tayyip Beye ve iktidara göndermede bulunmasını onaylamıyorum. Bana göre bu incitici cümle Tayyip Beyi kızdırmış ve belki de o yüzden “bana mı sordunuz?” cümlesini sarf etmesine sebep olmuştur.
Tabii ki STK’ların siyaseti dizayn etmeye kalkışması doğru değildir. Filistin ve Gazze’ye yönelik İHH’nın olduğu kadar iktidarın da hassasiyeti vardır. Devlet daha iki gün önce Mersin’den 10 bin tonluk gemi harekete geçirdi. Gazze’de 200 yataklı bir devlet hastanesini bitirdi ve yakında hizmete açılacak. Bülent Yıldırım Beyin de yüzünün her karesine Filistin sevdasının ve yetimlerin sevgisinin sindiğini görüyorum.
Şunu da kabul etmeliyiz ki, iktidar uluslararası bir adım atıyor. Ortadoğu’da yalnızlaştırılmanın manevrası ve küresel bazda 2023’e nasıl sağ salim varabilirizin hesapları yapılıyor. Bunca önemli meseleler varken kendi içimizde kırgınlıklar ve yıkıcı, incitici çıkışlar yapmanın hiç kimseye faydası olmaz.
Öte yandan, İHH’nın gerek Ortadoğu’da gerekse diğer mazlum, mustaz’af ülkelerde yaptığı yardımları görmezden gelmek de, insaflı bir tavır olamaz.
İki Gazze aşığının yolu ayrışmamalı, bu noktada mü’minlere düşen arayı bulup düzeltmek olmalıdır.
İslam dünyasının lideri Tayyip Beydir.
İHH’nın, bu yanlış anlamada ilk adımı atmış olması ve incitici olabilecek sözün telafisine giderek özür dilemesi, takdir edilecek bir davranıştır.
Temennim odur ki, bu iş sadece bununla sınırlı kalsın.
Gönül isterdi ki Gazze’ye uygulanan abluka büsbütün kalksın. Mavi Marmara mağdurlarına bağış değil tazminat ödensin.
Allah aşkına hangi vicdan şimdi kalkıp da Tayyip Beyin Gazze’nin hürriyetine kavuşmasını istemediğini söyleyebilir?
Daha fazlasını yapabilme imkânı var da yapmıyorsa beraber eleştirelim.
Şimdi soruyoruz:
İsrail 20 milyon dolar bağışı şarta bağlayıp, karşılığında davaların düşürülmesini ön şart olarak ileri sürmüşse, siz buna rağmen iktidarın karşısına geçerek isyan bayrağı mı açacaksınız?
İHH kurum olarak, bu konunun çözümünü şehit ailelere bırakmalıdır. Kendi kurumsal kimliğini ön plana çıkartırsa daha da zarar görür.
Dostlarınızı kendinizden uzaklaştırmayınız. İnanın bedelini birlikte ödüyoruz. Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak varken, ayrılık, gayrılık bize yakışmaz.







